Blood+ Gibi Vampir Miras Temalı 15 Novel Önerisi! Kanlı Klanlar: Geceye Hazır Ol!
Vampirlerin karanlık dünyasına dalmaya hazır mısın? Blood+ hayranıysan, bu 16 novel ile kanlı mirasın izini sürecek, unutulmaz maceralara atılacaksın!
1. Vampire Hunter D Serisi: Karanlığın Avcısı Geliyor
Yolcu, eğer Blood+’ın o gotik havasını, karanlık atmosferini sevdiysen, Vampire Hunter D serisi tam sana göre. D, bir dhampir, yani vampir babadan ve insan anneden doğmuş bir melez. Bu özelliği ona hem insanüstü güçler veriyor hem de iki dünya arasında sıkışıp kalmasına neden oluyor. D, dünyayı vampirlerden temizlemek için yollara düşüyor. Ama bu öyle bildiğin "vampir avcısı" hikayelerinden değil. D'nin iç dünyası, yalnızlığı, çaresizliği seni derinden etkileyecek. Hikaye, uzak bir gelecekte geçiyor. Nükleer savaş sonrası dünya, vampirlerin ve diğer mutant yaratıkların kol gezdiği bir yer haline gelmiş. İnsanlar ise hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Vampire Hunter D serisi sadece aksiyon ve kan dökmekten ibaret değil. Aynı zamanda insanlık, aşk, fedakarlık gibi temaları da işliyor. D'nin yolculuğu boyunca karşılaştığı insanlar ve vampirler, ona farklı bakış açıları kazandırıyor. Özellikle vampir aristokrasisi, kendi içinde karmaşık bir hiyerarşiye sahip. Güç, entrika ve ihanet bu dünyanın temel taşları. Serinin en sevdiğim yanı ise D'nin asla pes etmemesi. Ne kadar zor durumda olursa olsun, inandığı değerler için savaşmaya devam ediyor. Bu da onu gerçek bir kahraman yapıyor.
Bu serinin romanları, animeleri ve mangaları var. Hepsini tüketebilirsin. Ama bence işe romanlardan başla. Hideyuki Kikuchi'nin kaleminden çıkan bu karanlık dünya, seni içine çekecek. Özellikle Yoshitaka Amano'nun çizimleri, seriye ayrı bir hava katıyor. D'nin o uzun saçları, asil duruşu, gizemli bakışları... Amano, karakteri adeta yeniden yaratmış.
Seyir Defteri Notu: D'nin kılıcındaki yaşayan yüzü unutma. Ona sol eliyle fısıldayarak emirler veriyor. Bu detay, serinin gizemini ve karanlığını daha da artırıyor.
Rota Önerisi: Vampire Hunter D serisini bitirdikten sonra, Castlevania animesine bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir gotik atmosfer ve vampir avı teması bulacaksın.
2. The Southern Vampire Mysteries (True Blood): Güneyin Kanlı Sırları
Yolcu, eğer Blood+’da vampirlerin toplumla entegre olmaya çalıştığı, ama bunun beraberinde getirdiği sorunları merak ediyorsan, The Southern Vampire Mysteries serisi tam sana göre. True Blood dizisi olarak da bilinen bu seri, Sookie Stackhouse adında telepatik bir garsonun hikayesini anlatıyor. Sookie, vampirlerin varlığını kabul eden bir dünyada yaşıyor. Hatta onlarla iç içe. Ancak bu durum, beraberinde bir sürü tehlikeyi de getiriyor.
Serinin en büyük özelliği, vampirlerin toplumdaki yerini sorgulaması. Vampirler, sentetik kan sayesinde insanlara saldırmadan hayatta kalabiliyor. Ancak bu durum, onların doğasını değiştirmiyor. Hala avcılar ve hala tehlikeliler. Sookie ise bu iki dünya arasında sıkışıp kalmış durumda. Hem insanlara hem de vampirlere karşı hisleri var. Bu da onu karmaşık bir karakter yapıyor. Ayrıca seride sadece vampirler yok. Kurt adamlar, şekil değiştiriciler, periler gibi bir sürü doğaüstü yaratık da var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor.
Charlaine Harris'in yazdığı bu seri, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda güneyin sıcakkanlı atmosferini, küçük kasaba dedikodularını ve aile sırlarını da içeriyor. Sookie'nin ailesi, geçmişi, yaşadığı kasaba... Hepsi hikayenin bir parçası. Bu da seriyi daha gerçekçi ve samimi yapıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da güney gotiği tatmak istiyorsan, bu seriye mutlaka bir şans vermelisin. Ama dizisiyle romanları farklı ilerliyor, benden söylemesi.
Seyir Defteri Notu: Sookie'nin telepatik güçleri, onu hem avantajlı hem de dezavantajlı duruma sokuyor. Düşünceleri okuyabildiği için yalanları kolayca fark ediyor. Ama aynı zamanda insanların en karanlık sırlarına da tanık oluyor.
Rota Önerisi: The Southern Vampire Mysteries'i bitirdikten sonra, Interview with the Vampire filmine bir göz atabilirsin. Orada da vampirlerin iç dünyasına, felsefelerine ve aşklarına tanık olacaksın.
3. The Black Dagger Brotherhood: Kardeşliğin Karanlık Yemini
Yolcu, eğer Blood+’da savaşçı vampirlerin bir araya gelerek dünyayı kötülüklerden koruması fikrini sevdiysen, The Black Dagger Brotherhood serisi tam sana göre. J.R. Ward'ın yazdığı bu seri, altı vampir savaşçısının hikayesini anlatıyor. Bu kardeşlik, vampir ırkını Lessers adı verilen yaratıklardan korumakla görevli. Her bir üye, farklı bir geçmişe, farklı bir kişiliğe sahip. Ama hepsinin ortak bir amacı var: Kardeşliği korumak ve vampir ırkını kurtarmak.
Serinin en büyük özelliği, karakterlerin derinliği. Her bir savaşçının kendi aşk hikayesi, kendi travmaları var. Bu da onları daha gerçekçi ve samimi yapıyor. Ayrıca seride sadece aksiyon ve savaş yok. Aynı zamanda aşk, tutku, fedakarlık gibi temalar da işleniyor. Vampirlerin kendi içindeki hiyerarşi, gelenekler ve görenekler de hikayenin önemli bir parçası. Yazar, vampir dünyasını detaylı bir şekilde işlemiş. Bu da seriyi daha inandırıcı ve sürükleyici yapıyor.
The Black Dagger Brotherhood serisi, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir aile hikayesi. Kardeşlik, birbirlerine destek oluyor, birbirlerini koruyor ve birbirlerine güveniyor. Bu da seriye ayrı bir sıcaklık katıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da romantizm tatmak istiyorsan, bu seriye mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, serinin ilk kitapları biraz yavaş ilerliyor. Ama sabret, sonrasında olaylar hızlanıyor.
Seyir Defteri Notu: Kardeşliğin her bir üyesinin farklı bir dövmesi var. Bu dövmeler, onların güçlerini ve geçmişlerini temsil ediyor.
Rota Önerisi: The Black Dagger Brotherhood'u bitirdikten sonra, Lords of the Underworld serisine bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir savaşçı kardeşlik ve doğaüstü yaratıklar teması bulacaksın.
4. Anita Blake, Vampire Hunter: St. Louis'in Dişi Avcısı
Yolcu, eğer Blood+’da vampirlerle iç içe yaşayan, onlarla işbirliği yapan bir karakter görmek istiyorsan, Anita Blake, Vampire Hunter serisi tam sana göre. Laurell K. Hamilton'ın yazdığı bu seri, Anita Blake adında bir zombi canlandırıcısının ve vampir avcısının hikayesini anlatıyor. Anita, St. Louis şehrinde yaşıyor ve doğaüstü olaylarla ilgileniyor. Hem zombileri canlandırıyor hem de vampirleri avlıyor. Ama bu öyle bildiğin "iyi kız" hikayesi değil. Anita, karanlık ve tehlikeli bir dünyada yaşıyor ve hayatta kalmak için her şeyi yapmak zorunda.
Serinin en büyük özelliği, Anita'nın karmaşık kişiliği. Hem güçlü bir kadın hem de kırılgan bir insan. Hem vampir avcısı hem de zombi canlandırıcısı. Bu da onu ilginç bir karakter yapıyor. Ayrıca seride sadece vampirler ve zombiler yok. Kurt adamlar, şekil değiştiriciler, succubuslar gibi bir sürü doğaüstü yaratık da var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Anita'nın aşk hayatı da oldukça karmaşık. Hem vampirlerle hem de kurt adamlarla ilişkisi var. Bu da seriye ayrı bir erotizm katıyor.
Anita Blake, Vampire Hunter serisi, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir polisiye hikayesi. Anita, doğaüstü suçları çözmekle görevli. Bu da seriye ayrı bir gerilim katıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da polisiye tatmak istiyorsan, bu seriye mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, serinin ilerleyen kitaplarında erotizm dozu artıyor. Bu da bazı okuyucuları rahatsız edebilir.
Seyir Defteri Notu: Anita'nın güçleri, onun duygusal durumuyla bağlantılı. Ne kadar öfkeli veya tutkulu olursa, o kadar güçlü oluyor.
Rota Önerisi: Anita Blake, Vampire Hunter'ı bitirdikten sonra, Mercy Thompson serisine bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir güçlü kadın karakter ve doğaüstü yaratıklar teması bulacaksın.
5. Peeps: Gece Yarısı Atıştırmalıkları
Yolcu, eğer Blood+’ın o bilim kurgu öğelerini, vampirizmin bir virüs sonucu ortaya çıkması fikrini sevdiysen, Peeps serisi tam sana göre. Scott Westerfeld'in yazdığı bu seri, Cal Thompson adında bir vampir avcısının hikayesini anlatıyor. Cal, vampirizme neden olan bir parazitle enfekte olmuş. Bu da onu vampirleri avlamakla görevli bir organizasyona katılmaya zorlamış. Ama Cal'in durumu biraz farklı. O, "peep" adı verilen, henüz tam olarak vampire dönüşmemiş insanları avlıyor.
Serinin en büyük özelliği, vampirizmin bilimsel bir açıklaması olması. Vampirizm, bir virüs veya parazit sonucu ortaya çıkıyor. Bu da seriye ayrı bir gerçekçilik katıyor. Ayrıca seride sadece vampirler yok. Kurt adamlar, şekil değiştiriciler, cadılar gibi bir sürü doğaüstü yaratık da var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Cal'in aşk hayatı da oldukça karmaşık. Hem vampirlerle hem de insanlarla ilişkisi var. Bu da seriye ayrı bir gerilim katıyor.
Peeps serisi, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir gençlik hikayesi. Cal, hem vampirleri avlamakla hem de ergenlik sorunlarıyla uğraşıyor. Bu da seriye ayrı bir samimiyet katıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da bilim kurgu tatmak istiyorsan, bu seriye mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, serinin dili biraz gençlere yönelik. Bu da bazı okuyucuları rahatsız edebilir.
Seyir Defteri Notu: Cal'in enfekte olduğu parazit, ona bazı özel güçler veriyor. Örneğin, vampirleri daha kolay tespit edebiliyor ve daha hızlı iyileşebiliyor.
Rota Önerisi: Peeps serisini bitirdikten sonra, Uglies serisine bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir bilim kurgu teması ve gençlik sorunları bulacaksın.
6. The Strain: Virüsün Karanlık Yüzü
Yolcu, Blood+’daki o biyolojik savaş, vampirizmin bir hastalık gibi yayılması temasını sevdiysen, The Strain serisi tam sana göre. Guillermo del Toro ve Chuck Hogan'ın yazdığı bu seri, New York'ta ortaya çıkan gizemli bir virüsün hikayesini anlatıyor. Bu virüs, insanları vampire benzer yaratıklara dönüştürüyor. Dr. Ephraim Goodweather ve ekibi, bu virüsün kaynağını bulmak ve yayılmasını engellemek için mücadele ediyor. Ama bu öyle kolay bir iş değil. Virüs, hızla yayılıyor ve New York, cehenneme dönüyor.
Serinin en büyük özelliği, vampirizmin bilimsel bir açıklaması olması. Vampirizm, bir virüs sonucu ortaya çıkıyor ve tıbbi olarak inceleniyor. Bu da seriye ayrı bir gerçekçilik katıyor. Ayrıca seride sadece vampirler yok. Eski vampirler, avcılar, gizli örgütler gibi bir sürü farklı karakter var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Dr. Goodweather'ın kişisel sorunları da hikayenin önemli bir parçası. Hem virüsle mücadele ediyor hem de ailesini korumaya çalışıyor.
The Strain serisi, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir gerilim hikayesi. Virüsün yayılması, insanların çaresizliği ve umutsuzluğu, seriye ayrı bir karanlık hava katıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da gerilim tatmak istiyorsan, bu seriye mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, serinin bazı sahneleri oldukça kanlı ve şiddetli. Bu da bazı okuyucuları rahatsız edebilir.
Seyir Defteri Notu: Vampirlerin dilleri, uzun ve sivri bir yapıya sahip. Bu dilleri, insanları enfekte etmek için kullanıyorlar.
Rota Önerisi: The Strain serisini bitirdikten sonra, World War Z kitabına bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir salgın ve insanlığın hayatta kalma mücadelesi bulacaksın.
7. I Am Legend: Son İnsan, İlk Efsane
Yolcu, eğer Blood+’daki o yalnızlık, hayatta kalma mücadelesi temasını sevdiysen, I Am Legend romanı tam sana göre. Richard Matheson'ın yazdığı bu roman, Robert Neville adında bir adamın hikayesini anlatıyor. Robert, bir salgın sonucu vampirlere dönüşen insanlarla dolu bir dünyada tek başına hayatta kalmaya çalışıyor. Gündüzleri vampirleri avlıyor, geceleri ise evine kapanıp hayatta kalmaya çalışıyor. Ama bu öyle kolay bir iş değil. Yalnızlık, korku ve umutsuzluk, Robert'ı her geçen gün daha da yıpratıyor.
Romanın en büyük özelliği, Robert'ın psikolojik durumu. Yalnızlık, korku ve umutsuzluk, Robert'ın aklını yavaş yavaş ele geçiriyor. Bu da seriye ayrı bir gerçekçilik katıyor. Ayrıca romanda sadece vampirler yok. Farklı türde vampirler, mutantlar ve Robert'ın hayalleri var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Robert'ın geçmişi, ailesi ve kaybettiği sevdikleri de hikayenin önemli bir parçası.
I Am Legend romanı, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir bilim kurgu hikayesi. Salgının nedeni, vampirlerin özellikleri ve Robert'ın hayatta kalma yöntemleri, bilimsel bir bakış açısıyla anlatılıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da psikolojik gerilim tatmak istiyorsan, bu romana mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, romanın sonu oldukça şaşırtıcı ve düşündürücü.
Seyir Defteri Notu: Vampirler, sarımsak ve haç gibi şeylerden etkilenmiyor. Sadece güneş ışığına karşı savunmasızlar.
Rota Önerisi: I Am Legend romanını okuduktan sonra, The Road romanına bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir kıyamet sonrası dünya ve hayatta kalma mücadelesi bulacaksın.
8. Let the Right One In: Masumiyetin Karanlık Yüzü
Yolcu, eğer Blood+’daki o çocuk vampir, masumiyet ve karanlık arasındaki tezat temasını sevdiysen, Let the Right One In romanı tam sana göre. John Ajvide Lindqvist'in yazdığı bu roman, Oskar adında zorbalığa uğrayan bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Oskar, bir gün Eli adında gizemli bir kızla tanışıyor. Eli, vampir ve Oskar'ın hayatı bir anda değişiyor. Birlikte zorbalıkla mücadele ediyorlar, arkadaş oluyorlar ve birbirlerine destek oluyorlar. Ama bu öyle bildiğin "arkadaşlık" hikayesi değil. Eli, karanlık bir sır saklıyor ve Oskar'ı da bu sırrın içine çekiyor.
Romanın en büyük özelliği, karakterlerin derinliği. Oskar ve Eli, hem güçlü hem de kırılgan karakterler. Zorbalık, yalnızlık ve umutsuzluk, onları birbirine bağlıyor. Bu da seriye ayrı bir gerçekçilik katıyor. Ayrıca romanda sadece vampirler yok. Pedofili, alkolizm, aile içi şiddet gibi bir sürü karanlık tema var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Oskar ve Eli'nin ilişkisi, hem masum hem de rahatsız edici. Bu da seriye ayrı bir gerilim katıyor.
Let the Right One In romanı, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir psikolojik gerilim hikayesi. Oskar ve Eli'nin ilişkisi, okuyucuyu sürekli olarak rahatsız ediyor ve düşündürüyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da psikolojik gerilim tatmak istiyorsan, bu romana mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, romanın bazı sahneleri oldukça rahatsız edici ve şiddetli.
Seyir Defteri Notu: Eli, uzun yıllardır aynı yaşta kalmış. Sürekli olarak yer değiştiriyor ve kimliğini gizliyor.
Rota Önerisi: Let the Right One In romanını okuduktan sonra, The Fall filmine bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir masumiyet ve karanlık arasındaki tezat teması bulacaksın.
9. Fevre Dream: Mississippi'nin Kanlı Rüyası
Yolcu, eğer Blood+’daki o tarihi atmosferi, vampirlerin kölelik döneminde yaşadığı zorlukları merak ediyorsan, Fevre Dream romanı tam sana göre. George R.R. Martin'in yazdığı bu roman, 1857 yılında Mississippi Nehri'nde geçiyor. Abner Marsh adında bir gemi kaptanı, Joshua York adında gizemli bir adamla ortaklık kuruyor. Joshua, Abner'a yüklü miktarda para veriyor ve ondan Fevre Dream adında lüks bir gemi inşa etmesini istiyor. Ama Joshua'nın bir sırrı var. O, vampir ve Fevre Dream, onun planları için sadece bir araç.
Romanın en büyük özelliği, tarihi atmosferi. 1857 yılının Mississippi Nehri, kölelik, ırkçılık ve sınıf farklılıklarıyla dolu bir yer. Bu da seriye ayrı bir gerçekçilik katıyor. Ayrıca romanda sadece vampirler yok. Köleler, gemi kaptanları, kumarbazlar gibi bir sürü farklı karakter var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Joshua'nın geçmişi, planları ve Abner'la olan ilişkisi de hikayenin önemli bir parçası.
Fevre Dream romanı, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir tarihi roman. Kölelik, ırkçılık ve sınıf farklılıkları, vampirlerin dünyasıyla iç içe geçiyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da tarihi roman tatmak istiyorsan, bu romana mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, romanın dili biraz ağır ve detaylı. Bu da bazı okuyucuları yorabilir.
Seyir Defteri Notu: Vampirler, Mississippi Nehri'ni kullanarak seyahat ediyor ve insanları avlıyor.
Rota Önerisi: Fevre Dream romanını okuduktan sonra, North and South dizisine bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir Amerikan İç Savaşı dönemi atmosferi ve sınıf farklılıkları bulacaksın.
10. Carmilla: Gotik Aşkın Kanlı Bedeli
Yolcu, eğer Blood+’daki o gotik atmosferi, lezbiyen vampir temasıyla harmanlanmış bir hikaye arıyorsan, Carmilla romanı tam sana göre. Joseph Sheridan Le Fanu'nun yazdığı bu roman, Laura adında genç bir kızın hikayesini anlatıyor. Laura, ıssız bir şatoda yaşıyor ve bir gün Carmilla adında gizemli bir kızla tanışıyor. Carmilla, Laura'nın hayatına giriyor ve ikisi arasında tuhaf bir ilişki başlıyor. Ama Carmilla'nın bir sırrı var. O, vampir ve Laura'nın hayatı tehlikeye giriyor.
Romanın en büyük özelliği, gotik atmosferi. Issız şato, karanlık ormanlar, gizemli olaylar, seriye ayrı bir gerilim katıyor. Ayrıca romanda sadece vampirler yok. Hayaletler, efsaneler ve Laura'nın hayalleri var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Laura ve Carmilla'nın ilişkisi, hem tutkulu hem de tehlikeli. Bu da seriye ayrı bir erotizm katıyor.
Carmilla romanı, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir gotik aşk hikayesi. Laura ve Carmilla'nın ilişkisi, okuyucuyu sürekli olarak rahatsız ediyor ve düşündürüyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da gotik aşk tatmak istiyorsan, bu romana mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, romanın dili biraz eski ve detaylı. Bu da bazı okuyucuları yorabilir.
Seyir Defteri Notu: Carmilla, vampir efsanelerinin en eski örneklerinden biri. Bram Stoker'ın Dracula romanına ilham kaynağı olmuş.
Rota Önerisi: Carmilla romanını okuduktan sonra, Dracula filmine bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir gotik atmosfer ve vampir teması bulacaksın.
11. House of Night Serisi: Gece Okulunun Sırları
Yolcu, eğer Blood+'daki o seçilmiş kişi temasını, vampirlerin özel bir okulda eğitildiği bir evreni merak ediyorsan, House of Night serisi tam sana göre. P.C. Cast ve Kristin Cast'in yazdığı bu seri, Zoey Redbird adında genç bir kızın hikayesini anlatıyor. Zoey, bir gün "İşaret"leniyor ve vampir olmak üzere seçiliyor. Bunun üzerine House of Night adındaki özel bir okula gitmek zorunda kalıyor. Bu okulda, vampirlerin yeteneklerini öğreniyor, yeni arkadaşlar ediniyor ve bir sürü tehlikeyle karşılaşıyor. Ama Zoey'nin durumu diğerlerinden farklı. O, beş elementin gücüne sahip ve bu da onu özel kılıyor.
Serinin en büyük özelliği, gençlere yönelik olması. Vampirlerin okul hayatı, aşk ilişkileri, arkadaşlıkları ve sorunları, seriye ayrı bir samimiyet katıyor. Ayrıca seride sadece vampirler yok. Cadılar, kurt adamlar, melekler gibi bir sürü doğaüstü yaratık da var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Zoey'nin aşk hayatı da oldukça karmaşık. Hem vampirlerle hem de insanlarla ilişkisi var. Bu da seriye ayrı bir gerilim katıyor.
House of Night serisi, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir gençlik hikayesi. Zoey'nin kendini keşfetme süreci, arkadaşlıkları, aşkları ve sorunları, seriye ayrı bir samimiyet katıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da gençlik hikayesi tatmak istiyorsan, bu seriye mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, serinin dili biraz gençlere yönelik. Bu da bazı okuyucuları rahatsız edebilir.
Seyir Defteri Notu: İşaretlenen vampirler, House of Night okulunda eğitim alarak yeteneklerini geliştiriyorlar ve bir tanrıça tarafından kutsanıyorlar.
Rota Önerisi: House of Night serisini okuduktan sonra, Vampire Academy serisine bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir vampir okulu atmosferi ve gençlik sorunları bulacaksın.
12. Blue Bloods Serisi: New York'un Mavi Kanlı Vampirleri
Yolcu, eğer Blood+'daki o aristokrat vampirler, gizli örgütler ve New York'un lüks hayatı temasını sevdiysen, Blue Bloods serisi tam sana göre. Melissa de la Cruz'un yazdığı bu seri, Schuyler Van Alen adında genç bir kızın hikayesini anlatıyor. Schuyler, New York'un zengin ve ünlü ailelerinin çocuklarının gittiği özel bir okula gidiyor. Ama bu okulda bir şeyler ters gidiyor. Öğrenciler arasında gizemli ölümler yaşanıyor ve Schuyler, bu ölümlerin ardındaki sırrı çözmeye çalışıyor. Ama Schuyler'nin kendisi de bir sır saklıyor. O, Blue Bloods adındaki vampir soyundan geliyor ve bu da onu tehlikeli bir oyunun içine çekiyor.
Serinin en büyük özelliği, New York'un lüks hayatını ve vampir mitolojisini bir araya getirmesi. Partiler, moda, dedikodular ve entrikalar, seriye ayrı bir cazibe katıyor. Ayrıca seride sadece vampirler yok. Melekler, iblisler ve diğer doğaüstü yaratıklar da var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Schuyler'in aşk hayatı da oldukça karmaşık. Hem vampirlerle hem de insanlarla ilişkisi var. Bu da seriye ayrı bir gerilim katıyor.
Blue Bloods serisi, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir gençlik hikayesi. Schuyler'in kendini keşfetme süreci, arkadaşlıkları, aşkları ve sorunları, seriye ayrı bir samimiyet katıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da gençlik hikayesi tatmak istiyorsan, bu seriye mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, serinin dili biraz gençlere yönelik. Bu da bazı okuyucuları rahatsız edebilir.
Seyir Defteri Notu: Blue Bloods vampirleri, meleklerden gelme ve her birinin farklı yetenekleri var. Ayrıca, insan kanıyla beslenmek yerine, duygularla besleniyorlar.
Rota Önerisi: Blue Bloods serisini okuduktan sonra, Gossip Girl dizisine bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir New York sosyetesi atmosferi ve gençlik sorunları bulacaksın.
13. Morganville Vampires Serisi: Teksas'ın Vampir Kasabası
Yolcu, eğer Blood+'daki o vampirlerin hüküm sürdüğü bir kasaba, hayatta kalma mücadelesi ve arkadaşlık temalarını sevdiysen, Morganville Vampires serisi tam sana göre. Rachel Caine'in yazdığı bu seri, Claire Danvers adında dahi bir öğrencinin hikayesini anlatıyor. Claire, Teksas'ta Morganville adındaki bir kasabada üniversiteye başlıyor. Ama bu kasaba diğerlerinden farklı. Morganville, vampirler tarafından yönetiliyor ve insanlar onların kurallarına uymak zorunda. Claire, bu kasabada hayatta kalmak için yeni arkadaşlar edinmek ve vampirlerle mücadele etmek zorunda.
Serinin en büyük özelliği, vampirlerin hüküm sürdüğü bir kasaba atmosferi yaratması. Vampirlerin kuralları, insanların korkuları ve hayatta kalma mücadelesi, seriye ayrı bir gerilim katıyor. Ayrıca seride sadece vampirler yok. Cadılar, kurt adamlar ve diğer doğaüstü yaratıklar da var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Claire'in arkadaşlıkları, aşkları ve sorunları da hikayenin önemli bir parçası.
Morganville Vampires serisi, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir gençlik hikayesi. Claire'in kendini keşfetme süreci, arkadaşlıkları, aşkları ve sorunları, seriye ayrı bir samimiyet katıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da gençlik hikayesi tatmak istiyorsan, bu seriye mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, serinin dili biraz gençlere yönelik. Bu da bazı okuyucuları rahatsız edebilir.
Seyir Defteri Notu: Morganville kasabasında, vampirlerin gücünü sınırlayan ve insanları koruyan bazı kurallar var. Ancak, bu kurallar her zaman işe yaramıyor.
Rota Önerisi: Morganville Vampires serisini okuduktan sonra, The Vampire Diaries dizisine bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir vampir kasabası atmosferi ve gençlik sorunları bulacaksın.
14. The Historian: Tarihin Kanlı İzleri
Yolcu, eğer Blood+'daki o tarihi araştırmalar, gizli belgeler ve vampir mitolojisi temasını sevdiysen, The Historian romanı tam sana göre. Elizabeth Kostova'nın yazdığı bu roman, genç bir kadının hikayesini anlatıyor. Kadın, babasının odasında gizemli bir kitap buluyor ve bu kitabın Dracula efsanesiyle bağlantılı olduğunu keşfediyor. Bunun üzerine, babasının geçmişini araştırmaya başlıyor ve kendini Dracula'nın izini süren tehlikeli bir maceranın içinde buluyor.
Romanın en büyük özelliği, tarihi ve vampir mitolojisini bir araya getirmesi. Dracula'nın gerçek hikayesi, tarihi olaylar ve gizli belgeler, seriye ayrı bir gizem katıyor. Ayrıca romanda sadece vampirler yok. Tarihçiler, kütüphaneciler ve diğer gizemli karakterler de var. Bu da hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Kadının babasıyla olan ilişkisi, aşkları ve sorunları da hikayenin önemli bir parçası.
The Historian romanı, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir tarihi gerilim hikayesi. Kadının Dracula'nın izini sürmesi, tehlikeli olaylar ve gizemli sırlar, seriye ayrı bir gerilim katıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da tarihi gerilim tatmak istiyorsan, bu romana mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, romanın dili biraz ağır ve detaylı. Bu da bazı okuyucuları yorabilir.
Seyir Defteri Notu: Dracula efsanesi, gerçek bir tarihi figür olan Vlad the Impaler'dan ilham alıyor. Ancak, romanda Dracula'nın gerçek hikayesi farklı bir şekilde anlatılıyor.
Rota Önerisi: The Historian romanını okuduktan sonra, The Name of the Rose romanına bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir tarihi gizem atmosferi ve kütüphane teması bulacaksın.
15. Sunshine: Gündüzün Kanlı Sırları
Yolcu, eğer Blood+'daki o güçlü kadın karakter, doğaüstü yaratıklarla dolu bir dünya ve hayatta kalma mücadelesi temasını sevdiysen, Sunshine romanı tam sana göre. Robin McKinley'nin yazdığı bu roman, Rae Seddon adında genç bir kadının hikayesini anlatıyor. Rae, Sunshine adıyla biliniyor ve bir pastanede çalışıyor. Bir gün, bir zindanda kaçırılıyor ve vampirler, kurt adamlar ve diğer doğaüstü yaratıklarla dolu bir dünyaya sürükleniyor. Sunshine, bu dünyada hayatta kalmak için yeteneklerini keşfetmek ve yeni arkadaşlar edinmek zorunda.
Romanın en büyük özelliği, doğaüstü yaratıklarla dolu bir dünya yaratması. Vampirler, kurt adamlar, cadılar ve diğer yaratıklar, seriye ayrı bir fantastik hava katıyor. Ayrıca romanda sadece vampirler yok. Sunshine'ın arkadaşları, ailesi ve aşkları da hikayenin önemli bir parçası. Sunshine'ın pastanede çalışması, yeteneklerini keşfetmesi ve hayatta kalma mücadelesi de seriye ayrı bir samimiyet katıyor.
Sunshine romanı, sadece vampir hikayesi değil. Aynı zamanda bir fantastik macera hikayesi. Sunshine'ın kaçırılması, zindanda yaşadıkları, yeteneklerini keşfetmesi ve hayatta kalma mücadelesi, seriye ayrı bir gerilim katıyor. Eğer vampir hikayelerini seviyorsan ve biraz da fantastik macera tatmak istiyorsan, bu romana mutlaka bir şans vermelisin. Ama uyarmadı deme, romanın dili biraz ağır ve detaylı. Bu da bazı okuyucuları yorabilir.
Seyir Defteri Notu: Sunshine, sihir yeteneklerine sahip ve bu yeteneklerini vampirlerle mücadele etmek için kullanıyor.
Rota Önerisi: Sunshine romanını okuduktan sonra, Graceling romanına bir göz atabilirsin. Orada da benzer bir güçlü kadın karakter ve fantastik macera teması bulacaksın.
Tepkiniz Nedir?