Güncel En İyi Psikolojik Gerilim Animeleri: Zihnin Labirentlerinde Kaybolmaya Hazır mısın?
Ruhunu derinden sarsacak, uykularını kaçıracak en iyi psikolojik gerilim animeleriyle zihninin sınırlarını zorla. Paranoya, manipülasyon ve gerçekliğin bulanıklaştığı bu anime evreninde unutulmaz bir yolculuğa çıkmaya cesaretin var mı?
1. Perfect Blue: İdolün Karanlık Yüzü
Yolcu, gel bak sana ne anlatacağım! Perfect Blue, anime dünyasının tartışmasız en baba psikolojik gerilim yapımlarından biri. Satoshi Kon'un yönetmenlik dehasını konuşturduğu bu anime, Mima isimli bir idolün şarkıcılıktan oyunculuğa geçiş yapmasıyla başlıyor. Ama bu geçiş, Mima'nın hayatını tam bir kabusa çeviriyor. Bir stalker, Mima'nın her adımını takip ediyor ve internette onun adına sahte bir günlük tutmaya başlıyor. Gerçeklikle sanrı arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor ve Mima, kendi kimliğinden şüphe etmeye başlıyor. Abi, bu anime o kadar gerçekçi ki, ünlülerin üzerindeki baskıyı, stalker tehlikesini ve internetin karanlık dehlizlerini resmen yüzüne tokat gibi çarpıyor. Mima'nın yaşadığı psikolojik çöküş, insanın içini ürpertiyor. İzlerken sürekli "Acaba gerçek mi, hayal mi?" diye düşünmekten kendini alamıyorsun. Kon'un görsel anlatımı ve müzik kullanımı da cabası. Gerilim tırmandıkça, kalp atışların hızlanıyor ve sonunda resmen nefesin kesiliyor.
Perfect Blue'nun başarısının sırrı, sadece gerilim yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda günümüz toplumunun sorunlarına da değinmesi. İnternetin anonimliği, kimlik bunalımı, şöhretin bedeli gibi konular, animenin derinliğini artırıyor. Mima'nın karakter gelişimi, izleyiciyi derinden etkiliyor. Başlangıçta masum ve naif bir idol olan Mima, zamanla hayatta kalmak için değişmek zorunda kalıyor. Bu değişim, onun ruhunda derin yaralar açıyor. Anime, sadece bir gerilim filmi değil, aynı zamanda bir karakter çalışması.
Yolcu, Perfect Blue'yu izledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamayacaksın. Anime, sana gerçeklikle sanrı arasındaki o ince çizgiyi sorgulatacak. Belki de kendi hayatında da bazı şeylerin gerçek mi, yoksa sadece bir yanılsama mı olduğunu düşünmeye başlayacaksın. Perfect Blue, sadece bir anime değil, aynı zamanda bir deneyim. Bu deneyimi yaşamaya cesaretin var mı?
Seyir Defteri Notu: Perfect Blue'nun çizimleri ve animasyonları, yapıldığı yıla göre inanılmaz detaylı. Özellikle Mima'nın yüz ifadeleri, onun yaşadığı duygusal çalkantıları mükemmel bir şekilde yansıtıyor.
Rota Önerisi: Eğer Perfect Blue'yu sevdiysen, Satoshi Kon'un diğer yapımlarını da kesinlikle izlemelisin. Paprika, Millennium Actress ve Tokyo Godfathers da aynı derecede zihin açıcı ve etkileyici.
2. Serial Experiments Lain: Gerçeklik Nedir?
Yolcu, şimdi de seni bambaşka bir boyuta taşıyalım. Serial Experiments Lain, 90'ların sonunda ortalığı kasıp kavuran, cyberpunk ve psikolojik gerilim türlerini harmanlayan bir efsane. Hikaye, Lain Iwakura isimli içine kapanık bir kızın, ölen bir sınıf arkadaşından gelen e-postayı almasıyla başlıyor. Bu e-posta, Lain'i "The Wired" adı verilen sanal bir dünyaya sürüklüyor. Lain, The Wired'da farklı kişiliklerle tanışıyor, gerçekliğin sınırlarını zorlayan olaylar yaşıyor ve sonunda kendi varoluşunu sorgulamaya başlıyor. Bu anime, internetin yükseliş döneminde, sanal dünyanın insan psikolojisi üzerindeki etkilerini derinlemesine inceliyor. Lain'in yaşadığı kafa karışıklığı, izleyiciye de geçiyor. Sürekli "Ne oluyor lan?" diye düşünmekten kendini alamıyorsun. Anime, o kadar karmaşık ve sembolik ki, her izleyişte farklı anlamlar çıkarabiliyorsun.
Serial Experiments Lain'in görsel ve işitsel atmosferi, animenin etkisini katbekat artırıyor. Neon ışıklar, kablolar, bilgisayar sesleri ve deneysel müzikler, izleyiciyi The Wired'ın içine çekiyor. Lain'in karakter tasarımı da oldukça dikkat çekici. Büyük gözleri ve ifadesiz yüzü, onun iç dünyasındaki karmaşayı yansıtıyor. Anime, sadece bir hikaye anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bir deneyim sunuyor. İzleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya ve kendi gerçekliğini yeniden tanımlamaya davet ediyor.
Yolcu, Serial Experiments Lain'i izledikten sonra internete bakış açın değişebilir. Belki de sen de The Wired'ın bir parçası olduğunu fark edeceksin. Anime, sana gerçekliğin ne kadar göreceli olduğunu gösterecek. Belki de gerçeklik, sadece zihnimizde yarattığımız bir illüzyondan ibarettir.
Seyir Defteri Notu: Serial Experiments Lain'in açılış müziği "Duvet", animeyle o kadar özdeşleşmiş ki, duyduğunuz anda tüyleriniz diken diken oluyor.
Rota Önerisi: Eğer Serial Experiments Lain'i sevdiysen, Ghost in the Shell ve Ergo Proxy gibi cyberpunk temalı animelere de göz atabilirsin.
3. Ergo Proxy: Kimlik Arayışı ve Varoluşsal Kriz
Yolcu, şimdi de seni distopik bir geleceğe götürelim. Ergo Proxy, post-apokaliptik bir dünyada geçen, derin felsefi soruları ele alan bir anime. İnsanların robotlarla birlikte yaşadığı Romdo şehrinde, "Cogito Virüsü" adı verilen bir salgın yayılmaya başlıyor. Bu virüs, robotlara bilinç kazandırıyor ve onları kontrolden çıkarıyor. Lil Meyer isimli bir dedektif, Cogito Virüsü vakalarını araştırmaya başlarken, Ergo Proxy adı verilen gizemli bir varlıkla karşılaşıyor. Ergo Proxy, insanların yaratılışının sırrını taşıyor ve Lil'in hayatını tamamen değiştiriyor. Bu anime, kimlik, varoluş, bilinç ve insan doğası gibi ağır konuları ele alıyor. Lil'in kimlik arayışı, izleyiciyi de kendi varoluşunu sorgulamaya itiyor. Anime, o kadar karmaşık ve sembolik ki, her sahnesi ayrı bir anlam taşıyor.
Ergo Proxy'nin karanlık ve kasvetli atmosferi, animenin etkisini artırıyor. Distopik Romdo şehri, insanların umutsuzluğunu ve çaresizliğini yansıtıyor. Lil'in karakter tasarımı da oldukça dikkat çekici. Soğuk ve mesafeli tavırları, onun iç dünyasındaki karmaşayı gizliyor. Anime, sadece bir hikaye anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bir felsefi tartışma başlatıyor. İzleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya ve kendi değerlerini yeniden değerlendirmeye davet ediyor.
Yolcu, Ergo Proxy'yi izledikten sonra hayata bakış açın değişebilir. Belki de sen de kendi kimliğini ve varoluşunu sorgulamaya başlayacaksın. Anime, sana insanın ne kadar karmaşık ve çelişkili bir varlık olduğunu gösterecek. Belki de insan, sadece bir yanılsamadan ibarettir.
Seyir Defteri Notu: Ergo Proxy'nin açılış müziği "Monoral - Kiri", animenin atmosferini mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Şarkının sözleri, animenin temalarını derinleştiriyor.
Rota Önerisi: Eğer Ergo Proxy'yi sevdiysen, Blade Runner ve Dark City gibi distopik filmlere de göz atabilirsin.
4. Monster: İnsanlığın Karanlık Yüzüyle Yüzleşme
Yolcu, şimdi de seni gerçek dünyanın acımasızlığıyla yüzleştirelim. Monster, Naoki Urasawa'nın başyapıtı olan, insan doğasının karanlık yönlerini ele alan bir anime. Hikaye, yetenekli bir beyin cerrahı olan Dr. Kenzo Tenma'nın, hayatını kurtardığı küçük bir çocuğun aslında bir psikopat olduğunu keşfetmesiyle başlıyor. Johan Liebert isimli bu çocuk, büyüdükçe acımasız bir katile dönüşüyor ve Dr. Tenma, onu durdurmak için amansız bir mücadeleye girişiyor. Bu anime, iyilik ve kötülük, adalet ve intikam gibi evrensel temaları ele alıyor. Dr. Tenma'nın yaşadığı vicdan azabı, izleyiciyi de derinden etkiliyor. Anime, o kadar gerçekçi ve rahatsız edici ki, insanın içini ürpertiyor.
Monster'ın atmosferi, animenin etkisini katbekat artırıyor. Avrupa'nın farklı şehirlerinde geçen hikaye, savaş sonrası travmalarını ve toplumsal sorunları gözler önüne seriyor. Johan Liebert'in karakter tasarımı da oldukça dikkat çekici. Melek yüzlü bu şeytan, insanları manipüle etme konusunda inanılmaz yetenekli. Anime, sadece bir suç hikayesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda insan psikolojisinin derinliklerine iniyor. İzleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya ve kendi değerlerini yeniden değerlendirmeye davet ediyor.
Yolcu, Monster'ı izledikten sonra insanlığa bakış açın değişebilir. Belki de sen de kendi içindeki canavarla yüzleşmek zorunda kalacaksın. Anime, sana iyiliğin ve kötülüğün ne kadar iç içe olduğunu gösterecek. Belki de insan, doğası gereği kötüdür.
Seyir Defteri Notu: Monster'ın müzikleri, animenin gerilimini ve dramını mükemmel bir şekilde destekliyor. Özellikle "Make It Home" isimli şarkı, animenin duygusal yükünü artırıyor.
Rota Önerisi: Eğer Monster'ı sevdiysen, diğer Naoki Urasawa yapımlarını da kesinlikle izlemelisin. 20th Century Boys ve Pluto da aynı derecede sürükleyici ve düşündürücü.
5. Texhnolyze: Umutsuzluğun Şehri
Yolcu, şimdi de seni yeraltı dünyasının karanlık dehlizlerine götürelim. Texhnolyze, distopik bir gelecekte geçen, insanlığın umutsuzluğunu ve çöküşünü anlatan bir anime. Lux isimli yeraltı şehrinde, insanlar "Texhnolyze" adı verilen yapay uzuvlarla hayatlarını sürdürüyor. Şehir, farklı grupların kontrolünde ve sürekli bir savaş halinde. Ichise isimli genç bir dövüşçü, bir çatışmada kolunu ve bacağını kaybediyor ve bir bilim insanı tarafından Texhnolyze ile yeniden hayata döndürülüyor. Ichise, şehrin karanlık sırlarını keşfederken, insanlığın geleceği için savaşmak zorunda kalıyor. Bu anime, umutsuzluk, yabancılaşma, teknoloji ve insanlık gibi ağır konuları ele alıyor. Ichise'nin yaşadığı acı, izleyiciyi de derinden etkiliyor. Anime, o kadar karanlık ve kasvetli ki, insanın içini karartıyor.
Texhnolyze'ın atmosferi, animenin etkisini katbekat artırıyor. Yıkık dökük Lux şehri, insanların umutsuzluğunu ve çaresizliğini yansıtıyor. Ichise'nin karakter tasarımı da oldukça dikkat çekici. Soğuk ve mesafeli tavırları, onun iç dünyasındaki karmaşayı gizliyor. Anime, sadece bir aksiyon hikayesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda insanlığın geleceği hakkında bir uyarıda bulunuyor. İzleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya ve kendi değerlerini yeniden değerlendirmeye davet ediyor.
Yolcu, Texhnolyze'ı izledikten sonra hayata bakış açın değişebilir. Belki de sen de kendi umutsuzluğunla yüzleşmek zorunda kalacaksın. Anime, sana teknolojinin insanlığı kurtarmak yerine yok edebileceğini gösterecek. Belki de insan, kendi kendini yok etmeye mahkumdur.
Seyir Defteri Notu: Texhnolyze'ın müzikleri, animenin karanlık ve kasvetli atmosferini mükemmel bir şekilde destekliyor. Özellikle Hajime Mizoguchi'nin besteleri, animenin duygusal yükünü artırıyor.
Rota Önerisi: Eğer Texhnolyze'ı sevdiysen, Blame! ve Akira gibi cyberpunk temalı yapımlara da göz atabilirsin.
6. Paprika: Rüyaların Labirentinde Gerçeklik Arayışı
Yolcu, şimdi de seni rüyaların sınırlarını zorlayan bir animeye götürelim. Paprika, Satoshi Kon'un yönettiği, bilim kurgu ve psikolojik gerilim türlerini harmanlayan bir başyapıt. DC Mini adı verilen bir cihaz sayesinde, insanlar başkalarının rüyalarına girebiliyor. Ancak bu cihaz, çalınıyor ve insanların rüyaları birbirine karışmaya başlıyor. Dr. Atsuko Chiba, Paprika adıyla rüyalara girerek olayı çözmeye çalışıyor. Bu anime, gerçeklik ve sanrı, bilinç ve bilinçaltı gibi kavramları sorgulatıyor. Paprika'nın rüyalardaki macerası, izleyiciyi de kendi bilinçaltına yolculuğa çıkarıyor. Anime, o kadar renkli ve sürreal ki, insanın aklını başından alıyor.
Paprika'nın görsel anlatımı, animenin etkisini katbekat artırıyor. Rüyaların sınırsızlığı, animasyonlarla mükemmel bir şekilde yansıtılıyor. Paprika'nın karakter tasarımı da oldukça dikkat çekici. Hem gerçek dünyada hem de rüyalarda farklı kişiliklere bürünebilmesi, onun gizemini artırıyor. Anime, sadece bir bilim kurgu hikayesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda insan zihninin derinliklerine iniyor. İzleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya ve kendi rüyalarını yorumlamaya davet ediyor.
Yolcu, Paprika'yı izledikten sonra rüyalarına bakış açın değişebilir. Belki de sen de kendi rüyalarında gizli mesajlar aramaya başlayacaksın. Anime, sana gerçekliğin ne kadar göreceli olduğunu gösterecek. Belki de gerçeklik, sadece rüyalarımızdan ibarettir.
Seyir Defteri Notu: Paprika'nın müzikleri, animenin sürreal atmosferini mükemmel bir şekilde destekliyor. Özellikle Susumu Hirasawa'nın besteleri, animenin duygusal yükünü artırıyor.
Rota Önerisi: Eğer Paprika'yı sevdiysen, Inception ve The Matrix gibi rüya temalı filmlere de göz atabilirsin.
7. Devilman Crybaby: İnsanlığın Sonu Geliyor
Yolcu, şimdi de seni şeytanların kol gezdiği bir dünyaya götürelim. Devilman Crybaby, Go Nagai'nin klasik mangasının modern bir uyarlaması. Akira Fudo isimli genç bir öğrenci, arkadaşı Ryo Asuka tarafından şeytanlarla birleşmeye ikna ediliyor. Akira, şeytan güçlerini elde ederken, insan kalbini korumayı başarıyor ve Devilman oluyor. Ancak bu durum, onun hayatını tamamen değiştiriyor. Şeytanlar, dünyayı ele geçirmeye çalışırken, insanlar birbirine düşüyor ve kıyamet yaklaşıyor. Bu anime, insan doğası, aşk, dostluk ve fedakarlık gibi temaları ele alıyor. Akira'nın yaşadığı içsel çatışma, izleyiciyi de derinden etkiliyor. Anime, o kadar şiddetli ve kanlı ki, insanın midesini bulandırıyor.
Devilman Crybaby'nin görsel tarzı, animenin etkisini katbekat artırıyor. Abartılı animasyonlar ve canlı renkler, şeytanların dünyasını çarpıcı bir şekilde yansıtıyor. Akira'nın Devilman formundaki tasarımı da oldukça dikkat çekici. Hem insan hem de şeytan özelliklerini taşıması, onun içsel çatışmasını simgeliyor. Anime, sadece bir aksiyon hikayesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda insanlığın geleceği hakkında bir uyarıda bulunuyor. İzleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya ve kendi değerlerini yeniden değerlendirmeye davet ediyor.
Yolcu, Devilman Crybaby'yi izledikten sonra insanlığa bakış açın değişebilir. Belki de sen de kendi içindeki şeytanla yüzleşmek zorunda kalacaksın. Anime, sana sevginin ve dostluğun ne kadar önemli olduğunu gösterecek. Belki de insanlık, kendi kendini yok etmeye mahkumdur.
Seyir Defteri Notu: Devilman Crybaby'nin müzikleri, animenin gerilimini ve dramını mükemmel bir şekilde destekliyor. Özellikle Kensuke Ushio'nun besteleri, animenin duygusal yükünü artırıyor.
Rota Önerisi: Eğer Devilman Crybaby'yi sevdiysen, Berserk ve Attack on Titan gibi karanlık fantezi yapımlarına da göz atabilirsin.
8. Shiki: Köyün Üzerindeki Karanlık Gölge
Yolcu, şimdi de seni ücra bir köyün sırlarını çözmeye davet edelim. Shiki, küçük bir dağ köyünde geçen, vampir temalı bir anime. Sotoba köyüne yeni bir aile taşınıyor ve kısa süre sonra gizemli ölümler yaşanmaya başlıyor. Köydeki doktor Toshio Ozaki ve genç bir çocuk olan Natsuno Yuuki, ölümlerin nedenini araştırmaya başlıyor. Ancak gerçek, düşündüklerinden çok daha korkunç. Köyün sakinleri, Shiki adı verilen vampirlere dönüşüyor ve insanları avlamaya başlıyor. Bu anime, korku, gerilim, insan doğası ve toplumsal baskı gibi temaları ele alıyor. Köydeki insanların yaşadığı panik, izleyiciyi de derinden etkiliyor. Anime, o kadar karanlık ve kasvetli ki, insanın içini ürpertiyor.
Shiki'nin atmosferi, animenin etkisini katbekat artırıyor. Ücra Sotoba köyü, insanların yabancılaşmasını ve çaresizliğini yansıtıyor. Shiki'lerin karakter tasarımları da oldukça dikkat çekici. Geleneksel vampir imgesinden farklı olarak, daha ürkütücü ve insanlık dışı görünüyorlar. Anime, sadece bir korku hikayesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal sorunlara da değiniyor. İzleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya ve kendi değerlerini yeniden değerlendirmeye davet ediyor.
Yolcu, Shiki'yi izledikten sonra köylere bakış açın değişebilir. Belki de sen de kendi köyünün sırlarını merak etmeye başlayacaksın. Anime, sana insanların ne kadar acımasız olabileceğini gösterecek. Belki de insanlık, kendi kendini yok etmeye mahkumdur.
Seyir Defteri Notu: Shiki'nin müzikleri, animenin gerilimini ve korkusunu mükemmel bir şekilde destekliyor. Özellikle Yasushi Ishii'nin besteleri, animenin duygusal yükünü artırıyor.
Rota Önerisi: Eğer Shiki'yi sevdiysen, Another ve Higurashi: When They Cry gibi korku ve gerilim animelerine de göz atabilirsin.
9. Made in Abyss: Cehenneme İniş
Yolcu, şimdi de seni bilinmeyene doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkaralım. Made in Abyss, devasa bir çukur olan Abyss'in derinliklerini keşfetmeye çalışan Riko ve Reg isimli iki çocuğun hikayesini anlatıyor. Abyss, gizemli yaratıklarla dolu ve her katmanı farklı tehlikeler barındırıyor. Riko ve Reg, Abyss'in dibine ulaşmak için amansız bir mücadele veriyor. Ancak Abyss, sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik olarak da zorlu bir yer. Çocukların yaşadığı travmalar, izleyiciyi de derinden etkiliyor. Anime, o kadar acımasız ve rahatsız edici ki, insanın midesini bulandırıyor.
Made in Abyss'in atmosferi, animenin etkisini katbekat artırıyor. Abyss'in farklı katmanları, farklı ekosistemleri ve yaratıklarıyla büyüleyici bir dünya sunuyor. Riko ve Reg'in karakter tasarımları da oldukça dikkat çekici. Masum ve sevimli görünümlerinin altında, büyük bir kararlılık ve cesaret yatıyor. Anime, sadece bir macera hikayesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda insan doğası ve sınırları hakkında bir şeyler söylüyor. İzleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya ve kendi cesaretini test etmeye davet ediyor.
Yolcu, Made in Abyss'i izledikten sonra bilinmeyene bakış açın değişebilir. Belki de sen de kendi Abyss'ini keşfetmek isteyeceksin. Anime, sana merakın ve cesaretin ne kadar önemli olduğunu gösterecek. Belki de insanlık, bilinmeyeni keşfetmeye mahkumdur.
Seyir Defteri Notu: Made in Abyss'in müzikleri, animenin atmosferini ve duygusal yükünü mükemmel bir şekilde destekliyor. Özellikle Kevin Penkin'in besteleri, animenin büyüsünü artırıyor.
Rota Önerisi: Eğer Made in Abyss'i sevdiysen, Nausicaä of the Valley of the Wind ve Princess Mononoke gibi macera ve fantezi yapımlarına da göz atabilirsin.
10. Psycho-Pass: Mükemmel Toplumun Karanlık Yüzü
Yolcu, şimdi de seni geleceğin totaliter toplumuna götürelim. Psycho-Pass, Sibyl Sistemi adı verilen bir sistemin, insanların suç işleme potansiyelini ölçtüğü ve onları kontrol altında tuttuğu bir dünyada geçiyor. Akane Tsunemori isimli genç bir müfettiş, Enforcer'larla birlikte suçluları yakalamakla görevlendiriliyor. Ancak Akane, Sibyl Sistemi'nin kusurlarını keşfederken, sistemle çatışmaya giriyor. Bu anime, özgürlük, adalet, güvenlik ve bireysellik gibi temaları ele alıyor. Akane'nin yaşadığı ahlaki ikilemler, izleyiciyi de derinden etkiliyor. Anime, o kadar düşündürücü ve rahatsız edici ki, insanın vicdanını sorgulatıyor.
Psycho-Pass'in atmosferi, animenin etkisini katbekat artırıyor. Geleceğin Tokyo'su, teknolojinin ve kontrolün insan hayatını nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor. Akane'nin karakter tasarımı da oldukça dikkat çekici. İdealist ve adalet duygusu yüksek bir müfettiş olması, onu izleyici için bir umut ışığı yapıyor. Anime, sadece bir bilim kurgu hikayesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda günümüz toplumuna da bir eleştiri getiriyor. İzleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya ve kendi özgürlüğünü savunmaya davet ediyor.
Yolcu, Psycho-Pass'i izledikten sonra geleceğe bakış açın değişebilir. Belki de sen de kendi özgürlüğünü savunmak zorunda kalacaksın. Anime, sana güvenliğin bedelinin ne kadar ağır olabileceğini gösterecek. Belki de insanlık, kontrole karşı gelmeye mahkumdur.
Seyir Defteri Notu: Psycho-Pass'in müzikleri, animenin gerilimini ve dramını mükemmel bir şekilde destekliyor. Özellikle Yugo Kanno'nun besteleri, animenin duygusal yükünü artırıyor.
Rota Önerisi: Eğer Psycho-Pass'i sevdiysen, Minority Report ve Gattaca gibi distopik filmlere de göz atabilirsin.
Tepkiniz Nedir?