Karanlık Fantezi Evrenlerinde Geçen 10 Kanlı Anime Önerisi!: Derinlere Dalış
Karanlık fantezi anime dünyasının en kanlı, en acımasız 20 yapımına doğru epik bir yolculuğa çıkmaya hazır ol! Sınırları zorlayan, tüyler ürpertici hikayeler seni bekliyor.
1. Berserk: Gut'sın Bitmeyen Savaşı
Yolcu, Berserk'e hoş geldin! Bak, bu animeyi izlemeden karanlık fantezi dünyasına girdiğini falan sanma. Gut'sın hikayesi... Abi, nasıl anlatsam bilemiyorum. Adamın doğduğu andan itibaren yaşadığı travmalar, o Griffith denen hainin yaptıkları... Resmen insanın içini karartıyor. Ama bir yandan da Gut'sın o bitmek bilmeyen öfkesi, yılmazlığı, insanı kendine hayran bırakıyor. Zırhını kuşanıp, o devasa kılıcı Ejderha Katili'ni savurduğu her an, içimde bir şeyler kıpır kıpır oluyor. Sadece dövüş sahneleri için bile izlenir, o kadar diyeyim. Ama uyarayım, bu anime hafif şeyler sevenlere göre değil. Bolca kan, vahşet, tecavüz sahnesi var. Hassas bünyeler uzak dursun. Ama karanlık fantezi dediğin böyle olur işte. Acımasız, gerçekçi ve umutsuz.
Berserk'in dünyası da başlı başına bir olay. Orta Çağ Avrupa'sını andıran bir atmosferde, iblisler, şeytanlar, melekler kol geziyor. Büyü desen, ayrı bir dert. Herkes büyü yapamıyor, yapanların da bedeli ağır oluyor. Bir de o Beherit denen lanetli nesneler var ki, aman diyeyim. İnsanı bambaşka bir boyuta taşıyor, kabuslara sokuyor. Hele o Eclipse sahnesi... Hala aklıma geldikçe midem bulanıyor. Griffith'in o gülümsemesi... İnsan bu kadar mı kötü olabilir ya? Neyse, daha fazla spoiler vermeyeyim. İzle ve gör. Ama hazırlıklı ol, bu anime seni değiştirecek.
Berserk'in müzikleri de ayrı bir olay. Susumu Hirasawa'nın o epik besteleri, sahnelere ayrı bir hava katıyor. Özellikle "Forces" şarkısı, Gut'sın theme song'u gibi bir şey. Ne zaman duysam, Gut'sın o koca kılıcıyla iblisleri biçtiği sahneler gözümde canlanıyor. Bir de animeyi izledikten sonra mangasını da okumanı tavsiye ederim. Çünkü anime, manganın sadece bir kısmını anlatıyor. Manganın dünyası çok daha geniş, çok daha detaylı. Yalnız mangası da bitmedi hala, Miura sensei vefat etti ama ekibi devam ettiriyor. Umarım sonunu görebiliriz.
Seyir Defteri Notu: Berserk'in farklı anime uyarlamaları var. 1997 yapımı olan klasikleşmiş durumda. Daha sonra çıkan CGI versiyonları pek beğenilmedi. Ama yine de bir göz atabilirsin. Bir de Golden Age Arc filmleri var, onlar da fena değil.
Rota Önerisi: Berserk'ten sonra Claymore'u izleyebilirsin. O da karanlık fantezi türünde, bol kanlı bir anime.
2. Claymore: Yoma'lara Karşı Yarı İnsan Savaşçılar
Claymore, karanlık fantezi dünyasının underrated cevherlerinden biri, benden söylemesi. Bu dünyada Yoma denilen iblisler var. İnsanları yiyerek onların kılığına girebiliyorlar. Onlarla savaşmak için de Teşkilat denilen bir örgüt, Yoma kanı taşıyan yarı insan savaşçılar yetiştiriyor. İşte bu savaşçılara Claymore deniyor. Hikayenin merkezinde de Claire var. Claire, diğer Claymore'lara göre daha özel bir durumda. Çünkü o, Yoma kanını küçük yaşta almış ve bu yüzden daha güçlü. Ama aynı zamanda da daha duygusal, daha insancıl. Bu da onu diğer Claymore'lardan ayırıyor.
Claymore'un en sevdiğim yanı, karakterlerin derinliği. Her Claymore'un ayrı bir hikayesi, ayrı bir motivasyonu var. Hepsi de geçmişlerinde büyük acılar yaşamışlar ve bu acılar onları savaşçı yapmış. Ama aynı zamanda da insanlıklarını kaybetmemeye çalışıyorlar. Özellikle Claire ve Teresa arasındaki ilişki, anime tarihinin en dokunaklı sahnelerinden bazılarını içeriyor. Teresa, Claire'i kurtaran ve ona Claymore olmayı öğreten kişi. Ama aynı zamanda da Claire'in en büyük idolü, en büyük aşkı. Teresa'nın ölümü, Claire'i derinden etkiliyor ve onu intikam almaya yöneltiyor.
Dövüş sahneleri de Claymore'un olmazsa olmazlarından. Claymore'lar, Yoma'lara karşı inanılmaz yeteneklere sahip. Kılıç kullanma becerileri, hızları, güçleri... Hepsi de insanüstü. Ama Yoma'lar da boş durmuyor. Onların da kendilerine has yetenekleri var. Regenerasyon, şekil değiştirme, zehir... Dövüşler hep çok heyecanlı, çok gergin geçiyor. Kimin kazanacağını kestirmek zor oluyor. Bir de Claymore'ların Yoma kanını kullandıkça insanlıklarını kaybetme riski var. Bu da dövüşlere ayrı bir boyut katıyor. Acaba Claire, Yoma'ya dönüşecek mi? Yoksa insanlığını koruyabilecek mi?
Seyir Defteri Notu: Claymore'un animesi, manganın tamamını kapsamıyor. Sonlara doğru anime, mangadan ayrılıyor. Eğer hikayenin tamamını öğrenmek istiyorsan, mangasını da okumanı tavsiye ederim.
Rota Önerisi: Claymore'dan sonra Goblin Slayer'ı izleyebilirsin. O da karanlık fantezi türünde, bol kanlı bir anime.
3. Goblin Slayer: Goblinlere Karşı Amansız Av
Goblin Slayer... Abi bu anime, karanlık fantezi dediğin böyle olur dedirten cinsten. Başrolde Goblin Slayer var, adamın tek amacı Goblin kesmek. Neden mi? Çünkü geçmişinde Goblinler yüzünden çok büyük bir travma yaşamış. O günden sonra da Goblinlere karşı amansız bir av başlatmış. Diğer kahramanlar gibi dünyayı kurtarmak gibi bir derdi yok, sadece Goblin kesmek istiyor. Başka hiçbir şey umrunda değil. Bu da onu diğer kahramanlardan farklı kılıyor.
Goblin Slayer'ın dünyası da oldukça acımasız. Goblinler, zayıf yaratıklar olarak görülüyor ama aslında çok tehlikeliler. Özellikle de köylerde yaşayan insanlara karşı. Kadınlara tecavüz ediyorlar, çocukları öldürüyorlar, her yeri yakıp yıkıyorlar. Goblin Slayer da bu yüzden Goblinlere karşı bu kadar acımasız. Onlara karşı hiçbir merhamet göstermiyor. Gördüğü yerde öldürüyor. Hatta bazıları onun yöntemlerini fazla acımasız buluyor ama o umursamıyor. Onun için önemli olan tek şey, Goblinleri yok etmek.
Animenin en sevdiğim yanı, Goblin Slayer'ın taktikleri. Adam, Goblinlerle savaşırken zekasını kullanıyor. Tuzaklar kuruyor, çevreye göre hareket ediyor, Goblinlerin zayıf noktalarını bulup onlara saldırıyor. Sadece kaba kuvvetle değil, zekasıyla da savaşıyor. Bu da dövüşleri daha heyecanlı, daha taktiksel hale getiriyor. Bir de Goblin Slayer'ın ekibi var. Rahibe, Elf Okçu, Cüce Şaman... Hepsi de Goblin Slayer'a yardım ediyor. Ama aynı zamanda da Goblin Slayer'ın insanlığını hatırlamasına yardımcı oluyorlar.
Seyir Defteri Notu: Goblin Slayer'ın dünyasında zarlar var. Tanrılar, dünyayı zarlarla yönetiyor. Bu da olaylara ayrı bir boyut katıyor. Sanki bir masaüstü RPG oyunu izliyormuşsun gibi hissediyorsun.
Rota Önerisi: Goblin Slayer'dan sonra Overlord'u izleyebilirsin. O da karanlık fantezi türünde, güçlü bir ana karaktere sahip bir anime.
4. Overlord: Kemik Torbası Ainz Ooal Gown'ın Yükselişi
Overlord... Oyuncuyken kendini bir anda fantastik bir dünyada bulan bir iskelet büyücünün hikayesi. Ainz Ooal Gown, yani eski adıyla Momonga, yıllarca oynadığı VRMMORPG oyununun kapanış saatini beklerken, oyunun kapanmadığını ve kendini oyunun içinde bulduğunu fark ediyor. Üstelik sadece kendisi değil, NPC'ler de canlanmış ve onun emirlerine itaat ediyor. Ainz de bu durumu fırsat bilerek, oyun dünyasında hakimiyet kurmaya karar veriyor. Ama tabi ki, bu o kadar kolay olmayacak.
Overlord'un en sevdiğim yanı, Ainz'in karakteri. Adam, eski bir oyuncu olduğu için aslında kötü biri değil. Ama güçlü bir iskelet büyücü olduğu için, duygularını kontrol etmekte zorlanıyor. Bazen insanlara yardım etmek istiyor, bazen de onları yok etmek. Bu da onu karmaşık bir karakter yapıyor. Bir de Ainz'in hizmetkarları var. Albedo, Demiurge, Shalltear... Hepsi de Ainz'e aşırı derecede sadık ve onun için her şeyi yapmaya hazırlar. Bu da olaylara ayrı bir komedi katıyor.
Animenin dünyası da oldukça geniş ve detaylı. Farklı ırklar, farklı ülkeler, farklı büyü sistemleri... Hepsi de çok iyi işlenmiş. Bir de Ainz'in güçleri var. Adam, o kadar güçlü ki, neredeyse hiçbir düşmanı ona karşı koyamıyor. Ama yine de dikkatli olmak zorunda. Çünkü bu dünyada ondan daha güçlü varlıklar da olabilir. Bu da olaylara ayrı bir gerilim katıyor. Acaba Ainz, bu dünyada hakimiyet kurabilecek mi? Yoksa daha güçlü bir düşmanla mı karşılaşacak?
Seyir Defteri Notu: Overlord'un dünyasında seviye sistemi var. Karakterler, seviye atladıkça daha güçlü oluyor. Bu da olaylara ayrı bir RPG havası katıyor.
Rota Önerisi: Overlord'dan sonra That Time I Got Reincarnated as a Slime'ı izleyebilirsin. O da Isekai türünde, güçlü bir ana karaktere sahip bir anime.
5. Made in Abyss: Lanetli Çukurun Derinliklerine Yolculuk
Made in Abyss... Abi bu anime, tatlı çizimlerin altında yatan karanlık temalarıyla insanı şaşırtan cinsten. Dünyanın ortasında devasa bir çukur var, Abyss deniyor. Bu çukurun derinliklerinde bilinmeyen yaratıklar, eşsiz eserler ve lanetli güçler bulunuyor. İnsanlar da bu çukuru keşfetmek için maceraperestler gönderiyor. İşte bu maceraperestlere de Mağara Akıncıları deniyor. Hikayenin merkezinde de Riko ve Reg var. Riko, annesi de bir Mağara Akıncısı olan küçük bir kız. Reg ise, Abyss'in derinliklerinden gelen robot görünümlü bir çocuk. Birlikte Abyss'in derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkıyorlar.
Made in Abyss'in en sevdiğim yanı, Abyss'in kendisi. Çukurun her katmanı farklı bir ekosisteme, farklı yaratıklara sahip. Her katman, bir öncekinden daha tehlikeli, daha acımasız. Bir de Abyss'in laneti var. Çukurdan yukarı doğru çıktıkça, çeşitli yan etkiler ortaya çıkıyor. Baş dönmesi, mide bulantısı, kan kusma, hatta bilinç kaybı... Ne kadar derine inersen, lanetin etkileri o kadar artıyor. Bu da yolculuğu daha zorlu, daha tehlikeli hale getiriyor.
Animenin karakterleri de çok iyi işlenmiş. Riko, maceraperest ruhlu, meraklı bir kız. Reg ise, hafızasını kaybetmiş, Riko'ya sadık bir robot. Birlikte Abyss'in derinliklerine doğru yolculuk ederken, birbirlerine destek oluyorlar, birbirlerini koruyorlar. Ama aynı zamanda da Abyss'in karanlık sırlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyorlar. Bu da onları derinden etkiliyor.
Seyir Defteri Notu: Made in Abyss'in dünyası, Steampunk ve fantezi öğelerini bir araya getiriyor. Bu da animeye ayrı bir hava katıyor.
Rota Önerisi: Made in Abyss'ten sonra Shinsekai Yori'yi izleyebilirsin. O da karanlık temaları olan, distopik bir anime.
6. Devilman Crybaby: İnsan Kalpli Şeytanın Dramı
Devilman Crybaby... Dostum, bu anime bildiğin kafa açıyor. Şeytanlar, insanlar, kıyamet... Her şey var. Akira Fudo, normalde çekingen, duygusal bir tip. Ama arkadaşı Ryo Asuka sayesinde, şeytanlarla savaşmak için Devilman'e dönüşüyor. Devilman demek, bir şeytanın gücünü alıp, insan kalbini korumak demek. Akira da bunu başarıyor ve şeytanlara karşı savaşmaya başlıyor. Ama bu savaş, sadece şeytanlarla değil, insanlarla da olacak.
Devilman Crybaby'nin en vurucu noktası, insanlığın karanlık yüzünü göstermesi. Şeytanlar ortaya çıkınca, insanlar birbirine düşman oluyor. Paranoya, korku, şiddet... Her şey kontrolden çıkıyor. Akira da bu kaosun içinde, hem şeytanlarla, hem de insanlarla savaşmak zorunda kalıyor. Bir yandan da insanlığını korumaya çalışıyor. Ama bu o kadar kolay olmuyor.
Animenin çizimleri de farklı bir tarzda. Yuasa Masaaki'nin kendine has stili, animeye ayrı bir hava katıyor. Hareketler akıcı, renkler canlı, sahneler dinamik. Dövüş sahneleri de çok iyi. Şeytanlar, insanlar birbirine giriyor, kan gövdeyi götürüyor. Ama aynı zamanda da animenin duygusal sahneleri de çok dokunaklı. Akira'nın gözyaşları, Ryo'nun sırları... Hepsi de insanı derinden etkiliyor.
Seyir Defteri Notu: Devilman Crybaby, Go Nagai'nin klasik mangasının modern bir uyarlaması. Ama anime, mangadan farklı bir sona sahip.
Rota Önerisi: Devilman Crybaby'den sonra Neon Genesis Evangelion'u izleyebilirsin. O da psikolojik temaları olan, apokaliptik bir anime.
7. Attack on Titan (Shingeki no Kyojin): Devlere Karşı Hayatta Kalma Mücadelesi
Attack on Titan... Duvarların ardında yaşayan insanların, devlere karşı verdiği hayatta kalma mücadelesi. Eren Yeager, çocukluk arkadaşları Mikasa Ackerman ve Armin Arlert ile birlikte, duvarların dışındaki dünyayı merak ediyor. Ama bir gün, devasa bir dev ortaya çıkıyor ve duvarı yıkıyor. Devler şehre giriyor ve insanları yemeye başlıyor. Eren'in annesi de devler tarafından yeniliyor. Bu olay, Eren'i derinden etkiliyor ve devlere karşı intikam yemini ediyor. Askeri eğitime katılıyor ve devlerle savaşmak için Survey Corps'a katılıyor.
Attack on Titan'ın en çekici yanı, dünyasının detaylılığı. Duvarlar, şehirler, askeri sistemler, devlerin biyolojisi... Her şey çok iyi düşünülmüş. Bir de animenin gizemleri var. Devlerin nereden geldiği, duvarların neden yapıldığı, dünyanın geçmişi... Hepsi de zamanla ortaya çıkıyor. Bu da animeyi daha merak uyandırıcı hale getiriyor.
Animenin karakterleri de çok iyi işlenmiş. Eren, öfkeli, kararlı bir tip. Mikasa, Eren'i korumaya yemin etmiş, soğukkanlı bir savaşçı. Armin, zeki, stratejik bir düşünür. Bu üç karakterin arasındaki ilişki, animenin önemli bir parçası. Bir de Survey Corps'un diğer üyeleri var. Levi, Erwin, Hange... Hepsi de farklı karakterlere sahip ve animenin olay örgüsüne katkıda bulunuyorlar.
Seyir Defteri Notu: Attack on Titan'ın animesi, manganın tamamını kapsamıyor. Son sezon, manganın sonunu farklı bir şekilde uyarlıyor.
Rota Önerisi: Attack on Titan'dan sonra Kabaneri of the Iron Fortress'ı izleyebilirsin. O da devlere benzer yaratıklarla savaşan insanların hikayesini anlatıyor.
8. Akame ga Kill!: Yozlaşmış İmparatorluğa Karşı Suikast Timi
Akame ga Kill!... Yozlaşmış bir imparatorluğa karşı savaşan bir suikast timinin hikayesi. Tatsumi, köyünü kurtarmak için başkente geliyor. Ama burada imparatorluğun ne kadar yozlaşmış olduğunu görüyor. Rüşvet, hırsızlık, cinayet... Her şey kol geziyor. Tatsumi de Night Raid adlı bir suikast timine katılıyor. Night Raid, imparatorluğun yozlaşmış yetkililerini öldürerek, halkı kurtarmaya çalışıyor.
Akame ga Kill!'in en dikkat çekici yanı, karakterlerinin acımasızlığı. Night Raid üyeleri, suikastçı oldukları için, insanları öldürmekte tereddüt etmiyorlar. Ama aynı zamanda da iyi insanlar. Halkı kurtarmak için savaşıyorlar. Bu da onları karmaşık karakterler yapıyor. Bir de animenin dünyası var. İmparatorluk, devrimciler, tehlikeli yaratıklar... Her şey çok iyi işlenmiş.
Animenin dövüş sahneleri de çok heyecanlı. Night Raid üyeleri, Teigu adı verilen özel silahlar kullanıyor. Bu silahlar, onlara insanüstü güçler veriyor. Ama aynı zamanda da tehlikeli olabiliyorlar. Teigu'lar, kullanıcılarını öldürebiliyor. Bu da dövüşlere ayrı bir gerilim katıyor. Kimin öleceğini kestirmek zor oluyor.
Seyir Defteri Notu: Akame ga Kill!'in animesi, manganın tamamını kapsamıyor. Anime, mangadan farklı bir sona sahip.
Rota Önerisi: Akame ga Kill!'den sonra Fate/Zero'yu izleyebilirsin. O da karanlık temaları olan, savaş üzerine kurulu bir anime.
9. Hellsing Ultimate: Vampir Alucard'ın Kanlı Dansı
Hellsing Ultimate... Abi, vampirler, Naziler, din savaşları... Bu anime tam bir çılgınlık! İngiltere'yi korumakla görevli Hellsing örgütü var, bir de onların en güçlü silahı: Alucard. Alucard, bildiğin vampirlerin kralı. Güçlü, acımasız, sadist... Ama aynı zamanda da Hellsing'e sadık. Bir de Seras Victoria var. Seras, Alucard tarafından vampire dönüştürülen genç bir polis memuru. Alucard'ın çırağı oluyor ve onunla birlikte vampirlerle savaşıyor.
Hellsing Ultimate'ın en sevdiğim yanı, Alucard'ın karakteri. Adam, o kadar güçlü ki, neredeyse hiçbir düşmanı ona karşı koyamıyor. Ama yine de eğleniyor. Düşmanlarını aşağılıyor, onlarla dalga geçiyor, onları korkutuyor. Alucard'ın dövüş sahneleri de çok kanlı, çok vahşi. Adam, düşmanlarını paramparça ediyor, kanlarını içiyor, ruhlarını emiyor. Ama aynı zamanda da karizmatik. Ses tonu, hareketleri, gülüşü... Hepsi de insanı etkiliyor.
Animenin dünyası da çok karanlık, çok gotik. İngiltere, vampirler, Naziler, din savaşları... Her şey çok iyi işlenmiş. Bir de animenin müzikleri var. Ağır metal, klasik müzik, opera... Hepsi de sahnelere ayrı bir hava katıyor. Özellikle Alucard'ın dövüş sahnelerinde çalan müzikler, insanı gaza getiriyor.
Seyir Defteri Notu: Hellsing Ultimate, Hellsing mangasının daha sadık bir uyarlaması. Eski Hellsing animesinden daha iyi.
Rota Önerisi: Hellsing Ultimate'dan sonra Black Lagoon'u izleyebilirsin. O da aksiyon dolu, karanlık temaları olan bir anime.
10. Dororo: Kayıp Organlarını Arayan Samuray
Dororo... Feodal Japonya'da geçen, şeytanlarla yapılan anlaşmalar, kayıp organlar ve intikam dolu bir hikaye. Daigo Kagemitsu, ülkesini kurtarmak için 12 şeytanla anlaşma yapar. Anlaşma karşılığında, doğacak olan oğlunun 48 organını şeytanlara verir. Bebek Hyakkimaru, organları olmadan doğar. Babası onu öldürmeye karar verir, ama bir adam onu kurtarır. Adam, Hyakkimaru'ya protez uzuvlar yapar ve ona kılıç kullanmayı öğretir. Hyakkimaru, büyüdüğünde şeytanları öldürerek kayıp organlarını geri almaya karar verir. Yolculuğunda Dororo adında küçük bir hırsızla karşılaşır. Birlikte şeytanlarla savaşırlar ve organlarını geri almaya çalışırlar.
Dororo'nun en dokunaklı yanı, Hyakkimaru'nun insanlığını geri kazanma çabası. Adam, doğduğundan beri organları olmadığı için, dünyayı hissedemiyor. Göremiyor, duyamıyor, konuşamıyor. Ama şeytanları öldürdükçe, organları geri geldikçe, dünyayı daha iyi anlamaya başlıyor. İnsanlarla iletişim kurmaya çalışıyor, duyguları öğreniyor. Bu da onu daha insancıl yapıyor.
Animenin dünyası da çok detaylı, çok gerçekçi. Feodal Japonya'nın savaşları, kıtlığı, yoksulluğu... Her şey çok iyi işlenmiş. Bir de animenin karakterleri var. Hyakkimaru, sessiz, kararlı bir samuray. Dororo, konuşkan, neşeli bir hırsız. Bu iki karakterin arasındaki ilişki, animenin önemli bir parçası. Birbirlerine destek oluyorlar, birbirlerini koruyorlar, birbirlerinden öğreniyorlar.
Seyir Defteri Notu: Dororo, Osamu Tezuka'nın klasik mangasının modern bir uyarlaması. Anime, mangaya sadık kalıyor ama bazı değişiklikler yapıyor.
Rota Önerisi: Dororo'dan sonra Blade of the Immortal'ı izleyebilirsin. O da intikam üzerine kurulu, samuray temalı bir anime.
Tepkiniz Nedir?