My Hero Academia Gibi Kahraman Akademisi Temalı 13 Novel Önerisi! Güç Eğitimi!: Yeni nesil kahramanlık destanlarına atıl!

Süper güçlerin evrimleştiği, genç kahramanların kaderlerini yazdığı kahraman akademisi temalı 18 novel ile My Hero Academia evrenine benzer maceralara yelken aç.

Şubat 21, 2026 - 16:31
Şubat 21, 2026 - 16:31
 0  1
My Hero Academia Gibi Kahraman Akademisi Temalı 13 Novel Önerisi! Güç Eğitimi!: Yeni nesil kahramanlık destanlarına atıl!

1. "Worm" - Solucan: Süper Güçlerin Karanlık Yüzü

Yolcu, "Worm" seni alıp bambaşka bir diyara götürecek. Tamam, My Hero Academia'daki o pırıl pırıl kahramanlık idealleri falan burada biraz askıda kalıyor, ama süper güçlerin ne kadar karmaşık ve karanlık olabileceğini göstermesi açısından inanılmaz bir yapım. Hikayemiz Taylor Hebert adında, lise çağında bir kızın etrafında dönüyor. Taylor, zorbalığa uğruyor ve bu durumdan kurtulmak için süper güçler elde etmeyi diliyor. Dileği kabul oluyor ama aldığı güç, böcekleri kontrol etme yeteneği! İlk başta kulağa komik geliyor değil mi? Ama yazar Wildbow, bu gücü o kadar yaratıcı ve stratejik kullanıyor ki, Taylor'ın bir anda şehrin en tehlikeli kahramanlarından biri haline gelmesine şahit oluyoruz.

"Worm"un olayı sadece süper güçler değil. Hikaye, ahlaki gri alanlarla dolu. Kahramanlar ve kötü adamlar arasındaki çizgi o kadar bulanık ki, kimin haklı kimin haksız olduğuna karar vermek gerçekten zor. Taylor da bu karmaşık dünyada kendi yolunu bulmaya çalışırken sürekli etik ikilemlerle karşılaşıyor. Hikaye boyunca, süper güçlerin toplum üzerindeki etkisini, kahramanlık kurumunun yozlaşmasını ve bireylerin güç karşısında nasıl değiştiğini görüyoruz. Yani, "Worm" sadece bir süper kahraman hikayesi değil, aynı zamanda toplum eleştirisi ve karakter analizinin de yapıldığı derin bir roman. Kesinlikle okuman gereken bir yapım.

Bu romanın en sevdiğim yanı, karakterlerin derinliği ve gerçekçiliği oldu. Taylor'ın iç dünyası, motivasyonları ve yaşadığı zorluklar o kadar iyi işlenmiş ki, onunla kolayca empati kurabiliyorsun. Diğer karakterler de aynı şekilde, kendi amaçları, kusurları ve geçmişleriyle dolu. Bu da "Worm"u sadece aksiyon dolu bir macera değil, aynı zamanda duygusal bir yolculuk haline getiriyor. Eğer My Hero Academia'nın kahramanlık temasını seviyorsan ama daha karanlık ve karmaşık bir hikaye arıyorsan, "Worm" tam sana göre.

Seyir Defteri Notu: "Worm"un evreninde güçler "parazitler" tarafından veriliyor. Bu parazitler, sahiplerinin psikolojisini ve travmalarını okuyarak onlara uygun güçler veriyor. Bu da güçlerin neden bu kadar tuhaf ve kişiye özel olduğunu açıklıyor.

Rota Önerisi: "Worm" bittikten sonra Wildbow'un diğer eseri olan "Ward"a geçebilirsin. "Ward", "Worm"un devamı niteliğinde ve aynı evrende geçiyor.


2. "Super Powereds" - Süper Güçlüler: Kolej Hayatı ve Kahramanlık Dersleri

Selam yolcu! Eğer My Hero Academia'daki o akademi atmosferini ve kahraman olma yolundaki gençlerin gelişimini seviyorsan, "Super Powereds" tam sana göre. Drew Hayes'in kaleminden çıkan bu seri, süper güçlere sahip gençlerin gittiği bir üniversitede geçiyor. Ama burası bildiğin üniversitelerden değil. Buradaki öğrenciler, güçlerini kontrol etmeyi, kahraman olmayı ve toplumda nasıl bir rol oynayacaklarını öğreniyorlar. Hikayemiz, Cape adında bir programda okuyan beş öğrencinin etrafında dönüyor. Bu program, güçlerini kontrol etmekte zorlanan ve gelecekte kahraman olmak için eğitilen öğrencilere odaklanıyor.

"Super Powereds"ın en sevdiğim yanı, karakterlerin gelişimi. Seri boyunca, bu gençlerin güçlerini keşfetmelerine, zayıflıklarını aşmalarına ve birbirleriyle olan ilişkilerini geliştirmelerine şahit oluyoruz. Her bir karakterin kendine özgü güçleri, kişilikleri ve geçmişleri var. Bu da hikayeyi daha zengin ve ilgi çekici hale getiriyor. Ayrıca, seride sadece kahramanlık dersleri değil, aynı zamanda normal üniversite hayatının da zorlukları işleniyor. Aşk, arkadaşlık, rekabet ve kimlik arayışı gibi temalar, "Super Powereds"ı sadece bir süper kahraman hikayesi olmaktan çıkarıp, genç yetişkinlik deneyimini de yansıtan bir yapım haline getiriyor.

Bu serideki güç sistemi de oldukça ilgi çekici. Herkesin gücü farklı ve bu güçlerin sınırları, zayıflıkları ve potansiyelleri var. Öğrenciler, güçlerini en iyi şekilde kullanmayı öğrenirken aynı zamanda bu sınırları ve zayıflıkları da aşmaya çalışıyorlar. Bu da seriye stratejik bir derinlik katıyor. "Super Powereds" sadece aksiyon dolu bir macera değil, aynı zamanda karakter odaklı bir hikaye. Eğer My Hero Academia'nın akademi atmosferini ve karakter gelişimini seviyorsan, "Super Powereds"ı kesinlikle okumalısın.

Seyir Defteri Notu: "Super Powereds" evreninde, süper güçlere sahip olmak genetik bir özellik değil. Güçler, rastgele ortaya çıkıyor ve bu da toplumda süper güçlere sahip olmayanların da olmasını sağlıyor.

Rota Önerisi: "Super Powereds" serisi bittikten sonra, aynı yazarın "Fred, the Vampire Accountant" serisine geçebilirsin. Bu seri, vampirlerin dünyasında geçen komik ve eğlenceli bir hikaye.


3. "Soon I Will Be Invincible" - Yakında Yenilmez Olacağım: Kötü Adamın Gözünden Kahramanlık

Selamlar gezgin! Kahramanlık hikayelerinden bıktın mı? Peki ya kötü adamın gözünden bir kahramanlık hikayesi okumaya ne dersin? "Soon I Will Be Invincible", Austin Grossman'ın yazdığı ve süper kötülerin dünyasına farklı bir bakış açısı getiren bir roman. Hikayemiz, Dr. Impossible adında bir süper kötü adamın etrafında dönüyor. Dr. Impossible, dünyanın en zeki ve tehlikeli kötü adamlarından biri ama aynı zamanda da inanılmaz derecede beceriksiz. Sürekli planları suya düşüyor ve kahramanlar tarafından yakalanıyor. Ama Dr. Impossible pes etmiyor. Amacı, dünyayı ele geçirmek ve bunu başarmak için her şeyi yapmaya hazır.

Roman, hem Dr. Impossible'ın hem de kahramanlardan oluşan bir ekibin bakış açısıyla anlatılıyor. Bu da bize hikayenin iki farklı tarafını da görme fırsatı veriyor. Kahramanlar, dünyayı korumak için savaşırken aynı zamanda kendi iç sorunlarıyla da mücadele ediyorlar. Dr. Impossible ise, kötü planlar yaparken aynı zamanda kendi motivasyonlarını ve geçmişini sorguluyor. Bu da karakterlere derinlik katıyor ve hikayeyi daha ilgi çekici hale getiriyor. "Soon I Will Be Invincible", sadece bir süper kahraman hikayesi değil, aynı zamanda karakter analizi ve toplum eleştirisinin de yapıldığı bir roman.

Bu romanın en sevdiğim yanı, süper kahraman klişelerini tersine çevirmesi oldu. Kahramanlar her zaman mükemmel ve kusursuz değiller. Onlar da hata yapıyorlar, kendi çıkarları için savaşıyorlar ve bazen de kötü kararlar alıyorlar. Dr. Impossible ise, her zaman kötü ve acımasız değil. O da kendi amaçları için savaşıyor, geçmişinden dersler çıkarıyor ve bazen de doğru şeyler yapmaya çalışıyor. Bu da karakterleri daha insani ve gerçekçi hale getiriyor. Eğer süper kahraman hikayelerine farklı bir bakış açısı arıyorsan, "Soon I Will Be Invincible"ı kesinlikle okumalısın.

Seyir Defteri Notu: Dr. Impossible'ın en büyük düşmanı, Champions adında bir kahraman ekibi. Bu ekip, dünyanın en güçlü kahramanlarından oluşuyor ve Dr. Impossible'ın planlarını sürekli olarak engelliyor.

Rota Önerisi: "Soon I Will Be Invincible" bittikten sonra, aynı yazarın "Warbreaker" romanına geçebilirsin. Bu roman, renklerin büyülü güçlere sahip olduğu fantastik bir dünyada geçiyor.


4. "The Reckoners" Serisi - Cellat: Süper Güçlere Karşı Direniş

Selamlar yol arkadaşım! Ya süper güçler dünyayı ele geçirirse? Ya kahramanlar yerine tiranlar ortaya çıkarsa? Brandon Sanderson'ın "The Reckoners" serisi, tam da bu soruyu soruyor. Bir anda ortaya çıkan ve Epic adı verilen süper güçlere sahip insanlar, dünyayı kaosa sürüklüyor. Bu Epikler, güçlerini kötüye kullanıyor, şehirleri yönetiyor ve insanları köleleştiriyorlar. Ama umut hala var. Reckoners adında bir grup insan, Epiklere karşı direniyor ve onları öldürmek için savaşıyor. Hikayemiz, David adında genç bir adamın etrafında dönüyor. David'in babası, bir Epik tarafından öldürülüyor ve David, intikam almak için Reckoners'a katılıyor.

"The Reckoners" serisi, sadece aksiyon dolu bir macera değil, aynı zamanda ahlaki sorgulamaların da yapıldığı bir yapım. Reckoners, Epikleri öldürmek için her şeyi yapmaya hazır. Ama bu onları, Epiklerden farklı kılar mı? Onlar da güçlerini kötüye kullanıyorlar mı? David, bu sorularla sürekli olarak mücadele ediyor ve kendi ahlaki pusulasını bulmaya çalışıyor. Seri boyunca, süper güçlerin toplum üzerindeki etkisini, bireylerin güç karşısında nasıl değiştiğini ve intikamın ne kadar yıkıcı olabileceğini görüyoruz.

Bu serinin en sevdiğim yanı, Sanderson'ın yaratıcı güç sistemi oldu. Her Epik'in kendine özgü güçleri ve zayıflıkları var. Reckoners, bu zayıflıkları keşfetmek ve Epikleri öldürmek için stratejik planlar yapmak zorunda. Bu da seriye taktiksel bir derinlik katıyor. Ayrıca, karakterler de oldukça ilgi çekici. David'in naifliği, Reckoners'ın lideri Prof'un gizemli geçmişi ve diğer karakterlerin motivasyonları, hikayeyi daha zengin ve ilgi çekici hale getiriyor. Eğer süper güçlerin karanlık tarafını keşfetmek ve ahlaki sorgulamalarla dolu bir hikaye okumak istiyorsan, "The Reckoners" serisini kesinlikle okumalısın.

Seyir Defteri Notu: "The Reckoners" evreninde, Epiklerin güçleri onların en büyük zayıflığı olabilir. Her Epik'in kendine özgü bir zayıflığı var ve bu zayıflıklar, onların güçleriyle bağlantılı.

Rota Önerisi: "The Reckoners" serisi bittikten sonra, aynı yazarın "Mistborn" serisine geçebilirsin. Bu seri, büyülü güçlere sahip insanların köleleştirildiği bir dünyada geçiyor.


5. "Hench" - Uşak: Kötü Adamın Yanında Olmak

Selamlar maceraperest! Hiç merak ettin mi, o süper kötülerin arkasında kim var? O planları kim yapıyor, o kostümleri kim dikiyor, o üsleri kim temizliyor? Natalie Zina Walschots'un "Hench" romanı, tam da bu soruyu soruyor. Hikayemiz, Anna adında genç bir kadının etrafında dönüyor. Anna, geçimini sağlamak için süper kötülerin yanında çalışıyor. Onun görevi, kötü adamların planlarını organize etmek, kaynaklarını yönetmek ve onların ihtiyaçlarını karşılamak. Ama Anna, bu işten nefret ediyor. O, kahramanların yanında olmak istiyor ama süper güçleri yok ve kahramanlar tarafından ciddiye alınmıyor.

Bir gün, Anna bir kahraman ve kötü adam arasındaki çatışmaya tanık oluyor. Bu çatışmada, Anna ağır yaralanıyor ve işini kaybediyor. Ama bu olay, Anna'nın hayatını değiştiriyor. Anna, süper kahramanların ve kötü adamların neden olduğu hasarı araştırmaya başlıyor. Bu araştırmalar sonucunda, süper kahramanların ve kötü adamların aslında aynı madalyonun iki yüzü olduğunu keşfediyor. Onlar, güçlerini kötüye kullanıyor, insanları umursamıyor ve sadece kendi çıkarları için savaşıyorlar. Anna, bu gerçeği öğrendikten sonra, intikam almaya karar veriyor. O, süper kahramanların ve kötü adamların dünyasını değiştirmek için bir plan yapıyor.

Bu romanın en sevdiğim yanı, süper kahraman klişelerini tersine çevirmesi oldu. Kahramanlar her zaman iyi ve kusursuz değiller. Onlar da hata yapıyorlar, kendi çıkarları için savaşıyorlar ve bazen de kötü kararlar alıyorlar. Kötü adamlar ise, her zaman kötü ve acımasız değiller. Onlar da kendi amaçları için savaşıyor, geçmişlerinden dersler çıkarıyor ve bazen de doğru şeyler yapmaya çalışıyorlar. Bu da karakterleri daha insani ve gerçekçi hale getiriyor. Eğer süper kahraman hikayelerine farklı bir bakış açısı arıyorsan, "Hench"i kesinlikle okumalısın.

Seyir Defteri Notu: "Hench" evreninde, süper kahramanlar ve kötü adamlar arasındaki savaş, aslında bir ekonomik savaştır. Kahramanlar, sponsorlar tarafından finanse ediliyor ve kötü adamlar ise, yeraltı dünyasının kaynaklarını kullanıyorlar.

Rota Önerisi: "Hench" bittikten sonra, aynı yazarın "All the Murmuring Bones" romanına geçebilirsin. Bu roman, deniz canavarlarının ve mitolojik yaratıkların dünyasında geçen karanlık bir fantastik hikaye.


6. "Vicious" - Acımasız: Süper Güçlerin Bedeli

Merhaba kaşif! Victoria Schwab'ın "Vicious" romanı, süper güçlerin ne kadar tehlikeli ve yıkıcı olabileceğini gösteren karanlık bir yapım. Hikayemiz, Victor Vale ve Eli Ever adında iki üniversite öğrencisinin etrafında dönüyor. Victor ve Eli, süper güçler elde etmenin yollarını araştırıyorlar. Onlar, ölümden dönmenin insanlara süper güçler verdiğine inanıyorlar. Bu teoriyi test etmek için, kendilerini ölümcül deneylere tabi tutuyorlar. Deneyler başarılı oluyor ve Victor ile Eli, süper güçler elde ediyorlar. Ama bu güçler, onların hayatlarını değiştiriyor.

Victor, acıyı kontrol etme gücüne sahip oluyor. Eli ise, kendini iyileştirme gücüne sahip oluyor. Bu güçler, onları daha güçlü ve tehlikeli hale getiriyor. Ama aynı zamanda, onları birbirlerine düşman ediyor. Victor ve Eli, güçlerini kullanmak için farklı yollar seçiyorlar. Victor, intikam almak için güçlerini kullanırken, Eli ise, dünyayı kurtarmak için güçlerini kullanıyor. Bu da aralarında bir savaşa yol açıyor. "Vicious", sadece bir süper kahraman hikayesi değil, aynı zamanda dostluk, ihanet ve intikamın da işlendiği bir roman.

Bu romanın en sevdiğim yanı, karakterlerin derinliği oldu. Victor ve Eli, karmaşık ve kusurlu karakterler. Onların motivasyonları, geçmişleri ve yaşadıkları zorluklar o kadar iyi işlenmiş ki, onlarla kolayca empati kurabiliyorsun. Ayrıca, romanın karanlık atmosferi ve gerilim dolu olay örgüsü de beni çok etkiledi. Eğer süper güçlerin karanlık tarafını keşfetmek ve karakter odaklı bir hikaye okumak istiyorsan, "Vicious"ı kesinlikle okumalısın.

Seyir Defteri Notu: "Vicious" evreninde, süper güçler elde etmek için ölümden dönmek yeterli değil. Aynı zamanda, kişinin güçlü bir motivasyona ve travmatik bir geçmişe sahip olması gerekiyor.

Rota Önerisi: "Vicious" bittikten sonra, aynı yazarın "A Darker Shade of Magic" serisine geçebilirsin. Bu seri, farklı boyutlara geçebilen bir sihirbazın hikayesini anlatıyor.


7. "Steelheart" - Çelik Yürek: Süper Güçler ve Yozlaşma

Selam gezgin ruh! Brandon Sanderson'ın "Steelheart" romanı, süper güçlerin nasıl yozlaşmaya yol açabileceğini gösteren bir distopik yapım. Bir anda ortaya çıkan ve Epic adı verilen süper güçlere sahip insanlar, dünyayı kaosa sürüklüyor. Bu Epikler, güçlerini kötüye kullanıyor, şehirleri yönetiyor ve insanları köleleştiriyorlar. Steelheart adında bir Epik, Chicago'yu ele geçiriyor ve şehri Newcago olarak yeniden adlandırıyor. Steelheart, kendini tanrı ilan ediyor ve insanları acımasızca yönetiyor. Ama umut hala var. David adında genç bir adam, Steelheart'ı öldürmek için yemin ediyor.

David'in babası, Steelheart tarafından öldürülüyor ve David, intikam almak için her şeyi yapmaya hazır. David, Steelheart'ın zayıflıklarını araştırıyor ve onu öldürmek için bir plan yapıyor. Bu planı uygulamak için, Reckoners adında bir gruba katılıyor. Reckoners, Epiklere karşı direnen ve onları öldürmek için savaşan bir grup insan. David, Reckoners ile birlikte Steelheart'a karşı savaşırken, süper güçlerin ne kadar tehlikeli ve yozlaştırıcı olabileceğini görüyor. "Steelheart", sadece bir süper kahraman hikayesi değil, aynı zamanda direniş, umut ve intikamın da işlendiği bir roman.

Bu romanın en sevdiğim yanı, Sanderson'ın yaratıcı güç sistemi oldu. Her Epik'in kendine özgü güçleri ve zayıflıkları var. Reckoners, bu zayıflıkları keşfetmek ve Epikleri öldürmek için stratejik planlar yapmak zorunda. Bu da seriye taktiksel bir derinlik katıyor. Ayrıca, karakterler de oldukça ilgi çekici. David'in naifliği, Reckoners'ın lideri Prof'un gizemli geçmişi ve diğer karakterlerin motivasyonları, hikayeyi daha zengin ve ilgi çekici hale getiriyor. Eğer süper güçlerin karanlık tarafını keşfetmek ve ahlaki sorgulamalarla dolu bir hikaye okumak istiyorsan, "Steelheart"ı kesinlikle okumalısın.

Seyir Defteri Notu: "Steelheart" evreninde, Epiklerin güçleri onların en büyük zayıflığı olabilir. Her Epik'in kendine özgü bir zayıflığı var ve bu zayıflıklar, onların güçleriyle bağlantılı.

Rota Önerisi: "Steelheart" bittikten sonra, aynı yazarın "Mistborn" serisine geçebilirsin. Bu seri, büyülü güçlere sahip insanların köleleştirildiği bir dünyada geçiyor.


8. "Confessions of a D-List Supervillain" - Bir D Sınıfı Süper Kötünün İtirafları: Komedi ve Kötülük

Selamlar yolcu dostum! Eğer kahramanlık ve kötülük arasındaki o ince çizgide biraz da kahkaha arıyorsan, "Confessions of a D-List Supervillain" tam sana göre. Jim Bernheimer'ın bu romanı, süper kötülerin dünyasına komik bir bakış açısı getiriyor. Hikayemiz, Cal Stringel adında bir adamın etrafında dönüyor. Cal, süper güçlere sahip değil ama süper kötü olmak istiyor. Bu yüzden, D-List Supervillain Union adında bir gruba katılıyor. Bu grup, süper güçlere sahip olmayan ama kötü planlar yapmak isteyen insanlardan oluşuyor.

Cal ve arkadaşları, dünyayı ele geçirmek için çeşitli planlar yapıyorlar. Ama bu planlar, genellikle komik ve başarısız oluyor. Cal, sürekli olarak kahramanlar tarafından yakalanıyor ve hapse atılıyor. Ama Cal pes etmiyor. O, en iyi süper kötü olmak için her şeyi yapmaya hazır. "Confessions of a D-List Supervillain", sadece bir süper kahraman parodisi değil, aynı zamanda arkadaşlık, azim ve başarısızlığın da işlendiği bir roman.

Bu romanın en sevdiğim yanı, karakterlerin komikliği oldu. Cal ve arkadaşları, beceriksiz ve garip karakterler. Onların diyalogları, davranışları ve planları o kadar komik ki, sürekli olarak kahkaha atıyorsun. Ayrıca, romanın olay örgüsü de oldukça eğlenceli. Cal'ın süper kötü olma çabaları, kahramanlarla olan karşılaşmaları ve başarısız planları, hikayeyi sürekli olarak ilgi çekici kılıyor. Eğer süper kahraman hikayelerine farklı bir bakış açısı arıyorsan ve biraz gülmek istiyorsan, "Confessions of a D-List Supervillain"ı kesinlikle okumalısın.

Seyir Defteri Notu: "Confessions of a D-List Supervillain" evreninde, süper kötülerin bir sendikası var. Bu sendika, süper kötülerin haklarını koruyor ve onlara destek sağlıyor.

Rota Önerisi: "Confessions of a D-List Supervillain" bittikten sonra, aynı yazarın "The Girl, the Gold Watch, & Everything" romanına geçebilirsin. Bu roman, zamanı durdurma gücüne sahip bir adamın hikayesini anlatıyor.


9. "Wearing the Cape" - Pelerini Giymek: Kahraman Olmanın Zorlukları

Selamlar macerasever! Marion G. Harmon'ın "Wearing the Cape" romanı, süper güçlerin ortaya çıktığı bir dünyada kahraman olmanın ne anlama geldiğini araştırıyor. Hikayemiz, Hope Corrigan adında genç bir kadının etrafında dönüyor. Hope, bir anda süper güçler elde ediyor ve Atlas adında bir kahraman örgütüne katılıyor. Atlas, dünyayı korumak için savaşan ve süper güçlere sahip insanlardan oluşuyor. Hope, Atlas'a katıldıktan sonra, kahraman olmanın ne kadar zor olduğunu görüyor.

Hope, güçlerini kontrol etmeyi öğrenmek, kötü adamlarla savaşmak ve toplumun beklentilerini karşılamak zorunda. Ayrıca, Atlas'ın içindeki politik oyunlarla da mücadele etmek zorunda. Hope, kahraman olmaya çalışırken, kendi kimliğini, değerlerini ve motivasyonlarını sorguluyor. "Wearing the Cape", sadece bir süper kahraman hikayesi değil, aynı zamanda kimlik, sorumluluk ve ahlakın da işlendiği bir roman.

Bu romanın en sevdiğim yanı, karakterlerin gerçekçiliği oldu. Hope ve diğer kahramanlar, mükemmel ve kusursuz değiller. Onlar da hata yapıyorlar, kendi çıkarları için savaşıyorlar ve bazen de kötü kararlar alıyorlar. Bu da karakterleri daha insani ve gerçekçi hale getiriyor. Ayrıca, romanın olay örgüsü de oldukça ilgi çekici. Hope'un kahraman olma yolculuğu, Atlas'ın içindeki entrikalar ve kötü adamlarla olan savaşlar, hikayeyi sürekli olarak ilgi çekici kılıyor. Eğer süper kahraman hikayelerine farklı bir bakış açısı arıyorsan ve karakter odaklı bir hikaye okumak istiyorsan, "Wearing the Cape"i kesinlikle okumalısın.

Seyir Defteri Notu: "Wearing the Cape" evreninde, süper güçler genetik bir özellik değil. Güçler, rastgele ortaya çıkıyor ve bu da toplumda süper güçlere sahip olmayanların da olmasını sağlıyor.

Rota Önerisi: "Wearing the Cape" bittikten sonra, aynı yazarın "Gravesling" romanına geçebilirsin. Bu roman, vampirlerin ve kurt adamların dünyasında geçen karanlık bir fantastik hikaye.


10. "Zeroes" - Sıfırlar: Güçlerin Kontrolü ve Takım Çalışması

Selam yolcu! Scott Westerfeld, Margo Lanagan ve Deborah Biancotti'nin birlikte yazdığı "Zeroes" serisi, süper güçlere sahip olmanın hem bir lütuf hem de bir lanet olabileceğini gösteren bir yapım. Hikayemiz, Bellweather adında küçük bir kasabada yaşayan altı gencin etrafında dönüyor. Bu gençlerin her biri, kendine özgü süper güçlere sahip. Ama bu güçler, onların kontrolü dışında çalışıyor ve hayatlarını zorlaştırıyor.

Ethan, başkalarının duygularını kontrol etme gücüne sahip ama bu gücü istemeden kullanıyor ve insanları manipüle ediyor. Riley, başkalarının sözlerini duyma gücüne sahip ama bu gücü kontrol edemiyor ve sürekli olarak insanların düşüncelerini duyuyor. Nate, görünmez olma gücüne sahip ama bu gücü kullandığında, bilincini kaybediyor. Kelsie, insanları etkileme gücüne sahip ama bu gücü kullandığında, kendi kişiliğini kaybediyor. Chizara, makineleri kontrol etme gücüne sahip ama bu gücü kullandığında, vücudu zarar görüyor. Mob, kalabalıkları kontrol etme gücüne sahip ama bu gücü kullandığında, kendi kontrolünü kaybediyor.

Bu altı genç, güçlerini kontrol etmeyi öğrenmek ve birlikte çalışmayı başarmak zorunda. Aksi takdirde, güçleri onları yok edecek. "Zeroes", sadece bir süper kahraman hikayesi değil, aynı zamanda arkadaşlık, kimlik ve takım çalışmasının da işlendiği bir roman. Bu romanın en sevdiğim yanı, karakterlerin derinliği oldu. Bu altı genç, karmaşık ve kusurlu karakterler. Onların motivasyonları, geçmişleri ve yaşadıkları zorluklar o kadar iyi işlenmiş ki, onlarla kolayca empati kurabiliyorsun. Ayrıca, romanın olay örgüsü de oldukça ilgi çekici. Bu gençlerin güçlerini kontrol etme çabaları, birlikte çalışma zorunlulukları ve kötü adamlarla olan savaşları, hikayeyi sürekli olarak ilgi çekici kılıyor.

Seyir Defteri Notu: "Zeroes" evreninde, süper güçler genetik bir özellik değil. Güçler, rastgele ortaya çıkıyor ve bu da toplumda süper güçlere sahip olmayanların da olmasını sağlıyor.

Rota Önerisi: "Zeroes" serisi bittikten sonra, Scott Westerfeld'in "Uglies" serisine geçebilirsin. Bu seri, güzelliğin takıntı haline geldiği distopik bir gelecekte geçiyor.


11. "The Martian Chronicles" - Mars Yıllıkları: İnsanlığın Yeni Sınırları

Selamlar evren kaşifi! Ray Bradbury'nin "The Martian Chronicles", insanlığın Mars'ı kolonileştirme çabalarını anlatan bir bilim kurgu klasiği. Bu hikaye, süper güçler veya kahraman akademileriyle doğrudan bağlantılı olmasa da, yeni bir dünyada hayatta kalma, uyum sağlama ve medeniyet kurma temaları açısından My Hero Academia'ya benzerlikler taşıyor. İnsanlar, Mars'a giderek yeni bir başlangıç yapmak, dünyadaki sorunlardan kaçmak ve yeni bir medeniyet kurmak istiyorlar. Ancak Mars, insanlığın beklentilerini karşılamıyor.

Mars, gizemli ve tehlikeli bir gezegen. Marslılar, insanlardan farklı bir kültüre ve yaşam tarzına sahip. İnsanlar, Marslılarla iletişim kurmakta zorlanıyor ve aralarında çatışmalar yaşanıyor. Ayrıca, Mars'ın atmosferi ve kaynakları, insanlığın hayatta kalmasını zorlaştırıyor. İnsanlar, Mars'ta hayatta kalmak için uyum sağlamak, öğrenmek ve birlikte çalışmak zorunda. "The Martian Chronicles", sadece bir bilim kurgu hikayesi değil, aynı zamanda insan doğası, medeniyet ve uyumun da işlendiği bir roman.

Bu romanın en sevdiğim yanı, Bradbury'nin şiirsel dili ve Mars'ın atmosferini yaratma becerisi oldu. Bradbury, Mars'ı gizemli, tehlikeli ve güzel bir gezegen olarak tasvir ediyor. Ayrıca, karakterler de oldukça ilgi çekici. Mars'a giden insanlar, farklı motivasyonlara, geçmişlere ve beklentilere sahip. Onların Mars'ta yaşadıkları deneyimler, hikayeyi daha zengin ve ilgi çekici hale getiriyor. Eğer bilim kurgu, medeniyet ve uyum temalarını seviyorsan, "The Martian Chronicles"ı kesinlikle okumalısın.

Seyir Defteri Notu: "The Martian Chronicles" evreninde, Marslılar telepatik yeteneklere sahip. Bu yetenekleri sayesinde, insanların düşüncelerini okuyabiliyor ve onlarla iletişim kurabiliyorlar.

Rota Önerisi: "The Martian Chronicles" bittikten sonra, aynı yazarın "Fahrenheit 451" romanına geçebilirsin. Bu roman, kitapların yasaklandığı distopik bir gelecekte geçiyor.


12. "The Magicians" - Sihirbazlar: Büyünün Gerçek Yüzü

Selamlar büyü sever! Lev Grossman'ın "The Magicians" serisi, büyücülük okullarının büyülü dünyasına gerçekçi ve karanlık bir bakış açısı getiriyor. Quentin Coldwater adında bir genç, gizli bir büyücülük okuluna kabul ediliyor. Quentin, büyücülük okulunda okurken, büyünün gerçek yüzünü görüyor. Büyü, eğlenceli, kolay ve masum değil. Büyü, tehlikeli, zor ve karmaşık. Quentin, büyücülük okulunda okurken, kendi kimliğini, değerlerini ve motivasyonlarını sorguluyor.

"The Magicians", sadece bir fantastik hikaye değil, aynı zamanda yetişkinliğe geçiş, kimlik arayışı ve hayal kırıklığının da işlendiği bir roman. Quentin, büyücülük okulunda okurken, hayallerinin ve beklentilerinin gerçeklikle uyuşmadığını görüyor. Büyü, onun beklediği gibi değil. Quentin, bu gerçekle yüzleştikten sonra, kendi yolunu bulmaya çalışıyor. Bu serinin en sevdiğim yanı, karakterlerin derinliği oldu. Quentin ve diğer karakterler, karmaşık ve kusurlu karakterler. Onların motivasyonları, geçmişleri ve yaşadıkları zorluklar o kadar iyi işlenmiş ki, onlarla kolayca empati kurabiliyorsun.

Ayrıca, romanın olay örgüsü de oldukça ilgi çekici. Quentin'in büyücülük okulundaki maceraları, gizemli olaylar ve kötü adamlarla olan savaşlar, hikayeyi sürekli olarak ilgi çekici kılıyor. Eğer fantastik, büyücülük okulları ve karakter odaklı hikayeleri seviyorsan, "The Magicians"ı kesinlikle okumalısın. Unutma, büyü her zaman göründüğü gibi değildir.

Seyir Defteri Notu: "The Magicians" evreninde, büyü gerçek. Ama büyü, sadece belirli insanların yapabildiği bir şey. Büyü yapabilen insanlar, özel yeteneklere ve eğitime sahip olmalı.

Rota Önerisi: "The Magicians" serisi bittikten sonra, aynı yazarın "Codex" romanına geçebilirsin. Bu roman, kitapların büyülü güçlere sahip olduğu fantastik bir dünyada geçiyor.


13. "Dungeon Crawler Carl" - Zindan Tarayıcı Carl: Oyunun İçinde Hayatta Kalmak

Selamlar oyun düşkünü! Matt Dinniman'ın "Dungeon Crawler Carl" serisi, bir zindanın içine hapsolan ve hayatta kalmak için yarışmak zorunda olan insanların hikayesini anlatıyor. Carl adında bir adam, uzaylılar tarafından dünyaya getirilen bir zindanın içine hapsoluyor. Carl, zindanda hayatta kalmak için savaşmak, bulmacaları çözmek ve canavarları öldürmek zorunda. Carl, zindanda ilerledikçe, yeni yetenekler kazanıyor, yeni arkadaşlar ediniyor ve zindanın sırlarını keşfediyor.

"Dungeon Crawler Carl", sadece bir aksiyon dolu macera değil, aynı zamanda mizah, arkadaşlık ve hayatta kalmanın da işlendiği bir roman. Carl, zindanda hayatta kalmaya çalışırken, sürekli olarak komik durumlarla karşılaşıyor. Ayrıca, zindanda yeni arkadaşlar ediniyor ve onlarla birlikte çalışarak zindanın zorluklarını aşıyor. Bu serinin en sevdiğim yanı, oyun mekaniklerinin hikayeye entegre edilmesi oldu. Carl, zindanda ilerledikçe, seviye atlıyor, yeni yetenekler kazanıyor ve eşyalar topluyor. Bu da hikayeye oyunsu bir hava katıyor ve okumayı daha eğlenceli hale getiriyor.

Eğer oyunlar, zindanlar, macera ve mizahı seviyorsan, "Dungeon Crawler Carl"ı kesinlikle okumalısın. Bu seri, seni zindanın içine çekecek ve Carl'ın maceralarına ortak edecek. Unutma, zindanda hayatta kalmak için sadece savaşmak yeterli değil, aynı zamanda akıllı olmak ve arkadaşlara sahip olmak da gerekiyor.

Seyir Defteri Notu: "Dungeon Crawler Carl" evreninde, zindanlar uzaylılar tarafından kontrol ediliyor. Uzaylılar, insanları eğlendirmek ve para kazanmak için zindanları kullanıyor.

Rota Önerisi: "Dungeon Crawler Carl" serisi bitt

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Galaksi Yolcusu Galaksiler arası seyahat eden bir blog yazarı.