Toplumsal Sınıf Farkını Anlatan 10 Dram ve Seinen Anime: Eşitsizliğin Karanlık Yüzüne Yolculuk
Toplumsal sınıf uçurumunun anime evrenlerindeki yansımalarını keşfetmeye hazır mısın? Dram ve seinen türlerinin en çarpıcı örnekleriyle adaletsizliğin, umudun ve direnişin hikayelerine dalıyoruz. Unutma yolcu, bu anime evrenlerinde hiçbir şey göründüğü gibi değil!
1. Attack on Titan: Duvarların Ardındaki Sınıf Ayrımı
Yolcu, Attack on Titan’da sadece titanlarla değil, aynı zamanda duvarların içindeki acımasız sınıf ayrımıyla da yüzleşiyoruz. En içteki duvarda refah içinde yaşayan soylular, dış duvarlarda ise sefalet ve açlıkla boğuşan halk... Bu durum, titanların tehdidinden bile daha büyük bir tehlike yaratıyor. Eren ve arkadaşlarının büyüdüğü Shiganshina bölgesinin düşüşü, zaten var olan eşitsizliği daha da derinleştiriyor. Asillerin umursamazlığı ve halkın çaresizliği, anime boyunca defalarca gözümüze sokuluyor. Duvarların ardında saklanan gerçek düşman sadece titanlar değil, aynı zamanda insanlığın kendi içindeki adaletsizlik. Askeri eğitimde bile sınıf farklılıkları kendini gösteriyor; yetenekli olsan bile doğru aileden gelmiyorsan yükselmek neredeyse imkansız.
Hikaye ilerledikçe, bu sınıf ayrımının aslında çok daha büyük bir oyunun parçası olduğunu anlıyoruz. Marley ve Eldia arasındaki savaş, sadece toprak ve kaynak kavgası değil, aynı zamanda yüzyıllardır süregelen bir nefretin ve intikamın sonucu. Eren'in intikam arayışı, bu karmaşık sınıf yapısıyla daha da anlam kazanıyor. Kendini feda etmeye hazır olan askerler bile, sistemin çarkları arasında ezilip gidiyor. Bu anime, sadece aksiyon ve gerilim sunmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal eleştiri ve insan doğasının karanlık yönlerini de gözler önüne seriyor.
Attack on Titan evreninde hayatta kalmak sadece titanları yenmekle değil, aynı zamanda bu adaletsiz sistemle başa çıkmakla da ilgili. Eren'in dönüşümü, sadece fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda ideolojik bir uyanış. Halkın umutsuzluğu ve öfkesi, zamanla devrime dönüşüyor. Ama bu devrim, daha adil bir dünya yaratabilecek mi? Yoksa sadece yeni bir sınıf ayrımının başlangıcı mı olacak? İşte bu sorular, Attack on Titan'ı sadece bir anime değil, aynı zamanda derin bir toplumsal analiz haline getiriyor.
Seyir Defteri Notu: Duvarların katmanları, sadece fiziksel bir bariyer değil, aynı zamanda toplumsal sınıfın sembolü. En içteki duvar, en zengin ve güçlü olanların korunduğu yerken, en dıştaki duvar ise en savunmasız ve unutulmuş olanların yaşadığı yer.
Rota Önerisi: Eğer Attack on Titan'ın toplumsal eleştiri temasını sevdiysen, "Code Geass" ve "Psycho-Pass" gibi distopik anime serilerine de göz atabilirsin. Bu serilerde de benzer temaların farklı açılardan işlendiğini göreceksin.
2. Code Geass: İntikamın Sınıfsal Yansımaları
Code Geass, sadece devrim ve strateji üzerine kurulu bir anime değil, aynı zamanda Britannia İmparatorluğu'nun acımasız sınıf ayrımını gözler önüne seren bir yapım. Japonya'nın işgal edilerek "Area 11" olarak adlandırılması ve Japon halkının aşağılanması, hikayenin temelini oluşturuyor. Lelouch Lamperouge'un intikam arayışı, sadece babasına karşı değil, aynı zamanda bu adaletsiz sisteme karşı da bir başkaldırı. Lelouch'un Geass gücünü elde etmesi, ona bu mücadelede büyük bir avantaj sağlıyor ancak aynı zamanda onu karanlık bir yola sürüklüyor.
Britannia soylularının lüks ve şatafat içinde yaşarken, Area 11 halkının sefalet içinde yaşaması, anime boyunca defalarca vurgulanıyor. Bu durum, sadece ekonomik bir eşitsizlik değil, aynı zamanda kültürel bir baskı. Japon gelenekleri yasaklanıyor, Japon halkı ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor. Bu durum, Lelouch'un liderliğindeki Black Knights örgütünün doğmasına zemin hazırlıyor. Black Knights, sadece askeri bir güç değil, aynı zamanda ezilenlerin umudu. Lelouch'un amacı, Britannia İmparatorluğu'nu yıkmak ve daha adil bir dünya kurmak.
Ancak Lelouch'un yöntemleri her zaman tartışmalı. Amacına ulaşmak için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır. Bu durum, onu sadece bir kahraman değil, aynı zamanda anti-kahraman yapıyor. Code Geass, sadece aksiyon ve mecha savaşları sunmakla kalmıyor, aynı zamanda etik ve ahlaki sorgulamalara da davet ediyor. Lelouch'un devrimi, sadece sınıf ayrımını ortadan kaldırmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni bir düzenin nasıl kurulması gerektiği sorusunu da gündeme getiriyor. Bu anime, sadece izlemekle kalmayıp üzerine düşünmeye de değer bir yapım.
Seyir Defteri Notu: Lelouch'un kullandığı maske, sadece kimliğini gizlemekle kalmıyor, aynı zamanda Britannia İmparatorluğu'nun sembolü olan soyluluğa karşı bir başkaldırının da simgesi.
Rota Önerisi: Code Geass'ın politik ve stratejik derinliğini beğendiysen, "Legend of the Galactic Heroes" ve "Kingdom" gibi anime serilerine de göz atabilirsin. Bu serilerde de benzer temaların daha epik bir şekilde işlendiğini göreceksin.
3. Psycho-Pass: Sistem Seni Sınıflandırır
Psycho-Pass'ta Sibyl Sistemi, insanların suç işleme potansiyellerini ölçerek onları sınıflandırıyor ve hayatlarını buna göre şekillendiriyor. Bu sistem, görünüşte suç oranını azaltmayı amaçlasa da, aslında bireylerin özgürlüğünü kısıtlayan ve toplumsal eşitsizliği derinleştiren bir araç haline geliyor. Suç işlemeye eğilimli olduğu düşünülen kişiler, toplumdan dışlanıyor ve potansiyel suçlu olarak damgalanıyor. Bu durum, insanların hayatlarını derinden etkiliyor ve umutsuzluğa sürüklüyor.
Anime boyunca, Sibyl Sistemi'nin kusurları ve adaletsizlikleri defalarca gözler önüne seriliyor. Sistem, sadece suç işleme potansiyelini ölçmekle kalmıyor, aynı zamanda insanların düşüncelerini ve duygularını da kontrol etmeye çalışıyor. Bu durum, bireylerin özgür iradesini ortadan kaldırıyor ve onları sisteme bağımlı hale getiriyor. Akane Tsunemori gibi idealist bir müfettiş bile, sistemin karanlık yönleriyle yüzleşmek zorunda kalıyor. Makishima Shogo gibi anti-kahramanlar ise, sistemin çürümüşlüğünü ve adaletsizliklerini ortaya çıkarmak için mücadele ediyor.
Psycho-Pass, sadece bilim kurgu ve gerilim sunmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal eleştiri ve felsefi sorgulamalara da davet ediyor. Sistem tarafından sınıflandırılan insanların yaşadığı zorluklar, anime boyunca defalarca vurgulanıyor. Bu durum, izleyiciyi sistemin etik ve ahlaki sonuçları üzerine düşünmeye sevk ediyor. Psycho-Pass, sadece izlemekle kalmayıp üzerine düşünmeye de değer bir yapım. Sibyl sistemi aslında bir nevi toplumsal sınıflandırma aracı olarak da görülebilir. Sisteme "uygun" olanlar ayrıcalıklı bir hayat sürerken, "uygunsuz" olanlar ise toplumun dışına itiliyor.
Seyir Defteri Notu: Sibyl Sistemi'nin amacı, suç oranını azaltmak olsa da, aslında bireylerin özgürlüğünü kısıtlayan ve toplumsal eşitsizliği derinleştiren bir araç haline geliyor.
Rota Önerisi: Psycho-Pass'ın distopik ve felsefi derinliğini beğendiysen, "Ergo Proxy" ve "Ghost in the Shell" gibi anime serilerine de göz atabilirsin. Bu serilerde de benzer temaların daha karmaşık ve soyut bir şekilde işlendiğini göreceksin.
4. From the New World (Shinsekai Yori): Genetik Sınıflandırmanın Korkunç Sonuçları
Shinsekai Yori, uzak bir gelecekte, insanların psişik güçlere sahip olduğu bir dünyada geçiyor. Ancak bu dünya, göründüğü kadar ütopik değil. Çocuklar, psişik güçlerinin seviyesine göre sınıflandırılıyor ve en güçlü olanlar elit okullara gönderiliyor. Güçsüz olanlar ise toplumdan dışlanıyor ve hatta yok ediliyor. Bu durum, genetik bir sınıf ayrımına yol açıyor ve insanların hayatlarını derinden etkiliyor.
Anime boyunca, bu sınıf ayrımının korkunç sonuçları defalarca gözler önüne seriliyor. Çocuklar, psişik güçlerini kontrol etmek için acımasız eğitimlerden geçiriliyor. Toplum, "Bake Nezumi" adı verilen, insanlara benzeyen yaratıklar tarafından yönetiliyor. Bu yaratıklar, aslında genetik olarak değiştirilmiş insanlar. İnsanlar ve Bake Nezumi arasındaki ilişki, karmaşık ve acımasız. İnsanlar, Bake Nezumi'yi köle olarak kullanıyor, Bake Nezumi ise insanlara karşı nefret besliyor.
Shinsekai Yori, sadece fantastik bir hikaye anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal eleştiri ve ahlaki sorgulamalara da davet ediyor. Genetik sınıflandırmanın insanlığa ne gibi zararlar verebileceği, anime boyunca defalarca vurgulanıyor. Bu durum, izleyiciyi insan doğası, güç ve sorumluluk gibi kavramlar üzerine düşünmeye sevk ediyor. Shinsekai Yori, sadece izlemekle kalmayıp üzerine düşünmeye de değer bir yapım. Unutma yolcu, bu dünyada en büyük tehlike, dışarıdan değil, içeriden geliyor.
Seyir Defteri Notu: Bake Nezumi'nin varlığı, genetik manipülasyonun ve sınıf ayrımının ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Rota Önerisi: Shinsekai Yori'nin distopik ve felsefi derinliğini beğendiysen, "Children of the Whales" ve "Made in Abyss" gibi anime serilerine de göz atabilirsin. Bu serilerde de benzer temaların daha fantastik ve duygusal bir şekilde işlendiğini göreceksin.
5. Akame ga Kill!: Yozlaşmış İmparatorluğun Sefaleti
Akame ga Kill!, yozlaşmış bir imparatorluğun sefaletini ve halkın çektiği acıları gözler önüne seren bir anime. İmparatorluk, zengin ve güçlü soyluların elinde oyuncak olmuş durumda. Halk, açlık, sefalet ve adaletsizlik içinde yaşıyor. Night Raid adı verilen bir suikastçı grubu, imparatorluğu yıkmak ve halkı kurtarmak için mücadele ediyor.
Anime boyunca, imparatorluğun yozlaşmışlığı ve soyluların acımasızlığı defalarca vurgulanıyor. Zenginler, lüks ve şatafat içinde yaşarken, halk açlıktan ölüyor. Adalet sistemi çökmüş durumda, suçlular cezasız kalıyor ve masum insanlar haksız yere cezalandırılıyor. Night Raid'in üyeleri, bu adaletsizliğe karşı savaşmak için hayatlarını tehlikeye atıyor. Tatsumi gibi idealist bir köylü çocuğu bile, imparatorluğun karanlık yüzüyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Akame ga Kill!, sadece aksiyon ve dövüş sahneleri sunmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal eleştiri ve ahlaki sorgulamalara da davet ediyor. İmparatorluğun yozlaşmışlığı ve soyluların acımasızlığı, anime boyunca defalarca vurgulanıyor. Bu durum, izleyiciyi adalet, eşitlik ve özgürlük gibi kavramlar üzerine düşünmeye sevk ediyor. Akame ga Kill!, sadece izlemekle kalmayıp üzerine düşünmeye de değer bir yapım. Yolcu, bu dünyada iyilik ve kötülük arasındaki çizgi çok ince.
Seyir Defteri Notu: İmparatorluk silahları (Teigu), sadece güçlü birer silah değil, aynı zamanda imparatorluğun gücünün ve yozlaşmışlığının bir sembolü.
Rota Önerisi: Akame ga Kill!'in aksiyon ve toplumsal eleştiri temasını beğendiysen, "Berserk" ve "Claymore" gibi anime serilerine de göz atabilirsin. Bu serilerde de benzer temaların daha karanlık ve şiddetli bir şekilde işlendiğini göreceksin.
6. Gankutsuou: The Count of Monte Cristo: Sınıfsal İntikamın Şaheseri
Gankutsuou, Alexandre Dumas'ın "Monte Cristo Kontu" romanının anime uyarlamasıdır ve sınıf ayrımının intikam arayışını nasıl şekillendirebileceğini muhteşem bir görsel şölenle anlatıyor. Hikaye, haksız yere suçlanarak hapsedilen Edmond Dantès'in, Monte Cristo Kontu olarak geri dönerek kendisine ihanet edenlerden intikam alma çabasını konu alıyor. Kont, sadece kişisel bir intikam peşinde değil, aynı zamanda soyluların yozlaşmışlığına ve adaletsizliğine karşı da bir savaş veriyor.
Anime boyunca, Paris sosyetesinin lüks ve şatafatlı yaşamı ile halkın sefaleti arasındaki uçurum defalarca vurgulanıyor. Kont, bu dünyaya yabancı ve bu dünyanın kurallarına uymuyor. Serveti ve karizmasıyla soyluların dikkatini çekiyor ancak aslında onların yozlaşmışlığını ortaya çıkarmak için bir plan yapıyor. Albert Morcerf gibi genç ve idealist karakterler bile, Kont'un etkisiyle sınıf ayrımının ve adaletsizliğin farkına varıyor.
Gankutsuou, sadece bir intikam hikayesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda aşk, ihanet, adalet ve sınıf ayrımı gibi evrensel temaları da derinlemesine işliyor. Anime, görsel stili, müzikleri ve karakter derinliğiyle izleyiciyi büyülüyor. Kont'un intikamı, sadece kişisel bir tatmin değil, aynı zamanda toplumsal bir adalet arayışı. Yolcu, bu dünyada intikam soğuk yenen bir yemektir ve sınıf ayrımının bedeli ağırdır.
Seyir Defteri Notu: Kont'un kullandığı teknoloji ve kıyafetler, sadece zenginliğini göstermekle kalmıyor, aynı zamanda Paris sosyetesine karşı bir meydan okuma niteliği taşıyor.
Rota Önerisi: Gankutsuou'nun intikam ve sınıf ayrımı temasını beğendiysen, "Vinland Saga" ve "91 Days" gibi anime serilerine de göz atabilirsin. Bu serilerde de benzer temaların farklı tarihi ve kültürel bağlamlarda işlendiğini göreceksin.
7. Devilman Crybaby: İnsanlığın İçindeki Canavarlar
Devilman Crybaby, insanların içindeki canavarlığı ve toplumsal sınıf ayrımının bu canavarlığı nasıl tetikleyebileceğini çarpıcı bir şekilde anlatan bir anime. Hikaye, Akira Fudo adlı bir gencin, şeytan Amon ile birleşerek Devilman'e dönüşmesini ve insanlığı şeytanlardan koruma mücadelesini konu alıyor. Ancak Akira, sadece şeytanlarla değil, aynı zamanda insanların kendi içindeki nefret, kıskançlık ve önyargılarıyla da savaşmak zorunda kalıyor.
Anime boyunca, toplumun dışladığı, ötekileştirdiği insanların yaşadığı zorluklar defalarca vurgulanıyor. Zengin ve güçlü olanlar, fakir ve güçsüz olanları hor görüyor ve onları kendi çıkarları için kullanıyor. Şeytanların ortaya çıkışı, bu zaten var olan sınıf ayrımını daha da derinleştiriyor ve insanları birbirine düşman ediyor. Akira, hem şeytanlarla hem de insanlarla savaşmak zorunda kalırken, insanlığın kurtuluşunun ancak sevgi ve anlayışla mümkün olabileceğini anlıyor.
Devilman Crybaby, sadece aksiyon ve şiddet sahneleri sunmakla kalmıyor, aynı zamanda insan doğası, ahlak ve toplumsal sorumluluk gibi kavramları da derinlemesine işliyor. Anime, görsel stili, müzikleri ve karakter derinliğiyle izleyiciyi derinden etkiliyor. Akira'nın fedakarlığı, insanlığın umudu oluyor ancak aynı zamanda insanlığın kendi kendini yok etme potansiyelini de gözler önüne seriyor. Yolcu, bu dünyada en büyük canavar, insanın içindeki canavardır.
Seyir Defteri Notu: Devilman'in görünümü, sadece şeytani güçleri değil, aynı zamanda Akira'nın içindeki öfkeyi ve acıyı da yansıtıyor.
Rota Önerisi: Devilman Crybaby'nin karanlık ve şiddetli temasını beğendiysen, "Berserk" ve "Parasyte -the maxim-" gibi anime serilerine de göz atabilirsin. Bu serilerde de benzer temaların daha vahşi ve rahatsız edici bir şekilde işlendiğini göreceksin.
8. Erased (Boku Dake ga Inai Machi): Geçmişin İzleri, Geleceğin Sınıfı
Erased, sadece bir zaman yolculuğu hikayesi değil, aynı zamanda çocukluk travmalarının ve toplumsal sınıf ayrımının insan hayatını nasıl etkileyebileceğini anlatan dokunaklı bir anime. Hikaye, Satoru Fujinuma adlı bir gencin, geçmişe dönerek çocukluk arkadaşlarının cinayetini engelleme çabasını konu alıyor. Satoru, sadece cinayeti engellemekle kalmıyor, aynı zamanda çocukluk arkadaşlarının yaşadığı zorluklarla ve toplumsal dışlanmayla da yüzleşiyor.
Anime boyunca, çocukların yaşadığı ailevi sorunlar, yoksulluk ve ihmal gibi konular defalarca vurgulanıyor. Bazı çocuklar, ailelerinin maddi durumu yüzünden eğitim imkanlarından mahrum kalıyor, bazıları ise aile içi şiddete maruz kalıyor. Satoru, geçmişe dönerek bu çocukların hayatlarını değiştirmeye çalışırken, aslında kendi geçmişiyle de yüzleşiyor ve kendi travmalarını da iyileştiriyor.
Erased, sadece bir gerilim hikayesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda sevgi, arkadaşlık, aile ve toplumsal sorumluluk gibi kavramları da derinlemesine işliyor. Anime, atmosferi, müzikleri ve karakter derinliğiyle izleyiciyi derinden etkiliyor. Satoru'nun fedakarlığı, çocukların umudu oluyor ancak aynı zamanda toplumun çocuklara karşı sorumluluğunu da gözler önüne seriyor. Yolcu, bu dünyada geçmişin izleri, geleceğin sınıfını şekillendirir.
Seyir Defteri Notu: Satoru'nun "Yeniden Canlanma" yeteneği, sadece geçmişi değiştirme fırsatı değil, aynı zamanda hatalarından ders çıkarma ve daha iyi bir insan olma şansı.
Rota Önerisi: Erased'in duygusal ve gerilim dolu temasını beğendiysen, "Orange" ve "Your Lie in April" gibi anime serilerine de göz atabilirsin. Bu serilerde de benzer temaların daha duygusal ve romantik bir şekilde işlendiğini göreceksin.
9. Promised Neverland: Yetimhanenin Sırları, Sınıfın Kaderi
The Promised Neverland, sadece bir kaçış hikayesi değil, aynı zamanda insanlığın hayatta kalma mücadelesini ve toplumsal sınıf ayrımının bu mücadeleyi nasıl etkileyebileceğini anlatan sürükleyici bir anime. Hikaye, Grace Field House adlı bir yetimhanede yaşayan çocukların, yetimhanenin aslında bir insan çiftliği olduğunu ve kendilerinin iblisler tarafından yenilmek üzere yetiştirildiğini öğrenmesiyle başlıyor. Çocuklar, yetimhaneden kaçarak hayatta kalmak ve diğer çocukları kurtarmak için mücadele ediyor.
Anime boyunca, yetimhanedeki çocukların zekaları ve yeteneklerine göre sınıflandırıldığı ve en zeki olanların daha değerli görüldüğü defalarca vurgulanıyor. Emma, Norman ve Ray gibi en zeki çocuklar, diğer çocuklara liderlik ediyor ve kaçış planını yapıyor. Ancak bu sınıf ayrımı, aynı zamanda kıskançlık, rekabet ve güvensizlik gibi duyguları da tetikliyor. Çocuklar, sadece iblislerle değil, aynı zamanda kendi içlerindeki sorunlarla da savaşmak zorunda kalıyor.
The Promised Neverland, sadece bir gerilim hikayesi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda aile, arkadaşlık, özgürlük ve hayatta kalma gibi kavramları da derinlemesine işliyor. Anime, atmosferi, müzikleri ve karakter derinliğiyle izleyiciyi derinden etkiliyor. Çocukların cesareti, umudu ve dayanışması, insanlığın kurtuluşu için bir umut ışığı oluyor. Yolcu, bu dünyada bilgi güçtür ve sınıfın kaderini belirler.
Seyir Defteri Notu: Yetimhanenin adı olan "Grace Field," aslında iblislerin insanlara sunduğu sahte bir cenneti simgeliyor.
Rota Önerisi: The Promised Neverland'in gerilim ve macera temasını beğendiysen, "Made in Abyss" ve "Attack on Titan" gibi anime serilerine de göz atabilirsin. Bu serilerde de benzer temaların daha karanlık ve fantastik bir şekilde işlendiğini göreceksin.
10. Parasyte -the maxim-: İnsan ve Parazit, Sınıfın Savaşı
Parasyte -the maxim-, sadece bir bilim kurgu hikayesi değil, aynı zamanda insan doğasını, ahlakı ve toplumsal sınıf ayrımını sorgulayan bir anime. Hikaye, Shinichi Izumi adlı bir gencin, sağ eline yerleşen bir parazit yüzünden hayatının değişmesini konu alıyor. Shinichi ve Migi adlı parazit, birlikte insanlığı tehdit eden diğer parazitlere karşı savaşmak zorunda kalıyor. Ancak bu savaş, sadece fiziksel bir mücadele değil, aynı zamanda ahlaki bir sorgulama.
Anime boyunca, parazitlerin insanları nasıl gördüğü ve insan toplumunu nasıl değerlendirdiği defalarca vurgulanıyor. Parazitler, insanları sadece birer besin kaynağı olarak görüyor ve insanlığın doğaya verdiği zararı eleştiriyor. Bazı parazitler, insanlarla işbirliği yaparak toplumun içine sızıyor ve güç elde ediyor. Bu durum, insanların birbirine olan güvenini sarsıyor ve toplumsal sınıf ayrımını derinleştiriyor. Shinichi, hem parazitlerle hem de insanlarla savaşmak zorunda kalırken, insanlığın ne anlama geldiğini ve ne için savaşması gerektiğini sorguluyor.
Parasyte -the maxim-, sadece aksiyon ve gerilim sahneleri sunmakla kalmıyor, aynı zamanda felsefi ve ahlaki sorular da soruyor. Anime, görsel stili, müzikleri ve karakter derinliğiyle izleyiciyi derinden etkiliyor. Shinichi'nin dönüşümü, insanlığın hayatta kalma mücadelesinin bir sembolü oluyor. Yolcu, bu dünyada insan ve parazit arasındaki çizgi çok ince ve sınıfın savaşı hiç bitmiyor.
Seyir Defteri Notu: Migi'nin adı, Shinichi'nin sağ elinde yaşadığı için Japonca'da "sağ" anlamına gelen "migi" kelimesinden geliyor.
Rota Önerisi: Parasyte -the maxim-'in bilim kurgu ve felsefi temasını beğendiysen, "Devilman Crybaby" ve "Tokyo Ghoul" gibi anime serilerine de göz atabilirsin. Bu serilerde de benzer temaların daha karanlık ve şiddetli bir şekilde işlendiğini göreceksin.
Tepkiniz Nedir?