Trigun Gibi Vahşi Batı Temalı 16 Novel Önerisi! Silah Maceraları!: Tozlu yollara hazır ol!
Trigun evrenine bayılan yolcular! Vahşi Batı'nın kanunsuz topraklarında geçen, silahların konuştuğu, maceraların hiç bitmediği 16 romanlık bir seçki seni bekliyor. Hazır ol, atını hazırla ve bu edebi serüvene katıl!
1. Stephen King - Kara Kule Serisi: Çok Boyutlu Kovboyluk
Yolcu, Kara Kule serisi bildiğin Vahşi Batı'yı alıp bin ışık yılı öteye fırlatıyor. Tamam, tamam Stephen King korku üstadı falan ama bu seri bildiğin epik bir western. Roland Deschain adında bir silahşor var, son silahşor. Dünyası bildiğin çökmüş, tuhaf yaratıklar, mutantlar, her türlü manyak kol geziyor. Roland da Kara Kule'yi bulmaya kafayı takmış. Bu Kule, tüm evrenleri bir arada tutan bir şeymiş. Yani bildiğin olay büyük.
Seri boyunca Roland'ın yanına bir sürü garip tip takılıyor. New York'tan gelmiş bir bağımlı, bacakları olmayan bir kadın, zeki bir çocuk... Hepsinin ayrı ayrı hikayeleri var ve Roland'la yolları kesişiyor. King bu karakterleri öyle bir yazmış ki, sanki hepsi gerçekmiş gibi hissediyorsun. Bir de seride sürekli göndermeler var. King'in diğer kitaplarına, popüler kültüre, her şeye gönderme yapıyor. İlk başta "Ne alaka şimdi bu?" diyorsun ama sonra taşlar yerine oturuyor.
Kara Kule sadece bir western değil, aynı zamanda bir yolculuk hikayesi. Roland'ın kendi iç dünyasına yaptığı bir yolculuk. Geçmişiyle yüzleşmesi, hatalarından ders çıkarması... Abi çok derin mevzular var. Bir de King'in o kendine has anlatımı var ya, seni alıp o dünyaya götürüyor. Tozlu yolları, paslı silahları, kan kokusunu... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'yı farklı bir boyutta yaşamak istersen, Kara Kule serisine kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Serinin sonlarına doğru King, bizzat kendisi hikayeye dahil oluyor. İlk okuduğumda "Ne oluyor lan?" demiştim ama sonra olayın ne kadar meta olduğunu anladım. King bildiğin okuyucuyla dalga geçiyor.
Rota Önerisi: Kara Kule'yi bitirdikten sonra, King'in diğer eserlerine de göz atmanı öneririm. Özellikle "Medyum" ve "O" kitapları, Kara Kule evreniyle bağlantılı.
2. Joe R. Lansdale - Hap and Leonard Serisi: Teksas'ın Belalı İkili
Abi şimdi sana iki tane adam anlatacağım, tam Teksaslı. Biri beyaz, biri zenci. Biri Vietnam gazisi, diğeri eşcinsel. İkisi de belaya bulaşmaya bayılıyor. Hap ve Leonard işte bunlar. Joe R. Lansdale bu ikiliyi öyle bir yazmış ki, sanki senin mahalleden arkadaşlarınmış gibi hissediyorsun. Teksas'ın o sıcak havasını, bataklıklarını, redneck'lerini... Hepsini kitabın sayfalarında yaşıyorsun.
Hap ve Leonard genelde ufak tefek işlere bulaşıyorlar. Kayıp kızları bulmak, dolandırıcıları yakalamak, falan filan. Ama her işleri bir şekilde boka sarıyor. Çünkü bu ikili manyak. Hap biraz daha aklı başında gibi ama Leonard tam bir psikopat. Elinde baltayla adam kovalayanı mı dersin, sırf zevkine kavga edeni mi dersin... Her türlü manyaklığı yapıyor. Ama ne olursa olsun, birbirlerine sımsıkı bağlılar.
Serideki diyaloglar efsane. Lansdale, Teksas ağzını o kadar iyi yakalamış ki, okurken kahkahadan kırılıyorsun. Bir de kitaplarda sürekli göndermeler var. Popüler kültüre, filmlere, müziklere... Lansdale bildiğin kültür bombardımanı yapıyor. Eğer Vahşi Batı'yı modern bir şekilde, bol aksiyonlu ve komik bir şekilde yaşamak istersen, Hap ve Leonard serisine kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Serinin bazı kitapları filme de uyarlandı. James Purefoy ve Michael Kenneth Williams, Hap ve Leonard'ı harika canlandırmışlar. Diziyi de izlemeni öneririm.
Rota Önerisi: Hap ve Leonard'ı bitirdikten sonra, Lansdale'in diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "Cold in July" ve "Bubba Ho-Tep" kitapları, Lansdale'in ne kadar çılgın bir yazar olduğunu gösteriyor.
3. Cormac McCarthy - Kan Meridyeni: Vahşetin Dansı
Yolcu, bak şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, okuduktan sonra bir hafta kendine gelemeyeceksin. Cormac McCarthy'nin Kan Meridyeni, Vahşi Batı'nın karanlık yüzünü tokat gibi yüzüne vuruyor. Romanda "The Kid" adında bir çocuk var. 1850'lerde Teksas'tan Meksika'ya gidiyor ve bir grup kelle avcısına katılıyor. Bu kelle avcıları, Kızılderililerin kellesini toplayıp para kazanıyorlar. Ama işin aslı hiç de öyle değil.
Bu grup, Judge Holden adında bir adam tarafından yönetiliyor. Holden, tam bir şeytan. Hem çok zeki, hem de çok acımasız. Sürekli felsefe yapıyor, doğadan bahsediyor ama bir yandan da önüne geleni öldürüyor. Holden'ın amacı, Vahşetin özünü anlamak. Ona göre, Vahşet insanın doğasında var ve bundan kaçış yok. Roman boyunca bu grubun yaptığı vahşetleri okurken miden bulanacak. Ama McCarthy, Vahşeti öyle bir anlatıyor ki, sanki bir sanat eseriymiş gibi hissediyorsun.
Kan Meridyeni, sadece bir Vahşi Batı romanı değil, aynı zamanda bir felsefe kitabı. İnsanın doğası, iyilik ve kötülük, özgür irade... McCarthy bu konuları öyle bir işlemiş ki, okuduktan sonra hayatı sorgulayacaksın. Bir de McCarthy'nin o kendine has anlatımı var ya, seni alıp o çölün ortasına bırakıyor. Güneşin yakıcı sıcaklığını, kan kokusunu, ölüm sessizliğini... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın en karanlık köşesine gitmeye cesaretin varsa, Kan Meridyeni'ne kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Romanın sonu çok açık uçlu. Holden'ın ne olduğu, nereye gittiği, hiçbir şey belli değil. McCarthy bildiğin okuyucuyu ters köşeye yatırıyor.
Rota Önerisi: Kan Meridyeni'ni bitirdikten sonra, McCarthy'nin diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "The Road" ve "No Country for Old Men" kitapları, McCarthy'nin ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
4. Larry McMurtry - Lonesome Dove: Efsanevi Sınırlar
Yolcu, şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, Vahşi Batı'yı iliklerine kadar hissedeceksin. Larry McMurtry'nin Lonesome Dove'u, iki eski Teksas Ranger'ının hikayesini anlatıyor. Gus McCrae ve Woodrow F. Call. Bu ikili, emekli olmuşlar ve Lonesome Dove adında küçük bir kasabada yaşıyorlar. Ama içlerinde hala bir macera ateşi yanıyor.
Gus ve Call, bir gün Montana'ya gitmeye karar veriyorlar. Amaçları, oraya bir sığır sürüsü götürmek ve yeni bir hayat kurmak. Bu yolculuk, tam bir sınav. Çölün zorlu şartları, Kızılderililerin saldırıları, hastalıklar, açlık... Her türlü zorlukla karşılaşıyorlar. Ama ne olursa olsun, pes etmiyorlar. Çünkü onlar, eski toprakların adamları.
Lonesome Dove, sadece bir Vahşi Batı romanı değil, aynı zamanda bir dostluk hikayesi. Gus ve Call'ın arasındaki o derin bağ, seni derinden etkiliyor. Birbirlerine sürekli laf sokuyorlar, kavga ediyorlar ama ne olursa olsun, birbirlerini asla yalnız bırakmıyorlar. McMurtry, bu karakterleri öyle bir yazmış ki, sanki senin ailenmiş gibi hissediyorsun. Bir de romanın o epik atmosferi var ya, seni alıp o topraklara götürüyor. Atların kişnemesini, kamp ateşinin çıtırtısını, yıldızların parıltısını... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın gerçek ruhunu yaşamak istersen, Lonesome Dove'a kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, Pulitzer Ödülü kazanmış. Yani McMurtry'nin ne kadar iyi bir iş çıkardığını buradan anlayabilirsin.
Rota Önerisi: Lonesome Dove'u bitirdikten sonra, romanın devam kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "Streets of Laredo" ve "Dead Man's Walk" kitapları, Lonesome Dove evrenini daha da genişletiyor.
5. Elmore Leonard - Hombre: Gururlu Bir Apaçi
Yolcu, şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, Vahşi Batı'nın ırkçılığını tokat gibi yüzüne vuracak. Elmore Leonard'ın Hombre'si, John Russell adında bir adamın hikayesini anlatıyor. Russell, beyaz bir adam ama Apaçiler tarafından büyütülmüş. Yani hem beyaz, hem de Apaçi. Bu durum, onu toplumda dışlanmış biri yapıyor.
Russell, bir gün bir posta arabasına biniyor. Amaçları, şehre gitmek. Ama yolda bir grup haydut tarafından soyuluyorlar. Bu haydutlar, Russell'ın annesinin mirasını çalmak istiyorlar. Russell, diğer yolcularla birlikte haydutlara karşı direniyor. Ama işler hiç de planladıkları gibi gitmiyor.
Hombre, sadece bir Vahşi Batı romanı değil, aynı zamanda bir kimlik hikayesi. Russell'ın kendi kimliğini bulma çabası, seni derinden etkiliyor. O, ne beyaz, ne de Apaçi. İki kültür arasında sıkışıp kalmış biri. Leonard, bu karakteri öyle bir yazmış ki, sanki senin arkadaşınmış gibi hissediyorsun. Bir de romanın o gerilim dolu atmosferi var ya, seni alıp o posta arabasının içine sokuyor. Silah seslerini, ter kokusunu, ölüm korkusunu... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın ırkçılığını ve kimlik sorunlarını görmek istersen, Hombre'ye kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, Paul Newman'ın başrolünde olduğu bir filme de uyarlandı. Filmi de izlemeni öneririm.
Rota Önerisi: Hombre'yi bitirdikten sonra, Leonard'ın diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "Get Shorty" ve "Out of Sight" kitapları, Leonard'ın ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
6. Louis L'Amour - Hondo: Onurlu Bir Kovboy
Yolcu, şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, Vahşi Batı'nın o eski kovboy ruhunu yaşayacaksın. Louis L'Amour'un Hondo'su, Hondo Lane adında bir kovboyun hikayesini anlatıyor. Hondo, hem silahşor, hem de bir iz sürücü. Vahşi Batı'nın zorlu şartlarında hayatta kalmayı öğrenmiş biri.
Hondo, bir gün Angie Lowe adında bir kadınla karşılaşıyor. Angie, küçük oğlu Johnny ile birlikte bir çiftlikte yaşıyor. Kocası, Kızılderililerle savaşmak için askere gitmiş. Hondo, Angie ve Johnny'ye yardım etmeye karar veriyor. Ama bu durum, onu büyük bir tehlikenin içine sokuyor.
Hondo, sadece bir Vahşi Batı romanı değil, aynı zamanda bir aşk hikayesi. Hondo ve Angie'nin arasındaki o saf ve temiz aşk, seni derinden etkiliyor. Bir de romanın o aksiyon dolu atmosferi var ya, seni alıp o çiftliğin içine sokuyor. Silah seslerini, atların kişnemesini, rüzgarın uğultusunu... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın o eski kovboy ruhunu yaşamak istersen, Hondo'ya kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, John Wayne'in başrolünde olduğu bir filme de uyarlandı. Filmi de izlemeni öneririm.
Rota Önerisi: Hondo'yu bitirdikten sonra, L'Amour'un diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "The Sackett Brand" ve "The Daybreakers" kitapları, L'Amour'un ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
7. Zane Grey - Riders of the Purple Sage: Mor Adaçayı'nın Süvarileri
Yolcu, şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, Vahşi Batı'nın o mistik havasını soluyacaksın. Zane Grey'in Riders of the Purple Sage'i, Jane Withersteen adında bir kadının hikayesini anlatıyor. Jane, Mormon bir kadın ve Utah'ta yaşıyor. Ama kilisesi, onu zorla evlendirmek istiyor.
Jane, bu duruma karşı direniyor. Bu sırada, Lassiter adında bir silahşorla tanışıyor. Lassiter, gizemli bir geçmişe sahip biri. Jane'e yardım etmeye karar veriyor. Birlikte, kilisenin baskısından kaçmaya çalışıyorlar. Ama bu yolculuk, onlar için çok tehlikeli olacak.
Riders of the Purple Sage, sadece bir Vahşi Batı romanı değil, aynı zamanda bir aşk ve özgürlük hikayesi. Jane'in özgürlüğüne kavuşma çabası, seni derinden etkiliyor. Bir de romanın o mistik atmosferi var ya, seni alıp o Utah çöllerine götürüyor. Mor adaçayının kokusunu, kayaların sessizliğini, yıldızların parıltısını... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın o mistik havasını solumak istersen, Riders of the Purple Sage'e kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, defalarca filme uyarlandı. Ama hiçbir film, romanın o mistik atmosferini tam olarak yansıtamadı.
Rota Önerisi: Riders of the Purple Sage'i bitirdikten sonra, Grey'in diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "The Lone Star Ranger" ve "Desert Gold" kitapları, Grey'in ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
8. Joe Abercrombie - Best Served Cold: Soğuk İntikam
Yolcu, tamam bu tam olarak Vahşi Batı değil, ama yemin ederim ki o havayı alacaksın! Joe Abercrombie'nin Best Served Cold'u, Orta Çağ İtalyası'nda geçen bir intikam hikayesi. Ama o kadar kanlı, o kadar acımasız ki, sanki Vahşi Batı'da at koşturuyormuşsun gibi hissediyorsun.
Monza Murcatto adında bir kadın var. Bir zamanlar paralı askerlerin kraliçesiymiş. Ama ihanete uğruyor ve öldürülmeye çalışılıyor. Neyse ki kurtuluyor ama intikam almaya yemin ediyor. Monza, kendisine ihanet eden yedi kişiyi tek tek avlamaya başlıyor. Ama bu intikam yolculuğu, onu tahmin ettiğinden çok daha karanlık bir yere götürecek.
Best Served Cold, sadece bir intikam romanı değil, aynı zamanda bir karakter incelemesi. Monza'nın iç dünyası, seni derinden etkiliyor. O, hem güçlü, hem de kırılgan bir kadın. Abercrombie, bu karakteri öyle bir yazmış ki, sanki senin arkadaşınmış gibi hissediyorsun. Bir de romanın o aksiyon dolu atmosferi var ya, seni alıp o savaş meydanlarının içine sokuyor. Kılıç seslerini, kan kokusunu, ölüm çığlıklarını... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın o acımasızlığını yaşamak istersen, Best Served Cold'a kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Abercrombie, karakterlerini öldürmekten çekinmiyor. Yani kimin öleceği hiç belli olmuyor.
Rota Önerisi: Best Served Cold'u bitirdikten sonra, Abercrombie'nin diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "The First Law" üçlemesi, Abercrombie'nin ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
9. S. Craig Zahler - Wraiths of the Broken Land: Kırık Toprakların Hortlakları
Yolcu, bak şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, mideni kaldıracak. S. Craig Zahler'in Wraiths of the Broken Land'i, Vahşi Batı'nın en karanlık köşelerine götürüyor seni. Roman, bir grup insanın kaçırılan bir kadını kurtarmak için çıktığı yolculuğu anlatıyor. Ama bu yolculuk, tahmin ettiklerinden çok daha korkunç olacak.
Roman, o kadar şiddet dolu ki, okurken gözlerini kapatmak isteyeceksin. Zahler, Vahşeti öyle bir anlatmış ki, sanki gerçekmiş gibi hissediyorsun. Tecavüz, işkence, cinayet... Her türlü iğrençlik romanda var. Ama Zahler, sadece şiddeti anlatmakla kalmıyor. Aynı zamanda, insanın karanlık tarafını da inceliyor. Roman, insanın ne kadar kötü olabileceğini gösteriyor.
Wraiths of the Broken Land, sadece bir Vahşi Batı romanı değil, aynı zamanda bir korku romanı. Romanın atmosferi, seni derinden etkiliyor. Zahler, o kadar gerçekçi bir dünya yaratmış ki, sanki sen de o karakterlerle birlikte acı çekiyormuşsun gibi hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın en karanlık köşesine gitmeye cesaretin varsa, Wraiths of the Broken Land'e kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Romanın dili çok argo. Yani küfürler havada uçuşuyor.
Rota Önerisi: Wraiths of the Broken Land'i bitirdikten sonra, Zahler'in diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "A Congregation of Jackals" kitabı, Zahler'in ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
10. Cherie Priest - Boneshaker: Zombi Diyarı
Yolcu, şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, Vahşi Batı'yı steampunk ile birleştirecek. Cherie Priest'in Boneshaker'ı, Amerikan İç Savaşı sırasında Seattle'da geçen bir zombi hikayesi. Ama bu zombiler, bildiğin zombilerden değil.
Seattle, "Boneshaker" adında bir makine yüzünden zombilerle dolmuş. Bu makine, bir tünel açmak için icat edilmiş ama yanlışlıkla bir gaz sızıntısına neden olmuş. Bu gaz, insanları zombiye dönüştürüyor. Briar Wilkes adında bir kadın var. Oğlu Zeke'i kurtarmak için zombilerle dolu Seattle'a girmek zorunda kalıyor.
Boneshaker, sadece bir zombi romanı değil, aynı zamanda bir bilim kurgu romanı. Priest, steampunk öğelerini o kadar iyi kullanmış ki, sanki gerçekmiş gibi hissediyorsun. Buharlı makineler, uçan gemiler, mekanik silahlar... Her şey romanda var. Bir de romanın o gerilim dolu atmosferi var ya, seni alıp o Seattle sokaklarına götürüyor. Zombilerin iniltilerini, buharın kokusunu, ölüm korkusunu... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'yı steampunk ve zombilerle birleştirmek istersen, Boneshaker'a kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, "Clockwork Century" serisinin ilk kitabı. Serinin diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm.
Rota Önerisi: Boneshaker'ı bitirdikten sonra, Priest'in diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "Dreadnought" kitabı, Priest'in ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
11. Charles Portis - True Grit: Gerçek Cesaret
Yolcu, şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, Vahşi Batı'nın o sert kadınlarını tanıyacaksın. Charles Portis'in True Grit'i, Mattie Ross adında 14 yaşında bir kızın hikayesini anlatıyor. Mattie'nin babası öldürülüyor ve Mattie, katili bulmak için yemin ediyor.
Mattie, Rooster Cogburn adında bir federal şerifle anlaşıyor. Rooster, kaba saba, alkolik bir adam ama aynı zamanda çok da cesur. Birlikte, katilin peşine düşüyorlar. Ama bu yolculuk, onlar için çok tehlikeli olacak.
True Grit, sadece bir Vahşi Batı romanı değil, aynı zamanda bir büyüme hikayesi. Mattie'nin yaşadığı olaylar, onu olgunlaştırıyor ve güçlendiriyor. Portis, bu karakteri öyle bir yazmış ki, sanki senin kardeşinmiş gibi hissediyorsun. Bir de romanın o mizah dolu atmosferi var ya, seni alıp o Oklahoma topraklarına götürüyor. Atların kişnemesini, kamp ateşinin çıtırtısını, yıldızların parıltısını... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın o sert kadınlarını tanımak istersen, True Grit'e kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, iki kez filme uyarlandı. İlk filmde John Wayne, ikinci filmde Jeff Bridges Rooster Cogburn'u canlandırdı.
Rota Önerisi: True Grit'i bitirdikten sonra, Portis'in diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "Norwood" kitabı, Portis'in ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
12. Max Brand - Destry Rides Again: Destry Yine At Sırtında
Yolcu, şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, Vahşi Batı'nın o kanunsuzluğunu hissedeceksin. Max Brand'in Destry Rides Again'i, Harrison Destry adında bir adamın hikayesini anlatıyor. Destry, silah kullanmaktan nefret ediyor. Ama babası, efsanevi bir silahşor. Bir gün, Destry'nin babası öldürülüyor ve Destry, intikam almak için yemin ediyor.
Destry, Whiskey Gulch adında kanunsuz bir kasabaya gidiyor. Amaçları, babasının katilini bulmak. Destry, kasabada barış ve düzeni sağlamaya çalışıyor. Ama kasaba, o kadar yozlaşmış ki, işler hiç de planladığı gibi gitmiyor.
Destry Rides Again, sadece bir Vahşi Batı romanı değil, aynı zamanda bir adalet hikayesi. Destry'nin adalet arayışı, seni derinden etkiliyor. Brand, bu karakteri öyle bir yazmış ki, sanki senin arkadaşınmış gibi hissediyorsun. Bir de romanın o aksiyon dolu atmosferi var ya, seni alıp o Whiskey Gulch sokaklarına götürüyor. Silah seslerini, kavga gürültüsünü, ölüm korkusunu... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın o kanunsuzluğunu hissetmek istersen, Destry Rides Again'e kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, defalarca filme uyarlandı. Marlene Dietrich'in başrolünde olduğu film, en ünlülerinden biri.
Rota Önerisi: Destry Rides Again'i bitirdikten sonra, Brand'in diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "The Untamed" kitabı, Brand'in ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
13. Justin Cronin - The Passage: Geçit
Yolcu, tamam kabul ediyorum bu da tam Vahşi Batı değil, ama post apokaliptik bir ortamda hayatta kalma mücadelesi verilirken, o eski batı filmlerindeki yalnız kovboy havasını sonuna kadar alacaksın. Justin Cronin'in The Passage'ı, vampirlerin dünyayı ele geçirdiği bir gelecekte geçen bir roman.
Amerikan hükümeti, süper askerler yaratmak için bir proje başlatıyor. Bu projede, ölümcül bir virüs kullanılıyor. Ama virüs kontrolden çıkıyor ve insanları vampirlere dönüştürüyor. Vampirler, dünyayı ele geçiriyor ve insanlık yok olmanın eşiğine geliyor.
Amy Harper Bellafonte adında bir kız var. Amy, virüse karşı bağışıklığı olan tek kişi. İnsanlığın son umudu. Bir grup insan, Amy'yi korumak ve vampirlerle savaşmak için bir araya geliyor. Ama bu savaş, onlar için çok zorlu olacak.
The Passage, sadece bir vampir romanı değil, aynı zamanda bir bilim kurgu romanı. Cronin, o kadar detaylı bir dünya yaratmış ki, sanki gerçekmiş gibi hissediyorsun. Vampirlerin özellikleri, dünyanın siyasi durumu, hayatta kalma stratejileri... Her şey romanda var. Bir de romanın o gerilim dolu atmosferi var ya, seni alıp o post apokaliptik dünyaya götürüyor. Vampirlerin ulumalarını, insanların çaresizliğini, ölüm korkusunu... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın o hayatta kalma mücadelesini vampirlerle birleştirmek istersen, The Passage'a kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, bir üçleme. Serinin diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm.
Rota Önerisi: The Passage'ı bitirdikten sonra, Cronin'in diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Cronin'in ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu göreceksin.
14. Richard Matheson - I Am Legend: Ben Efsaneyim
Yolcu, şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, yalnızlığın ne demek olduğunu anlayacaksın. Richard Matheson'un I Am Legend'ı, vampirlerin dünyayı ele geçirdiği bir gelecekte geçen bir roman. Ama bu romanda, sadece bir insan hayatta kalıyor.
Robert Neville adında bir adam var. Robert, virüse karşı bağışıklığı olan tek kişi. Gündüzleri, vampirleri avlıyor. Geceleri ise, evine kapanıp hayatta kalmaya çalışıyor. Robert, o kadar yalnız ki, aklını kaybetmek üzere.
I Am Legend, sadece bir vampir romanı değil, aynı zamanda bir psikolojik roman. Robert'ın iç dünyası, seni derinden etkiliyor. O, hem avcı, hem de av. Hem güçlü, hem de çaresiz. Matheson, bu karakteri öyle bir yazmış ki, sanki senin arkadaşınmış gibi hissediyorsun. Bir de romanın o kasvetli atmosferi var ya, seni alıp o Los Angeles sokaklarına götürüyor. Vampirlerin ulumalarını, sessizliği, yalnızlığı... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın o yalnız kovboy ruhunu vampirlerle birleştirmek istersen, I Am Legend'a kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, defalarca filme uyarlandı. Will Smith'in başrolünde olduğu film, en ünlülerinden biri.
Rota Önerisi: I Am Legend'ı bitirdikten sonra, Matheson'un diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "Hell House" kitabı, Matheson'un ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
15. Robert E. Howard - Solomon Kane: Püriten Kovboy
Yolcu, şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, Vahşi Batı'yı karanlık fantezi ile birleştireceksin. Robert E. Howard'ın Solomon Kane'i, 16. yüzyılda geçen bir hikaye. Solomon Kane, Püriten bir maceraperest. Amacı, kötülükle savaşmak.
Kane, Afrika'dan Avrupa'ya, Yeni Dünya'ya kadar her yere gidiyor. Gittiği her yerde, şeytanlarla, büyücülerle ve canavarlarla karşılaşıyor. Kane, inancıyla ve kılıcıyla kötülüğe karşı savaşıyor. Ama bu savaş, onu tahmin ettiğinden çok daha karanlık bir yere götürecek.
Solomon Kane, sadece bir macera romanı değil, aynı zamanda bir din ve ahlak romanı. Kane'in inancı, seni derinden etkiliyor. O, hem kahraman, hem de günahkar. Howard, bu karakteri öyle bir yazmış ki, sanki senin akrabanmış gibi hissediyorsun. Bir de romanın o gotik atmosferi var ya, seni alıp o karanlık ormanlara götürüyor. Kılıç seslerini, şeytanların fısıltılarını, ölüm korkusunu... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın o adalet arayışını karanlık fantezi ile birleştirmek istersen, Solomon Kane'e kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, "Conan the Barbarian"ın yazarı tarafından yazıldı. Howard, karanlık fantezi türünün öncülerinden biri.
Rota Önerisi: Solomon Kane'i bitirdikten sonra, Howard'ın diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "Conan the Barbarian" serisi, Howard'ın ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
16. Alistair MacLean - The Guns of Navarone: Navarone'un Silahları
Yolcu, şimdi sana öyle bir roman anlatacağım ki, Vahşi Batı'yı İkinci Dünya Savaşı ile birleştireceksin. Alistair MacLean'in The Guns of Navarone'u, İkinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan'da geçen bir hikaye. Bir grup İngiliz komandosu, Navarone adasında bulunan Alman toplarını imha etmek için görevlendiriliyor.
Bu toplar, Müttefik gemilerinin geçişini engelliyor. Komandolar, adaya sızıyor ve topları imha etmeye çalışıyor. Ama Almanlar, adayı çok iyi koruyor. Komandolar, her türlü zorlukla karşılaşıyor. Ama ne olursa olsun, görevlerini tamamlamak zorundalar.
The Guns of Navarone, sadece bir savaş romanı değil, aynı zamanda bir gerilim romanı. Komandoların yaşadığı gerilim, seni derinden etkiliyor. MacLean, o kadar detaylı bir planlama yapmış ki, sanki sen de o komandolarla birlikte adaya sızıyormuşsun gibi hissediyorsun. Bir de romanın o aksiyon dolu atmosferi var ya, seni alıp o Navarone adasına götürüyor. Silah seslerini, patlamaları, ölüm korkusunu... Hepsini hissediyorsun. Eğer Vahşi Batı'nın o hayatta kalma mücadelesini İkinci Dünya Savaşı ile birleştirmek istersen, The Guns of Navarone'a kesinlikle bir şans vermelisin.
Seyir Defteri Notu: Roman, filme uyarlandı. Gregory Peck'in başrolünde olduğu film, çok ünlendi.
Rota Önerisi: The Guns of Navarone'u bitirdikten sonra, MacLean'in diğer kitaplarına da göz atmanı öneririm. Özellikle "Where Eagles Dare" kitabı, MacLean'in ne kadar yetenekli bir yazar olduğunu gösteriyor.
Tepkiniz Nedir?