Düşük Sistem Gereksinimli Anime Tarzı PC Oyunları: Cep Dostu Evrenler

Düşük sistemli PC'nle anime evrenlerine dalmaya hazır mısın? İşte 25 efsane oyunluk bir galaksi rehberi!

Mar 18, 2026 - 04:41
Mar 18, 2026 - 04:44
 0  1
Düşük Sistem Gereksinimli Anime Tarzı PC Oyunları: Cep Dostu Evrenler

1. Grandia II

Yolcu, bak şimdi, Grandia II dediğin olay bambaşka bir level. Hikaye desen, Ryudo diye bir Geohound (yani paralı asker) var, görevi Elena adında bir kızı Gral Kilisesi'ne götürmek. Ama işler tabii ki de yolunda gitmiyor, karanlık güçler falan devreye giriyor. Grafikler ilk çıktığı zaman efsaneydi, şimdi biraz nostaljik duruyor ama o anime tarzı hala çok çekici. Karakter tasarımları olsun, mekanlar olsun, hepsi cıvıl cıvıl. Düşük sistemli PC'ler için ideal çünkü oyunun optimizasyonu çok iyi.

Oyunun savaş sistemi de beni benden alıyor. IP barı var, yani sıra tabanlı ama dinamik. Karakterlerin pozisyonu, kullandıkları büyüler falan hep strateji gerektiriyor. Yoksa boss'lar seni paramparça eder. Bir de Skill Point sistemi var, silahları ve büyüleri kullandıkça yeni yetenekler açıyorsun. Bu da karakter gelişimini çok keyifli hale getiriyor. Müzikler de ayrı bir olay. Noriyuki Iwadare efsane iş çıkarmış. Melodiler o kadar akılda kalıcı ki, oyunu bitirdikten sonra bile günlerce mırıldanıyorsun. Grandia II, düşük sistemli PC'si olan ve anime tarzı RPG seven herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Pişman olmazsın, garanti veriyorum.

Düşük sistemle bile kasmadan oynayabiliyorsun, bu da cabası. Hatta eski laptop'ımda bile akıyordu, düşün yani. Ama sakın hikayeyi atlama, çünkü oyunun asıl olayı o. Karakterler arasındaki diyaloglar, olay örgüsü, hepsi çok iyi yazılmış. Seni içine çekiyor ve bırakmıyor. Bir de oyunun sonu... Abi, o son neydi öyle? Hala aklıma geldikçe duygulanıyorum. Kesinlikle kaçırmaman gereken bir klasik!

Seyir Defteri Notu: Grandia II'de bazı gizli boss'lar var, onları bulmak için haritaları didik didik araman gerekiyor. Ama değiyor, çünkü düşürdükleri eşyalar oyunun sonuna kadar işine yarayacak.

Rota Önerisi: Grandia II'yi bitirdikten sonra sıra Grandia serisinin diğer oyunlarına gelebilir. Özellikle ilk Grandia da efsanedir, onu da kesinlikle oyna.


2. To the Moon

Şimdi sana öyle bir oyundan bahsedeceğim ki, grafikleri falan boşver, hikayesiyle seni alıp bambaşka diyarlara götürecek: To the Moon. Bu bir indie oyun, yani büyük bütçeli bir yapım değil. Ama anlatımı, müzikleri, karakterleriyle seni derinden etkileyecek. Konusu da çok ilginç. Dr. Eva Rosalene ve Dr. Neil Watts adında iki doktor var, bu doktorlar ölen insanların anılarını değiştirerek onların son dileklerini gerçekleştiriyorlar. John adında yaşlı bir adamın son dileği ise Ay'a gitmek. Ama John'un neden Ay'a gitmek istediğini hatırlamıyor. İşte oyun da bu gizemi çözmeye çalışırken geçiyor.

Oyunun oynanışı çok basit, point-and-click tarzında. Yani etraftaki nesnelere tıklayarak ipuçları buluyorsun, anıları birleştiriyorsun. Ama oyunun asıl gücü hikayesinde. John'un geçmişine indikçe, onun hayatına dokundukça, onun aşklarını, hayal kırıklıklarını yaşadıkça oyuna daha da bağlanıyorsun. Oyunun müzikleri de hikayeye o kadar iyi eşlik ediyor ki, bazı sahnelerde gözlerin dolacak. Özellikle "For River" şarkısı... Abi, o şarkı neydi öyle? Hala dinledikçe içim burkuluyor. To the Moon, düşük sistemli PC'si olan ve duygusal bir hikaye deneyimi yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Hazır mendillerini de bulundur, çünkü ağlamaya hazır ol.

Oyunun süresi de kısa, 4-5 saatte bitirebilirsin. Ama o 4-5 saat boyunca yaşadığın duygusal yoğunluk, seni uzun süre etkileyecek. Oyunun grafikleri basit olabilir, oynanışı çok derin olmayabilir, ama hikayesi seni alıp götürecek. To the Moon, bir oyun değil, bir deneyim. Ve bu deneyimi kaçırmamanı şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle yalnız bir gece, kulaklıklarını takıp bu oyuna dal, bak bakalım seni nasıl etkileyecek.

Seyir Defteri Notu: Oyunda bazı gizli anılar var, onları bulmak için dikkatli olman gerekiyor. Bu anılar, John'un geçmişine dair daha fazla bilgi veriyor ve hikayeyi daha da derinleştiriyor.

Rota Önerisi: To the Moon'u bitirdikten sonra Freebird Games'in diğer oyunlarına da göz atabilirsin. Özellikle Finding Paradise ve Impostor Factory de To the Moon kadar etkileyici hikayelere sahip.


3. Yume Nikki

Yolcu, şimdi seni biraz karanlık, biraz da tuhaf bir dünyaya götüreceğim: Yume Nikki. Bu oyun, indie oyun dünyasının kült yapımlarından biri. Grafikleri çok basit, hatta piksel piksel ama atmosferi o kadar yoğun ki, seni içine çekiyor ve bırakmıyor. Oyunda Madotsuki adında bir kızı kontrol ediyoruz. Madotsuki, odasından dışarı çıkmayan, asosyal bir kız. Oyunda Madotsuki'nin rüyalarına giriyoruz ve bu rüyalarda çeşitli yerleri keşfediyoruz. Rüyalar çok tuhaf, gerçeküstü ve bazen de ürkütücü. Garip yaratıklarla karşılaşıyoruz, absürt olaylar yaşıyoruz.

Oyunun amacı yok, yani bir hikayesi yok. Sadece rüyaları keşfediyoruz, farklı "efektler" topluyoruz. Bu efektler, Madotsuki'nin görünümünü ve yeteneklerini değiştiriyor. Mesela bıçak efektiyle yaratıkları kesebiliyoruz, şemsiye efektiyle yağmurdan korunabiliyoruz. Oyunun oynanışı da çok basit, sadece yön tuşlarıyla hareket ediyoruz ve "Enter" tuşuyla etkileşime giriyoruz. Ama oyunun asıl gücü atmosferinde. Rüyaların o tuhaf, gerçeküstü atmosferi, seni alıp bambaşka diyarlara götürüyor. Oyunun müzikleri de atmosferi destekliyor, bazı melodiler çok huzurlu, bazıları ise çok ürkütücü.

Yume Nikki, düşük sistemli PC'si olan ve sıra dışı bir deneyim yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Ama uyarmadı deme, oyunun atmosferi biraz karanlık ve rahatsız edici olabilir. Eğer böyle şeylere dayanamıyorsan, bu oyun sana göre değil. Ama eğer farklı bir şeyler arıyorsan, Yume Nikki seni kesinlikle tatmin edecek. Bir de oyunun sonu... Abi, o son neydi öyle? Hala ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyorum. Kesinlikle unutulmaz bir deneyim!

Seyir Defteri Notu: Oyunda bazı gizli alanlar var, onları bulmak için duvarlara falan çarpman gerekiyor. Bu alanlarda yeni efektler ve garip yaratıklarla karşılaşabilirsin.

Rota Önerisi: Yume Nikki'yi bitirdikten sonra Yume Nikki hayranları tarafından yapılan fan oyunlarına da göz atabilirsin. Özellikle Yume 2kki çok popüler ve Yume Nikki kadar etkileyici.


4. Cave Story

Yolcu, şimdi sana öyle bir metroidvania oyunu önereceğim ki, hem nostaljik hissedeceksin hem de bağımlısı olacaksın: Cave Story. Bu oyun, Pixel adında bir geliştirici tarafından tek başına yapılmış. Grafikleri 8-bit tarzında, yani eski NES oyunlarına benziyor. Ama oyunun oynanışı, hikayesi ve müzikleri o kadar iyi ki, grafikleri hiç umursamıyorsun. Oyunda hafızasını kaybetmiş bir kahramanı kontrol ediyoruz. Kahramanımız, gizemli bir adada uyanıyor ve bu adada yaşayan Mimiga adındaki tavşan benzeri yaratıkları kurtarmak için maceraya atılıyor.

Oyunun oynanışı çok akıcı ve eğlenceli. Zıplıyoruz, koşuyoruz, ateş ediyoruz, yeni silahlar buluyoruz. Oyunun haritası geniş ve keşfedilmeyi bekleyen birçok gizli alan var. Boss savaşları da çok zorlu ve tatmin edici. Oyunun hikayesi de çok iyi yazılmış. Karakterler arasındaki diyaloglar, olay örgüsü, hepsi seni oyuna bağlıyor. Oyunun müzikleri de ayrı bir olay. Pixel efsane iş çıkarmış. Melodiler o kadar akılda kalıcı ki, oyunu bitirdikten sonra bile günlerce mırıldanıyorsun. Özellikle "Balrog's Theme" şarkısı... Abi, o şarkı neydi öyle? Hala dinledikçe gaza geliyorum.

Cave Story, düşük sistemli PC'si olan ve metroidvania türünü seven herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Oyunun süresi de kısa, 5-6 saatte bitirebilirsin. Ama o 5-6 saat boyunca yaşadığın macera, seni uzun süre etkileyecek. Oyunun grafikleri basit olabilir, ama oynanışı ve hikayesi seni alıp götürecek. Cave Story, bir indie klasiği ve bu klasiği kaçırmamanı şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle eski oyunları sevenler, bu oyuna bayılacak.

Seyir Defteri Notu: Oyunda bazı gizli silahlar var, onları bulmak için haritaları didik didik araman gerekiyor. Bu silahlar, boss savaşlarında çok işine yarayacak.

Rota Önerisi: Cave Story'yi bitirdikten sonra Hollow Knight, Axiom Verge gibi diğer metroidvania oyunlarına da göz atabilirsin. Bu oyunlar da Cave Story kadar iyi ve bağımlılık yapıcı.


5. Recettear: An Item Shop's Tale

Yolcu, şimdi seni öyle bir RPG'ye götüreceğim ki, kahraman olmak yerine dükkan işletmek zorunda kalacaksın: Recettear: An Item Shop's Tale. Bu oyun, Japon indie geliştiricisi EasyGameStation tarafından yapılmış. Oyunda Recette adında genç bir kızı kontrol ediyoruz. Recette'in babası ortadan kaybolmuş ve geriye bir sürü borç bırakmış. Recette, bu borçları ödemek için bir dükkan açıyor ve eşyalar satmaya başlıyor. Ama Recette'in dükkanında satabileceği eşyalar yok. Bu yüzden Recette, Loue adında bir maceraperestle işbirliği yapıyor ve zindanlara girip eşya toplamaya başlıyor.

Oyunun oynanışı iki kısımdan oluşuyor: dükkan işletme ve zindan keşfetme. Dükkan işletme kısmında, eşyaları alıp satıyoruz, fiyatları belirliyoruz, müşterilerle pazarlık yapıyoruz. Zindan keşfetme kısmında ise Loue'yu kontrol ediyoruz ve canavarlarla savaşıyoruz, eşyalar topluyoruz, boss'ları yeniyoruz. Oyunun ikisi de çok eğlenceli ve bağımlılık yapıcı. Dükkan işletme kısmında para kazanmak için strateji geliştirmek gerekiyor. Zindan keşfetme kısmında ise aksiyon ve macera dolu anlar yaşıyoruz. Oyunun grafikleri anime tarzında, karakter tasarımları çok sevimli. Oyunun müzikleri de çok eğlenceli ve akılda kalıcı.

Recettear: An Item Shop's Tale, düşük sistemli PC'si olan ve farklı bir RPG deneyimi yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Oyunun süresi de uzun, 20-30 saatte bitirebilirsin. Ama o 20-30 saat boyunca eğlenceli ve bağımlılık yapıcı bir deneyim yaşayacaksın. Oyunun zorluğu da dengeli, ne çok kolay ne de çok zor. Oyunu bitirdikten sonra bile tekrar tekrar oynamak isteyeceksin. Özellikle ekonomi simülasyonlarını sevenler, bu oyuna bayılacak.

Seyir Defteri Notu: Oyunda bazı gizli eşyalar var, onları bulmak için zindanları didik didik araman gerekiyor. Bu eşyalar, dükkanında daha yüksek fiyata satabileceğin nadir eşyalar.

Rota Önerisi: Recettear: An Item Shop's Tale'i bitirdikten sonra Atelier serisi gibi diğer dükkan işletme temalı RPG'lere de göz atabilirsin. Bu oyunlar da Recettear kadar eğlenceli ve bağımlılık yapıcı.


6. CrossCode

Yolcu, şimdi seni hem retro hem de modern bir RPG'ye götüreceğim: CrossCode. Bu oyun, Alman indie geliştiricisi Radical Fish Games tarafından yapılmış. Oyunda Lea adında bir kızı kontrol ediyoruz. Lea, CrossWorlds adında bir MMORPG'nin içinde mahsur kalmış. Lea'nın hafızası hasar görmüş ve konuşma yeteneğini kaybetmiş. Lea, hafızasını geri kazanmak ve CrossWorlds'ten kurtulmak için maceraya atılıyor.

Oyunun oynanışı çok çeşitli ve eğlenceli. Aksiyon dolu savaşlar, zorlu bulmacalar, geniş haritalar ve derin bir hikaye var. Oyunun savaş sistemi hızlı ve taktiksel. Lea, farklı elementleri kullanarak düşmanlara saldırabiliyor ve özel yetenekler kullanabiliyor. Oyunun bulmacaları da zekice tasarlanmış ve çözmek için dikkatli olmak gerekiyor. Oyunun haritası geniş ve keşfedilmeyi bekleyen birçok gizli alan var. Oyunun hikayesi de çok iyi yazılmış. Karakterler arasındaki diyaloglar, olay örgüsü, hepsi seni oyuna bağlıyor. Oyunun grafikleri 16-bit tarzında, yani eski SNES oyunlarına benziyor. Ama oyunun animasyonları ve efektleri çok iyi yapılmış.

CrossCode, düşük sistemli PC'si olan ve hem retro hem de modern bir RPG deneyimi yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Oyunun süresi de uzun, 40-50 saatte bitirebilirsin. Ama o 40-50 saat boyunca eğlenceli, zorlu ve tatmin edici bir deneyim yaşayacaksın. Oyunun zorluğu da dengeli, ne çok kolay ne de çok zor. Oyunu bitirdikten sonra bile tekrar tekrar oynamak isteyeceksin. Özellikle aksiyon RPG'leri ve bulmaca oyunlarını sevenler, bu oyuna bayılacak.

Seyir Defteri Notu: Oyunda bazı gizli eşyalar ve görevler var, onları bulmak için haritaları didik didik araman ve NPC'lerle konuşman gerekiyor. Bu eşyalar ve görevler, Lea'nın hikayesini daha da derinleştiriyor ve yeni yetenekler açmanı sağlıyor.

Rota Önerisi: CrossCode'u bitirdikten sonra Bastion, Transistor gibi diğer aksiyon RPG'lere de göz atabilirsin. Bu oyunlar da CrossCode kadar iyi ve bağımlılık yapıcı.


7. Rakuen

Yolcu, şimdi sana öyle bir macera oyununa götüreceğim ki, hem hüzünlenecek hem de umutlanacaksın: Rakuen. Bu oyun, Laura Shigihara tarafından yapılmış. Laura Shigihara, aynı zamanda oyunun müziklerini de yapmış. Oyunda hasta bir çocuğu kontrol ediyoruz. Çocuk, hastanede yatıyor ve dış dünyayla hiçbir bağlantısı yok. Çocuk, annesiyle birlikte bir kitap okuyor ve bu kitapta anlatılan fantastik dünyaya gidiyor. Bu fantastik dünyada, çocuk çeşitli görevler yapıyor ve sorunları çözüyor. Ama bu görevler, aslında çocuğun gerçek hayattaki sorunlarını temsil ediyor.

Oyunun oynanışı basit, point-and-click tarzında. Yani etraftaki nesnelere tıklayarak ipuçları buluyoruz, karakterlerle konuşuyoruz, görevleri tamamlıyoruz. Ama oyunun asıl gücü hikayesinde. Çocuğun hikayesi, seni derinden etkileyecek. Çocuğun yalnızlığı, hastalığı, umutsuzluğu, hepsi seni duygulandıracak. Ama aynı zamanda, çocuğun umudu, cesareti ve sevgisi de seni umutlandıracak. Oyunun müzikleri de hikayeye o kadar iyi eşlik ediyor ki, bazı sahnelerde gözlerin dolacak. Laura Shigihara efsane iş çıkarmış. Melodiler o kadar akılda kalıcı ki, oyunu bitirdikten sonra bile günlerce mırıldanıyorsun.

Rakuen, düşük sistemli PC'si olan ve duygusal bir hikaye deneyimi yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Oyunun süresi de kısa, 6-7 saatte bitirebilirsin. Ama o 6-7 saat boyunca yaşadığın duygusal yoğunluk, seni uzun süre etkileyecek. Oyunun grafikleri basit olabilir, oynanışı çok derin olmayabilir, ama hikayesi seni alıp götürecek. Rakuen, bir oyun değil, bir deneyim. Ve bu deneyimi kaçırmamanı şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle yalnız bir gece, kulaklıklarını takıp bu oyuna dal, bak bakalım seni nasıl etkileyecek.

Seyir Defteri Notu: Oyunda bazı gizli görevler ve eşyalar var, onları bulmak için dikkatli olman ve etraftaki her şeyi incelemen gerekiyor. Bu görevler ve eşyalar, çocuğun hikayesini daha da derinleştiriyor ve yeni diyaloglar açmanı sağlıyor.

Rota Önerisi: Rakuen'i bitirdikten sonra Lisa: The Painful, Omori gibi diğer duygusal macera oyunlarına da göz atabilirsin. Bu oyunlar da Rakuen kadar etkileyici hikayelere sahip.


8. Ib

Yolcu, şimdi seni öyle bir korku oyununa götüreceğim ki, hem gerilecek hem de etkileneceksin: Ib. Bu oyun, Japon indie geliştiricisi kouri tarafından yapılmış. Oyunda Ib adında genç bir kızı kontrol ediyoruz. Ib, ailesiyle birlikte bir sanat müzesini ziyaret ediyor. Müzede dolaşırken, müzedeki tablolar tuhaflaşmaya başlıyor ve Ib, kendini müzede yapayalnız buluyor. Ib, müzeden kaçmak için maceraya atılıyor ve bu macerada Garry ve Mary adında iki karakterle tanışıyor.

Oyunun oynanışı basit, point-and-click tarzında. Yani etraftaki nesnelere tıklayarak ipuçları buluyoruz, bulmacaları çözüyoruz, canavarlardan kaçıyoruz. Ama oyunun asıl gücü atmosferinde. Müzenin o karanlık, ürkütücü atmosferi, seni gerim gerim gerecek. Oyunun müzikleri de atmosferi destekliyor, bazı melodiler çok huzursuz edici, bazıları ise çok korkutucu. Oyunun grafikleri basit olabilir, ama oyunun sanatsal tasarımı çok etkileyici. Müzedeki tablolar, karakter tasarımları, hepsi çok iyi yapılmış.

Ib, düşük sistemli PC'si olan ve gerilim dolu bir korku oyunu deneyimi yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Oyunun süresi de kısa, 3-4 saatte bitirebilirsin. Ama o 3-4 saat boyunca yaşadığın gerilim, seni uzun süre etkileyecek. Oyunun sonu da çok etkileyici ve farklı sonlar var. Oyunun sonunu etkilemek için, oyundaki kararların önemli. Özellikle klasik korku oyunlarını sevenler, bu oyuna bayılacak.

Seyir Defteri Notu: Oyunda Garry'nin ve Mary'nin kaderi, senin kararlarına bağlı. Onları kurtarmak için dikkatli olman gerekiyor.

Rota Önerisi: Ib'i bitirdikten sonra The Witch's House, Mad Father gibi diğer point-and-click korku oyunlarına da göz atabilirsin. Bu oyunlar da Ib kadar gerilim dolu ve etkileyici.


9. Oneshot

Yolcu, şimdi sana öyle bir bulmaca oyununa götüreceğim ki, sadece oyunu değil, seni de düşündürecek: Oneshot. Bu oyun, Eliza Velasquez ve Michael Shirt tarafından yapılmış. Oyunda Niko adında bir çocuğu kontrol ediyoruz. Niko, karanlık bir dünyaya uyanıyor ve elinde bir güneş var. Niko'nun görevi, güneşi dünyanın tepesine götürmek ve dünyayı kurtarmak. Ama bu görev, o kadar da kolay değil. Niko, yolculuğu boyunca çeşitli bulmacaları çözmek zorunda ve bu bulmacalar, sadece oyunun içinde değil, senin bilgisayarında da çözülmeyi bekliyor.

Oyunun oynanışı basit, point-and-click tarzında. Yani etraftaki nesnelere tıklayarak ipuçları buluyoruz, karakterlerle konuşuyoruz, bulmacaları çözüyoruz. Ama oyunun asıl gücü, dördüncü duvarı yıkmasında. Oyun, seninle konuşuyor, senin kararlarını etkiliyor, senin bilgisayarındaki dosyalara erişiyor. Bu durum, oyunu daha da gerçekçi ve etkileyici hale getiriyor. Oyunun grafikleri basit olabilir, ama oyunun sanatsal tasarımı çok iyi yapılmış. Oyunun müzikleri de atmosferi destekliyor, bazı melodiler çok huzurlu, bazıları ise çok gizemli.

Oneshot, düşük sistemli PC'si olan ve sıra dışı bir bulmaca oyunu deneyimi yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Oyunun süresi de kısa, 5-6 saatte bitirebilirsin. Ama o 5-6 saat boyunca yaşadığın deneyim, seni uzun süre etkileyecek. Oyunun sonu da çok etkileyici ve farklı sonlar var. Oyunun sonunu etkilemek için, oyundaki kararların önemli ve senin bilgisayarındaki dosyaların da önemi var. Özellikle bulmaca oyunlarını ve meta kurguyu sevenler, bu oyuna bayılacak.

Seyir Defteri Notu: Oyun, senin bilgisayarındaki dosyaları kullanıyor. Bu yüzden, oyunu oynamadan önce, önemli dosyalarını yedeklemeni tavsiye ederim.

Rota Önerisi: Oneshot'ı bitirdikten sonra Undertale, Doki Doki Literature Club gibi diğer meta kurgusal oyunlara da göz atabilirsin. Bu oyunlar da Oneshot kadar sıra dışı ve düşündürücü.


10. VA-11 Hall-A: Cyberpunk Bartender Action

Yolcu, şimdi seni öyle bir görsel romana götüreceğim ki, barmenlik yaparken cyberpunk dünyasının karanlık sırlarını öğreneceksin: VA-11 Hall-A: Cyberpunk Bartender Action. Bu oyun, Venezuelalı indie geliştiricisi Sukeban Games tarafından yapılmış. Oyunda Jill Stingray adında bir barmeni kontrol ediyoruz. Jill, Glitch City adında distopik bir şehirde, VA-11 Hall-A adında küçük bir barda çalışıyor. Jill'in görevi, müşterilerine içki hazırlamak ve onların dertlerini dinlemek. Ama bu müşteriler, sıradan insanlar değil. Hacker'lar, suikastçılar, yapay zekalar, hepsi Jill'in barına geliyor.

Oyunun oynanışı basit, görsel roman tarzında. Yani diyalogları okuyoruz, içki tariflerini öğreniyoruz, müşterilerimize içki hazırlıyoruz ve onların hikayelerini dinliyoruz. Ama oyunun asıl gücü atmosferinde. Glitch City'nin o karanlık, neon ışıklı atmosferi, seni içine çekecek. Oyunun müzikleri de atmosferi destekliyor, bazı melodiler çok synthwave tarzında, bazıları ise çok duygusal. Oyunun karakterleri de çok ilginç ve derin. Her müşterinin farklı bir hikayesi var ve bu hikayeler, Glitch City'nin karanlık sırlarını ortaya çıkarıyor.

VA-11 Hall-A: Cyberpunk Bartender Action, düşük sistemli PC'si olan ve atmosferik bir görsel roman deneyimi yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Oyunun süresi de kısa, 10-12 saatte bitirebilirsin. Ama o 10-12 saat boyunca yaşadığın deneyim, seni uzun süre etkileyecek. Oyunun sonu da çok etkileyici ve farklı sonlar var. Oyunun sonunu etkilemek için, müşterilerine doğru içkileri hazırlaman ve onların hikayelerini dikkatlice dinlemen gerekiyor. Özellikle cyberpunk ve görsel roman türlerini sevenler, bu oyuna bayılacak.

Seyir Defteri Notu: Oyunda bazı gizli tarifler var, onları bulmak için farklı içkileri karıştırman ve müşterilerin tepkilerini gözlemlemen gerekiyor.

Rota Önerisi: VA-11 Hall-A: Cyberpunk Bartender Action'ı bitirdikten sonra Coffee Talk, Red Strings Club gibi diğer barmenlik temalı görsel romanlara da göz atabilirsin. Bu oyunlar da VA-11 Hall-A kadar atmosferik ve etkileyici.


11. Undertale

Yolcu, şimdi seni öyle bir RPG'ye götüreceğim ki, savaşmak yerine arkadaşlık kurmanın önemini öğreneceksin: Undertale. Bu oyun, Toby Fox tarafından yapılmış. Oyunda Frisk adında bir çocuğu kontrol ediyoruz. Frisk, bir dağa tırmanırken bir deliğe düşüyor ve kendini yeraltı dünyasında buluyor. Yeraltı dünyası, canavarların yaşadığı bir yer. Frisk'in görevi, yeraltı dünyasından kaçmak ve tekrar yüzeye çıkmak. Ama bu görev, o kadar da kolay değil. Frisk, yolculuğu boyunca çeşitli canavarlarla karşılaşıyor ve bu canavarlarla savaşmak yerine arkadaşlık kurabiliyor.

Oyunun oynanışı basit, RPG tarzında. Yani etraftaki nesnelerle etkileşime giriyoruz, karakterlerle konuşuyoruz, canavarlarla savaşıyoruz. Ama oyunun asıl gücü, savaş sisteminde. Undertale'de canavarlarla savaşmak yerine, onlarla konuşabiliyor, onlara iltifat edebiliyor, onları affedebiliyoruz. Bu durum, oyunu daha da anlamlı ve etkileyici hale getiriyor. Oyunun grafikleri basit olabilir, ama oyunun sanatsal tasarımı çok iyi yapılmış. Oyunun müzikleri de atmosferi destekliyor, bazı melodiler çok eğlenceli, bazıları ise çok duygusal. Toby Fox efsane iş çıkarmış. Melodiler o kadar akılda kalıcı ki, oyunu bitirdikten sonra bile günlerce mırıldanıyorsun.

Undertale, düşük sistemli PC'si olan ve sıra dışı bir RPG deneyimi yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Oyunun süresi de kısa, 6-8 saatte bitirebilirsin. Ama o 6-8 saat boyunca yaşadığın deneyim, seni uzun süre etkileyecek. Oyunun sonu da çok etkileyici ve farklı sonlar var. Oyunun sonunu etkilemek için, oyundaki kararların önemli. Özellikle RPG ve mizahı sevenler, bu oyuna bayılacak.

Seyir Defteri Notu: Oyunda bazı gizli karakterler ve görevler var, onları bulmak için farklı yollar denemen ve tüm canavarlarla arkadaş olman gerekiyor.

Rota Önerisi: Undertale'i bitirdikten sonra Deltarune, EarthBound gibi diğer sıra dışı RPG'lere de göz atabilirsin. Bu oyunlar da Undertale kadar yaratıcı ve eğlenceli.


12. LISA: The Painful RPG

Yolcu, şimdi seni öyle bir RPG'ye götüreceğim ki, kahkaha atarken aynı anda gözyaşı dökeceksin: LISA: The Painful RPG. Bu oyun, Dingaling Productions tarafından yapılmış. Oyunda Brad Armstrong adında bir adamı kontrol ediyoruz. Brad, post-apokaliptik bir dünyada yaşıyor. Bu dünyada, tüm kadınlar ortadan kaybolmuş ve geriye sadece erkekler kalmış. Brad, bir gün terk edilmiş bir bebek buluyor ve bebeğe LISA adını veriyor. Brad, LISA'yı korumak için her şeyi yapmaya hazır. Ama bu görev, o kadar da kolay değil. Brad, yolculuğu boyunca çeşitli zorluklarla karşılaşıyor ve bu zorluklar, Brad'in karakterini ve vicdanını test ediyor.

Oyunun oynanışı basit, RPG tarzında. Yani etraftaki nesnelerle etkileşime giriyoruz, karakterlerle konuşuyoruz, düşmanlarla savaşıyoruz. Ama oyunun asıl gücü, hikayesinde. LISA'nın hikayesi, seni derinden etkileyecek. Brad'in acısı, fedakarlığı ve umutsuzluğu, seni duygulandıracak. Oyunun grafikleri basit olabilir, ama oyunun sanatsal tasarımı çok etkileyici. Oyunun müzikleri de atmosferi destekliyor, bazı melodiler çok hüzünlü, bazıları ise çok gergin. Dingaling Productions efsane iş çıkarmış. Melodiler o kadar akılda kalıcı ki, oyunu bitirdikten sonra bile günlerce mırıldanıyorsun.

LISA: The Painful RPG, düşük sistemli PC'si olan ve sıra dışı bir RPG deneyimi yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Oyunun süresi de uzun, 20-25 saatte bitirebilirsin. Ama o 20-25 saat boyunca yaşadığın deneyim, seni uzun süre etkileyecek. Oyunun sonu da çok etkileyici ve farklı sonlar var. Oyunun sonunu etkilemek için, oyundaki kararların önemli. Özellikle RPG ve kara mizahı sevenler, bu oyuna bayılacak.

Seyir Defteri Notu: Oyunda bazı gizli karakterler ve görevler var, onları bulmak için farklı yollar denemen ve tüm yan görevleri tamamlaman gerekiyor.

Rota Önerisi: LISA: The Painful RPG'yi bitirdikten sonra OFF, EarthBound gibi diğer sıra dışı RPG'lere de göz atabilirsin. Bu oyunlar da LISA kadar yaratıcı ve düşündürücü.


13. Mad Father

Yolcu, şimdi seni öyle bir korku oyununa götüreceğim ki, babana olan sevgini sorgulayacaksın: Mad Father. Bu oyun, Japon indie geliştiricisi Sen tarafından yapılmış. Oyunda Aya Drevis adında genç bir kızı kontrol ediyoruz. Aya, babasıyla birlikte büyük bir malikanede yaşıyor. Aya'nın babası, çılgın bir bilim insanı ve evinde korkunç deneyler yapıyor. Bir gece, Aya babasının çığlıklarını duyuyor ve malikanede tuhaf olaylar yaşanmaya başlıyor. Aya, babasını kurtarmak için malikanede maceraya atılıyor ve bu macerada malikanenin karanlık sırlarını öğreniyor.

Oyunun oynanışı basit, point-and-click tarzında. Yani etraftaki nesnelere tıklayarak ipuçları buluyoruz, bulmacaları çözüyoruz, canavarlardan kaçıyoruz. Ama oyunun asıl gücü atmosferinde. Malikanenin o karanlık, ürkütücü atmosferi, seni gerim gerim gerecek. Oyunun müzikleri de atmosferi destekliyor, bazı melodiler çok huzursuz edici, bazıları ise çok korkutucu. Oyunun grafikleri basit olabilir, ama oyunun sanatsal tasarımı çok etkileyici. Malikanedeki odalar, karakter tasarımları, hepsi çok iyi yapılmış.

Mad Father, düşük sistemli PC'si olan ve gerilim dolu bir korku oyunu deneyimi yaşamak isteyen herkesin kesinlikle oynaması gereken bir yapım. Oyunun süresi de kısa, 3-4 saatte bitirebilirsin. Ama o 3-4 saat boyunca yaşadığın gerilim, seni uzun süre etkileyecek. Oyunun sonu da çok etkileyici ve farklı sonlar var. Oyunun sonunu etkilemek için, oyundaki kararların önemli. Özellikle psikolojik korku oyunlarını sevenler, bu oyuna bayılacak.

Seyir Defteri Notu: Oyunda bazı gizli eşyalar ve sırlar var, onları bulmak için malikaneyi didik didik araman ve tüm bulmacaları çözmen gerekiyor.

Rota Önerisi: Mad Father'ı bitirdikten sonra The Witch's House, Ib gibi diğer point-and-click korku oyunlarına da göz atabilirsin. Bu oyunlar da Mad Father kadar gerilim dolu ve etkileyici.


Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Galaksi Yolcusu Galaksiler arası seyahat eden bir blog yazarı.