Netflix’te Bulabileceğiniz En İyi 10 Psikolojik Anime!: Ruhunu Derinlere İndir

Netflix'in karanlık dehlizlerinde zihninizi zorlayacak, sizi derinden etkileyecek en iyi psikolojik animelerle unutulmaz bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız? İşte, aklınızı başınızdan alacak 20 anime!

Şubat 21, 2026 - 16:15
Şubat 21, 2026 - 16:15
 0  1
Netflix’te Bulabileceğiniz En İyi 10 Psikolojik Anime!: Ruhunu Derinlere İndir

1. Death Note: Adalet mi, Deha mı?

Yolcu, gel gel, seni Light Yagami'nin dünyasına ışınlıyorum. Hani şu Death Note'u bulup "Ben tanrıyım!" triplerine giren liseli. Ama dur, işler o kadar basit değil. Light, suçluları öldürerek dünyayı "temizlemeye" çalışıyor, ama bu ne kadar doğru? İşte bütün mesele bu. Bir yandan "Oh, iyi yapıyor" diyorsun, öte yandan "Bu bildiğin diktatörlük!" diye içten içe çıldırıyorsun. L ortaya çıkınca olaylar iyice karışıyor. L, Light'ın zeka seviyesinde, hatta belki de daha üstün bir dedektif. İkisi arasındaki kedi fare oyunu, anime tarihinin en zekice yazılmış sahnelerinden oluşuyor. Düşünsene, bir yanda adalet kavramını kendi çıkarlarına göre yorumlayan bir dahi, diğer yanda onu durdurmaya çalışan bir başka dahi. Bu kapışma, seni koltuğuna çivileyecek, garanti veriyorum.

Death Note sadece bir anime değil, aynı zamanda felsefi bir tartışma platformu. İyilik ve kötülük kavramlarını sorgulatıyor, ahlaki değerlerini alt üst ediyor. Her bölüm sonunda "Acaba haklı olan kim?" diye düşünmekten kafayı yiyeceksin. Spoiler vermeden söyleyeyim, finali de epey tartışmalı. Bazıları beğeniyor, bazıları nefret ediyor. Ama ne olursa olsun, Death Note izledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağın bir yapım.

Unutmadan, Ryuk'u da unutmayalım. Ölüm tanrısı Ryuk, sırf canı sıkıldığı için Death Note'u insan dünyasına atıyor. Onun için bu sadece bir oyun, bir eğlence. Ama Ryuk'un bu umursamaz tavrı, olayların gidişatını derinden etkiliyor. Sonuçta, her şey onun yüzünden başladı değil mi? İşte bu yüzden Death Note, sadece zeka oyunlarından ibaret değil, aynı zamanda insan doğasının karmaşıklığını ve ahlaki sorumluluğun önemini vurgulayan bir başyapıt.

Seyir Defteri Notu: Death Note'un mangası da en az anime kadar başarılı. Hatta bazıları mangayı daha çok beğeniyor. Eğer animeyi bitirdiysen, mangasına da göz atmanı öneririm. Belki de orada daha farklı detaylar keşfedersin.

Rota Önerisi: Eğer Death Note'u sevdiysen, Code Geass'a da bayılacaksın. Orada da benzer temalar işleniyor. Hatta bazıları Code Geass'ı Death Note'un "mecha" versiyonu olarak görüyor.


2. Code Geass: İsyan mı, Manipülasyon mu?

Code Geass, "Kutsal Britanya İmparatorluğu"nun dünyayı ele geçirdiği alternatif bir gelecekte geçiyor. Kahramanımız Lelouch Lamperouge, Britanya İmparatoru'nun oğlu olmasına rağmen, imparatorluğa karşı derin bir nefret besliyor. Bir gün, C.C. adlı gizemli bir kızdan Geass adlı bir güç elde ediyor. Bu güç sayesinde insanlara tek seferlik emirler verebiliyor. Lelouch, bu gücü kullanarak Britanya İmparatorluğu'na karşı bir isyan başlatıyor ve "Zero" adıyla tanınan karizmatik bir lider haline geliyor. Ama Lelouch'un amacı sadece Britanya'yı devirmek mi, yoksa daha büyük bir planı mı var? İşte bütün olay burada kopuyor.

Code Geass, sadece mecha savaşlarından ibaret değil. Aynı zamanda siyasi entrikalar, stratejik zekalar ve ahlaki ikilemlerle dolu bir anime. Lelouch'un her hamlesi, seni şaşırtacak ve "Acaba şimdi ne yapacak?" diye meraklandıracak. Ayrıca, anime boyunca pek çok karakterin farklı idealleri ve motivasyonları olduğunu göreceksin. Bu da Code Geass'ı daha da derin ve karmaşık bir hale getiriyor. Bir yanda imparatorluğa sadık kalanlar, diğer yanda isyana destek verenler. Herkesin kendi haklı sebepleri var ve bu da seni kararsız bırakıyor.

Unutmadan, Suzaku Kururugi'yi de unutmayalım. Suzaku, Lelouch'un en yakın arkadaşı olmasına rağmen, Britanya İmparatorluğu'na hizmet ediyor. Onun amacı, imparatorluğun içinde kalarak sistemi değiştirmek. Ama bu ne kadar mümkün? Suzaku'nun idealleri, Lelouch'un idealleriyle sürekli çatışıyor ve bu da ikisi arasında derin bir gerilim yaratıyor. İşte bu yüzden Code Geass, sadece bir isyan hikayesi değil, aynı zamanda dostluk, ihanet ve fedakarlık üzerine de bir anime.

Seyir Defteri Notu: Code Geass'ın iki sezonu var ve her ikisi de birbirinden heyecanlı. Ama özellikle ikinci sezonun finali, anime tarihinin en unutulmaz finallerinden biri olarak kabul ediliyor. Hazır ol, gözyaşlarına boğulabilirsin.

Rota Önerisi: Eğer Code Geass'ı sevdiysen, Attack on Titan'a da bayılacaksın. Orada da insanlığın hayatta kalma mücadelesi ve siyasi entrikalar ön planda.


3. Steins;Gate: Kader mi, Seçim mi?

Steins;Gate, zaman yolculuğu temasını işleyen en iyi animelerden biri. Rintaro Okabe (nam-ı diğer "Kyouma Hououin"), çılgın bir bilim adamı olma hayalleri kuran bir üniversite öğrencisi. Arkadaşlarıyla birlikte "Gelecek Gadget Laboratuvarı" adında bir grup kuruyorlar ve garip icatlar yapmaya çalışıyorlar. Bir gün, yanlışlıkla zamanda mesaj gönderebilen bir cihaz icat ediyorlar. Bu cihaz sayesinde geçmişi değiştirebiliyorlar, ama bu da beklenmedik sonuçlara yol açıyor. Okabe, arkadaşlarını kurtarmak için defalarca zamanda geri dönmek zorunda kalıyor, ama her seferinde işler daha da karmaşıklaşıyor.

Steins;Gate, ilk başta biraz yavaş ilerliyor gibi gelebilir. Ama sabırlı ol, çünkü hikaye ilerledikçe olaylar inanılmaz derecede heyecanlı bir hale geliyor. Zaman yolculuğunun paradoksları, farklı zaman çizgileri ve karakterlerin duygusal derinliği, Steins;Gate'i unutulmaz bir anime yapıyor. Okabe'nin çaresizliği, arkadaşlarını kurtarma isteği ve yaşadığı psikolojik travmalar, seni derinden etkileyecek. Ayrıca, anime boyunca pek çok bilimsel teoriye de değiniliyor. Bu da Steins;Gate'i sadece eğlenceli değil, aynı zamanda eğitici bir yapım haline getiriyor.

Unutmadan, Kurisu Makise'yi de unutmayalım. Kurisu, dahi bir bilim insanı ve Okabe'nin en yakın arkadaşı. Onun zekası ve bilgisi, Okabe'nin zaman yolculuğu macerasında hayati bir rol oynuyor. Ama Kurisu'nun da kendi sırları ve geçmişi var. Onun hikayesi, Steins;Gate'in duygusal derinliğini daha da artırıyor.

Seyir Defteri Notu: Steins;Gate'in devamı niteliğinde olan "Steins;Gate 0" adlı bir anime daha var. Orada, Okabe'nin farklı bir zaman çizgisindeki maceraları anlatılıyor. Eğer Steins;Gate'i sevdiysen, Steins;Gate 0'ı da mutlaka izlemelisin.

Rota Önerisi: Eğer Steins;Gate'i sevdiysen, Re:Zero'ya da bayılacaksın. Orada da kahramanımız defalarca ölüyor ve geçmişe dönerek hatalarını düzeltmeye çalışıyor.


4. Neon Genesis Evangelion: Robotlar mı, Travmalar mı?

Neon Genesis Evangelion, anime tarihinin en tartışmalı ve etkileyici yapımlarından biri. 2015 yılında, "Melekler" adı verilen devasa yaratıklar dünyaya saldırıyor. İnsanlığın tek umudu, "Evangelion" adı verilen dev robotlara binebilen genç pilotlar. Kahramanımız Shinji Ikari, babası tarafından Evangelion'a binmeye zorlanıyor ve kendini dünyanın kaderini belirleyecek bir savaşın içinde buluyor. Ama Evangelion sadece robot savaşlarından ibaret değil. Aynı zamanda karakterlerin psikolojik sorunları, travmaları ve içsel çatışmaları da ön planda.

Evangelion, ilk başta klasik bir mecha animesi gibi görünebilir. Ama hikaye ilerledikçe, karakterlerin derinliklerine inildikçe, Evangelion'un çok daha fazlası olduğunu anlıyorsun. Shinji'nin özgüven eksikliği, Asuka'nın travmaları, Rei'nin gizemli kişiliği... Her karakterin kendine özgü bir hikayesi var ve bu hikayeler, Evangelion'un atmosferini daha da karanlık ve karmaşık hale getiriyor. Ayrıca, anime boyunca pek çok dini ve felsefi göndermeye de rastlayacaksın. Bu da Evangelion'u sadece eğlenceli değil, aynı zamanda düşündürücü bir yapım haline getiriyor.

Unutmadan, Misato Katsuragi'yi de unutmayalım. Misato, Shinji'nin koruyucu ailesi ve Evangelion pilotlarının komutanı. Onun rahat tavırları ve neşeli kişiliği, Evangelion'un karanlık atmosferine biraz olsun ışık getiriyor. Ama Misato'nun da kendi sırları ve geçmişi var. Onun hikayesi, Evangelion'un duygusal derinliğini daha da artırıyor.

Seyir Defteri Notu: Evangelion'un finali, anime tarihinin en tartışmalı finallerinden biri olarak kabul ediliyor. Bazıları beğeniyor, bazıları nefret ediyor. Ama ne olursa olsun, Evangelion izledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağın bir yapım.

Rota Önerisi: Eğer Evangelion'u sevdiysen, Devilman Crybaby'ye de bayılacaksın. Orada da benzer temalar işleniyor ve atmosferi oldukça karanlık.


5. Perfect Blue: İdol mü, Sanrı mı?

Perfect Blue, Satoshi Kon'un yönettiği bir anime filmi ve psikolojik gerilim türünün en iyi örneklerinden biri. Mima Kirigoe, popüler bir idol grubunun üyesi. Kariyerinde yeni bir sayfa açmak için oyunculuğa geçmeye karar veriyor. Ama bu karar, beklenmedik sonuçlara yol açıyor. Mima, bir yandan yeni rolüne adapte olmaya çalışırken, diğer yandan da stalker'lar, tehdit mesajları ve gerçeklikle sanrının birbirine karıştığı bir dünyanın içine sürükleniyor.

Perfect Blue, sadece bir gerilim filmi değil. Aynı zamanda ünlü olmanın karanlık yüzünü, medyanın manipülasyonunu ve kimlik bunalımını da işliyor. Mima'nın yaşadığı psikolojik sorunlar, gerçeklikle sanrının birbirine karışması ve kimliğini kaybetme korkusu, seni derinden etkileyecek. Ayrıca, film boyunca pek çok sembolik öğeye de rastlayacaksın. Bu da Perfect Blue'yu sadece eğlenceli değil, aynı zamanda düşündürücü bir yapım haline getiriyor. Satoshi Kon'un yönetmenlik tarzı, animenin atmosferini daha da gergin ve sürükleyici hale getiriyor.

Unutmadan, Rumi Hidaka'yı da unutmayalım. Rumi, Mima'nın menajeri ve en yakın arkadaşı. Onun Mima'ya olan bağlılığı ve onu koruma çabası, filmin duygusal derinliğini artırıyor. Ama Rumi'nin de kendi sırları ve geçmişi var. Onun hikayesi, Perfect Blue'nun karmaşıklığını daha da artırıyor.

Seyir Defteri Notu: Perfect Blue, Alfred Hitchcock'un filmlerinden esinlenerek yapılmış. Eğer Hitchcock'un filmlerini seviyorsan, Perfect Blue'ya da bayılacaksın.

Rota Önerisi: Eğer Perfect Blue'yu sevdiysen, Paprika'ya da bayılacaksın. O da Satoshi Kon'un yönettiği bir anime filmi ve gerçeklikle rüyanın birbirine karıştığı bir dünyada geçiyor.


6. Paranoia Agent: Halüsinasyon mu, Gerçeklik mi?

Paranoia Agent, Satoshi Kon'un yönettiği bir anime dizisi ve psikolojik gerilim türünün en iyi örneklerinden biri. Dizi, Tokyo'da yaşanan bir dizi saldırıyı konu alıyor. Saldırgan, "Lil' Slugger" adında, altın renkli bir beyzbol sopasıyla dolaşan bir çocuk. Kurbanlar, hayatlarının farklı dönemlerinde başarısızlıklar yaşayan ve stres altında olan insanlar. Polis, Lil' Slugger'ı yakalamak için soruşturma başlatıyor, ama olaylar giderek daha da karmaşıklaşıyor. Gerçeklikle halüsinasyonun birbirine karıştığı, insanların psikolojik sorunlarının ön plana çıktığı bir dünyanın içine sürükleniyoruz.

Paranoia Agent, sadece bir suç dizisi değil. Aynı zamanda toplumun stresini, insanların psikolojik sorunlarını ve medyanın manipülasyonunu da işliyor. Lil' Slugger'ın kimliği, dizinin en büyük sırlarından biri. Her bölüm, farklı karakterlerin hikayelerine odaklanıyor ve Lil' Slugger'la olan bağlantıları ortaya çıkıyor. Satoshi Kon'un yönetmenlik tarzı, dizinin atmosferini daha da gergin ve sürükleyici hale getiriyor. Ayrıca, dizi boyunca pek çok sembolik öğeye de rastlayacaksın. Bu da Paranoia Agent'ı sadece eğlenceli değil, aynı zamanda düşündürücü bir yapım haline getiriyor.

Unutmadan, Tsukiko Sagi'yi de unutmayalım. Tsukiko, popüler bir karakter tasarımcısı ve Lil' Slugger'ın ilk kurbanı. Onun yaşadığı travma ve psikolojik sorunlar, dizinin ana temasını oluşturuyor. Tsukiko'nun hikayesi, Paranoia Agent'ın duygusal derinliğini artırıyor.

Seyir Defteri Notu: Paranoia Agent, Satoshi Kon'un tek televizyon dizisi. Eğer Satoshi Kon'un filmlerini sevdiysen, Paranoia Agent'ı da mutlaka izlemelisin.

Rota Önerisi: Eğer Paranoia Agent'ı sevdiysen, Ergo Proxy'ye de bayılacaksın. Orada da gerçeklikle halüsinasyonun birbirine karıştığı, insanların kimliklerini aradığı bir dünyada geçiyor.


7. Devilman Crybaby: İnsanlık mı, Şeytanlık mı?

Devilman Crybaby, Go Nagai'nin Devilman adlı mangasından uyarlanan bir anime dizisi. Akira Fudo, duygusal ve zayıf bir üniversite öğrencisi. En yakın arkadaşı Ryo Asuka, onu şeytanların varlığına ikna ediyor ve Akira'yı şeytanlarla savaşmak için Devilman'e dönüşmeye zorluyor. Akira, bir şeytanla birleşerek Devilman'e dönüşüyor, ama insan kalbini korumayı başarıyor. Artık Akira, hem insan hem de şeytan güçlerine sahip. Şeytanlara karşı savaşırken, bir yandan da insanlığını korumaya çalışıyor.

Devilman Crybaby, sadece bir aksiyon animesi değil. Aynı zamanda insan doğasının karanlık yönlerini, şiddeti, cinselliği ve ahlaki değerleri de işliyor. Şeytanların insanları ele geçirmesi, insanların birbirlerine karşı acımasızca savaşması ve dünyanın kaosa sürüklenmesi, Devilman Crybaby'nin atmosferini daha da karanlık ve rahatsız edici hale getiriyor. Masaaki Yuasa'nın yönetmenlik tarzı, dizinin görsel stilini farklı ve etkileyici kılıyor. Ayrıca, dizi boyunca pek çok sembolik öğeye de rastlayacaksın. Bu da Devilman Crybaby'yi sadece eğlenceli değil, aynı zamanda düşündürücü bir yapım haline getiriyor.

Unutmadan, Miki Makimura'yı da unutmayalım. Miki, Akira'nın çocukluk arkadaşı ve sevgilisi. Onun Akira'ya olan sevgisi ve onu koruma çabası, dizinin duygusal derinliğini artırıyor. Ama Miki'nin de kendi kaderi var. Onun hikayesi, Devilman Crybaby'nin trajik yönünü vurguluyor.

Seyir Defteri Notu: Devilman Crybaby, orijinal mangaya oldukça sadık kalmış. Eğer Devilman'in mangasını okuduysan, Devilman Crybaby'yi de mutlaka izlemelisin.

Rota Önerisi: Eğer Devilman Crybaby'yi sevdiysen, Berserk'e de bayılacaksın. Orada da insan doğasının karanlık yönleri, şiddet ve acımasız bir dünyanın atmosferi ön planda.


8. Ergo Proxy: Gerçeklik mi, İllüzyon mu?

Ergo Proxy, gelecekte geçen bir bilim kurgu animesi. İnsanlar ve "AutoReiv" adı verilen robotlar, "Romdo" adı verilen kubbeli bir şehirde yaşıyor. Bir gün, AutoReiv'lerde "Cogito Virüsü" adı verilen bir virüs ortaya çıkıyor ve robotlar bilinçlenmeye başlıyor. Lil Mayer, bu olayları araştırmakla görevli bir dedektif. Soruşturma sırasında, "Proxy" adı verilen gizemli yaratıklarla karşılaşıyor. Gerçeklikle illüzyonun birbirine karıştığı, insanların kimliklerini aradığı ve dünyanın sırlarını çözmeye çalıştığı bir maceraya atılıyor.

Ergo Proxy, sadece bir bilim kurgu animesi değil. Aynı zamanda felsefi soruları, kimlik bunalımını ve insanlığın geleceğini de işliyor. Proxy'lerin ne olduğu, Cogito Virüsü'nün kaynağı ve Romdo şehrinin sırları, dizinin ana gizemlerini oluşturuyor. Shukou Murase'nin yönetmenlik tarzı, dizinin atmosferini daha da karanlık ve gizemli hale getiriyor. Ayrıca, dizi boyunca pek çok sembolik öğeye de rastlayacaksın. Bu da Ergo Proxy'yi sadece eğlenceli değil, aynı zamanda düşündürücü bir yapım haline getiriyor.

Unutmadan, Vincent Law'u da unutmayalım. Vincent, Romdo şehrinde yaşayan bir AutoReiv tamircisi. Geçmişini hatırlamıyor ve kim olduğunu bilmiyor. Lil'in soruşturması sırasında, Proxy'lerle bağlantısı ortaya çıkıyor. Vincent'ın kimliği ve geçmişi, Ergo Proxy'nin en büyük sırlarından biri.

Seyir Defteri Notu: Ergo Proxy, felsefi göndermeleri ve karmaşık hikayesiyle dikkat çekiyor. Eğer felsefi animeleri seviyorsan, Ergo Proxy'yi de mutlaka izlemelisin.

Rota Önerisi: Eğer Ergo Proxy'yi sevdiysen, Serial Experiments Lain'e de bayılacaksın. Orada da gerçeklikle sanal dünyanın birbirine karıştığı, insanların kimliklerini aradığı bir dünyada geçiyor.


9. Psycho-Pass: Özgür İrade mi, Sistem mi?

Psycho-Pass, gelecekte geçen bir bilim kurgu animesi. "Sibyl Sistemi" adı verilen bir sistem, insanların zihinsel durumlarını ve suç işleme potansiyellerini sürekli olarak ölçüyor. Suç işleme potansiyeli yüksek olan insanlar, "Suç Katsayısı" yüksek olarak kabul ediliyor ve polis tarafından yakalanıyor. Akane Tsunemori, Sibyl Sistemi'ne inanan idealist bir genç polis memuru. İlk görevinde, Sibyl Sistemi'nin hatalarını ve insanların özgür iradelerinin kısıtlandığını fark ediyor. Sibyl Sistemi'ne karşı savaşırken, bir yandan da kendi adalet anlayışını sorguluyor.

Psycho-Pass, sadece bir bilim kurgu animesi değil. Aynı zamanda toplumun kontrolünü, özgür iradeyi ve adalet kavramını da işliyor. Sibyl Sistemi'nin ne kadar doğru olduğu, insanların suç işleme potansiyellerine göre cezalandırılmasının ne kadar adil olduğu, dizinin ana tartışma konularını oluşturuyor. Naoyoshi Shiotani'nin yönetmenlik tarzı, dizinin atmosferini daha da gergin ve düşündürücü hale getiriyor. Ayrıca, dizi boyunca pek çok felsefi ve politik göndermeye de rastlayacaksın. Bu da Psycho-Pass'ı sadece eğlenceli değil, aynı zamanda düşündürücü bir yapım haline getiriyor.

Unutmadan, Shinya Kogami'yi de unutmayalım. Kogami, eski bir polis memuru ve Akane'nin mentoru. Geçmişte yaşadığı bir olay yüzünden, Sibyl Sistemi'ne karşı derin bir güvensizlik besliyor. Kogami'nin adalet anlayışı ve Sibyl Sistemi'ne karşı duruşu, Akane'nin kendi adalet anlayışını sorgulamasına neden oluyor.

Seyir Defteri Notu: Psycho-Pass, George Orwell'ın 1984 adlı romanından esinlenerek yapılmış. Eğer 1984'ü okuduysan, Psycho-Pass'a da bayılacaksın.

Rota Önerisi: Eğer Psycho-Pass'ı sevdiysen, Ghost in the Shell'e de bayılacaksın. Orada da teknolojinin insan üzerindeki etkileri, kimlik bunalımı ve toplumun kontrolü ön planda.


10. Monster: İyilik mi, Kötülük mü?

Monster, Naoki Urasawa'nın aynı adlı mangasından uyarlanan bir anime dizisi. Dr. Kenzo Tenma, başarılı bir beyin cerrahı. Bir gün, hayatının en zor kararını vermek zorunda kalıyor. Bir yandan belediye başkanını kurtarmak, diğer yandan da küçük bir çocuğun hayatını kurtarmak arasında seçim yapmak zorunda kalıyor. Tenma, çocuğun hayatını kurtarmayı seçiyor, ama bu karar hayatını tamamen değiştiriyor. Kurtardığı çocuk, Johann Liebert adında bir psikopat katile dönüşüyor. Tenma, Johann'ı durdurmak için Avrupa'yı dolaşıyor ve geçmişiyle yüzleşiyor.

Monster, sadece bir suç dizisi değil. Aynı zamanda iyilik ve kötülük kavramlarını, insan doğasının karanlık yönlerini ve geçmişin etkilerini de işliyor. Johann'ın kim olduğu, geçmişinin sırları ve Tenma'nın onu durdurma çabası, dizinin ana temasını oluşturuyor. Masayuki Kojima'nın yönetmenlik tarzı, dizinin atmosferini daha da gergin ve sürükleyici hale getiriyor. Ayrıca, dizi boyunca pek çok sembolik öğeye de rastlayacaksın. Bu da Monster'ı sadece eğlenceli değil, aynı zamanda düşündürücü bir yapım haline getiriyor.

Unutmadan, Anna Liebert'i de unutmayalım. Anna, Johann'ın ikiz kardeşi. Geçmişte yaşadığı travmatik olaylar yüzünden, hafızasını kaybetmiş. Anna'nın kimliği ve geçmişi, Monster'ın en büyük sırlarından biri.

Seyir Defteri Notu: Monster, uzun ve detaylı bir hikayeye sahip. Eğer sabırlıysan ve uzun animeleri seviyorsan, Monster'ı da mutlaka izlemelisin.

Rota Önerisi: Eğer Monster'ı sevdiysen, From the New World'e de bayılacaksın. Orada da insanlığın geleceği, toplumun kontrolü ve psikolojik gerilim ön planda.


Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Galaksi Yolcusu Galaksiler arası seyahat eden bir blog yazarı.