One Piece: En Çirkin 10 Karakter! Görünüm!: Göz Zevkinize Saldırı!
One Piece evreninin en "estetikten uzak" tiplerine doğru epik bir yolculuğa çıkmaya hazır ol! Gözlerinizi kapatın... ya da kapatmayın, size kalmış.
1. Hannyabal: Impel Down'ın Kabusu
Yolcu, Impel Down'ın bu Müdür Yardımcısı var ya, işte o tam bir fiyasko. Gözleri şaşı, kocaman dudakları ve garip sakalıyla tam bir felaket. Hannyabal'ın tipi, sanki doğa ananın yaptığı bir hata gibi. Adamın duruşu bile karikatürize edilmiş gibi; omuzları düşük, kamburu çıkmış. Hannyabal'ı gördüğümde hep şunu düşünürüm: "Acaba aynaya bakınca ne hissediyor?" Belki de Impel Down'da bunca zaman geçirince güzellik algısı tamamen bozulmuştur. Ama şunu söyleyeyim, One Piece'teki çoğu kötü adam karizmatik bir şekilde itici olurken, Hannyabal sadece itici. Yani, bu adamı ciddiye almak gerçekten zor.
Düşünsene, bu adam Impel Down gibi cehennem çukurunu yönetiyor. Ama tipi o kadar komik ki, mahkumlar bile gülmekten işkenceyi unutuyordur herhalde. Hannyabal'ın görünüşü, aslında karakterinin bir yansıması. Kendini beğenmiş, kibirli ve beceriksiz. Görünüşü de bu özellikleri destekliyor. Oda, Hannyabal'ı tasarlarken "Hem komik hem de sinir bozucu olsun" demiş herhalde. Ve başarmış da. Ama kabul edelim, Hannyabal'ın o garip gülümsemesi bazen beni bile güldürüyor. Belki de çirkinliğin komik bir çekiciliği vardır, kim bilir?
One Piece'te karakterlerin dış görünüşü genellikle kişilikleriyle bağlantılıdır. Hannyabal'da da bu durum çok açık. Ama bu adamın tipi o kadar abartılı ki, bazen "Bu kadar da olmaz" diyorum. Sanki Oda, "Çirkin bir karakter yaratacağım ve sınırları zorlayacağım" diye düşünmüş. Ve ortaya Hannyabal gibi bir ucube çıkmış. Ama ne yalan söyleyeyim, Hannyabal'ın sahneleri her zaman eğlenceli oluyor. Çünkü bu adamın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Bir yandan sinir bozucu, bir yandan da komik. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir renk, farklı bir tat var.
Seyir Defteri Notu: Hannyabal'ın makyajı da tam bir felaket. O kırmızı ruju kim sürdüyse, derhal işten atılmalı!
Rota Önerisi: Hannyabal'dan sonra Wapol'u incelemeye almanı öneririm. O da tip olarak Hannyabal'dan aşağı kalır değil.
2. Wapol: Teneke Kalpli Tiran
Yolcu, Wapol'u unutmak mümkün mü? Bu obez, metal yiyen tiran, Drum Krallığı'nın başına bela olmuştu. Wapol'un tipi tam bir çizgi film karakteri gibi. Kocaman ağzı, yuvarlak vücudu ve o garip şapkasıyla tam bir komedi unsuru. Ama Wapol'un görünüşü sadece komik değil, aynı zamanda iğrenç de. Adam o kadar açgözlü ve bencil ki, bu özellikleri yüzüne yansımış. Wapol'u gördüğümde hep şunu düşünürüm: "Bu adam nasıl kral olmuş?" Ama sonra aklıma geliyor ki, One Piece dünyasında her şey mümkün.
Wapol'un tipi, aslında onun kötü karakterini vurguluyor. O kadar şişman ve hantal ki, hareket etmekte bile zorlanıyor. Ama bu onu durdurmuyor. Çünkü Wapol, gücünü fiziksel yeteneklerinden değil, kurnazlığından ve acımasızlığından alıyor. Adam, insanları sömürmekte ve kendi çıkarları için her şeyi yapmaya hazır. Wapol'un görünüşü, aslında toplumun yozlaşmış ve açgözlü liderlerine bir eleştiri niteliğinde. Oda, Wapol'u tasarlarken "Hem komik hem de iğrenç olsun" demiş herhalde. Ve başarmış da. Wapol'u izlerken hem gülüyor hem de sinir oluyorsun. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir duygu, farklı bir anlam var.
One Piece'te karakterlerin dış görünüşü genellikle kişilikleriyle bağlantılıdır. Wapol'da da bu durum çok açık. Ama bu adamın tipi o kadar abartılı ki, bazen "Bu kadar da olmaz" diyorum. Sanki Oda, "Çirkin bir karakter yaratacağım ve sınırları zorlayacağım" diye düşünmüş. Ve ortaya Wapol gibi bir obez tiran çıkmış. Ama ne yalan söyleyeyim, Wapol'un sahneleri her zaman eğlenceli oluyor. Çünkü bu adamın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Bir yandan sinir bozucu, bir yandan da komik. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir renk, farklı bir tat var.
Seyir Defteri Notu: Wapol'un yediği metal atıklar yüzünden vücudunda oluşan tuhaf renkler de cabası.
Rota Önerisi: Wapol'dan sonra Spandam'ı incelemeye almanı öneririm. O da tip olarak Wapol'dan aşağı kalır değil.
3. Spandam: Adaletin Maskesi Ardındaki Korkaklık
Yolcu, Spandam... Ah, Spandam! Bu adam tam bir sinir küpü. Dünya Hükümeti'nin ajanı olarak karşımıza çıkan Spandam, tam bir korkak ve beceriksiz. Tipi de cabası. O garip maskesi, sıska vücudu ve sürekli titreyen elleriyle tam bir zavallı. Spandam'ı gördüğümde hep şunu düşünürüm: "Bu adam nasıl o kadar yüksek bir pozisyona gelmiş?" Ama sonra aklıma geliyor ki, One Piece dünyasında nepotizm ve torpil her yerde var. Spandam'ın tipi, aslında onun karakterinin bir yansıması. Kendini beğenmiş, kibirli ve beceriksiz. Görünüşü de bu özellikleri destekliyor.
Spandam'ın tipi, aslında onun kötü karakterini vurguluyor. O kadar zayıf ve çelimsiz ki, tek başına ayakta durmakta bile zorlanıyor. Ama bu onu durdurmuyor. Çünkü Spandam, gücünü fiziksel yeteneklerinden değil, siyasi bağlantılarından alıyor. Adam, insanları manipüle etmekte ve kendi çıkarları için her şeyi yapmaya hazır. Spandam'ın görünüşü, aslında toplumun yozlaşmış ve güç düşkünü liderlerine bir eleştiri niteliğinde. Oda, Spandam'ı tasarlarken "Hem sinir bozucu hem de acınası olsun" demiş herhalde. Ve başarmış da. Spandam'ı izlerken hem sinir oluyor hem de acıyorsun. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir duygu, farklı bir anlam var.
One Piece'te karakterlerin dış görünüşü genellikle kişilikleriyle bağlantılıdır. Spandam'da da bu durum çok açık. Ama bu adamın tipi o kadar abartılı ki, bazen "Bu kadar da olmaz" diyorum. Sanki Oda, "Çirkin bir karakter yaratacağım ve sınırları zorlayacağım" diye düşünmüş. Ve ortaya Spandam gibi bir korkak ajan çıkmış. Ama ne yalan söyleyeyim, Spandam'ın sahneleri her zaman eğlenceli oluyor. Çünkü bu adamın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Bir yandan sinir bozucu, bir yandan da komik. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir renk, farklı bir tat var.
Seyir Defteri Notu: Spandam'ın maskesi, aslında onun gerçek yüzünü gizlemeye çalışıyor. Ama nafile, içindeki korkaklık ve kötülük dışarı vuruyor.
Rota Önerisi: Spandam'dan sonra Trebol'u incelemeye almanı öneririm. O da tip olarak Spandam'dan aşağı kalır değil.
4. Trebol: Sümüklü Böcekten Fırlamış Gibi
Yolcu, Trebol... Doflamingo'nun en güvendiği adamlarından biri olan bu herif, tam bir görsel felaket. O sümüklü görünümü, yapış yapış hali ve o garip sesiyle tam bir tiksinti abidesi. Trebol'u gördüğümde hep şunu düşünürüm: "Bu adam nasıl bu kadar güçlü olmuş?" Ama sonra aklıma geliyor ki, One Piece dünyasında Şeytan Meyvesi güçleri her şeyi mümkün kılıyor. Trebol'un tipi, aslında onun karakterinin bir yansıması. Sinsi, kurnaz ve iğrenç. Görünüşü de bu özellikleri destekliyor.
Trebol'un tipi, aslında onun kötü karakterini vurguluyor. O kadar yapış yapış ve sümüklü ki, yanına yaklaşmak bile istemezsin. Ama bu onu durdurmuyor. Çünkü Trebol, gücünü Şeytan Meyvesi'nden alıyor ve bu gücü insanları manipüle etmek ve kontrol etmek için kullanıyor. Trebol'un görünüşü, aslında toplumun yozlaşmış ve ahlaksız liderlerine bir eleştiri niteliğinde. Oda, Trebol'u tasarlarken "Hem iğrenç hem de tehlikeli olsun" demiş herhalde. Ve başarmış da. Trebol'u izlerken hem tiksiniyor hem de korkuyorsun. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir duygu, farklı bir anlam var.
One Piece'te karakterlerin dış görünüşü genellikle kişilikleriyle bağlantılıdır. Trebol'da da bu durum çok açık. Ama bu adamın tipi o kadar abartılı ki, bazen "Bu kadar da olmaz" diyorum. Sanki Oda, "Çirkin bir karakter yaratacağım ve sınırları zorlayacağım" diye düşünmüş. Ve ortaya Trebol gibi bir sümüklü kötü adam çıkmış. Ama ne yalan söyleyeyim, Trebol'un sahneleri her zaman gerilim dolu oluyor. Çünkü bu adamın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Bir yandan iğrenç, bir yandan da tehlikeli. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir renk, farklı bir tat var.
Seyir Defteri Notu: Trebol'un o yapış yapış sesi, insanı çıldırtacak cinsten.
Rota Önerisi: Trebol'dan sonra Vander Decken IX'u incelemeye almanı öneririm. O da tip olarak Trebol'dan aşağı kalır değil.
5. Vander Decken IX: Balık Adamların En İticisi
Yolcu, Vander Decken IX... Bu balık adam, tam bir sapık ve stalker. Shirahoshi'ye olan takıntısı ve o itici görünümüyle tam bir nefret objesi. Vander Decken IX'u gördüğümde hep şunu düşünürüm: "Bu adam nasıl bir prensesle ilgileniyor?" Ama sonra aklıma geliyor ki, One Piece dünyasında aşkın ve tutkunun sınırları yok. Vander Decken IX'un tipi, aslında onun karakterinin bir yansıması. Saplantılı, kıskanç ve tehlikeli. Görünüşü de bu özellikleri destekliyor.
Vander Decken IX'un tipi, aslında onun kötü karakterini vurguluyor. O kadar itici ve ürkütücü ki, Shirahoshi'nin ondan kaçması çok doğal. Ama bu onu durdurmuyor. Çünkü Vander Decken IX, gücünü Şeytan Meyvesi'nden alıyor ve bu gücü Shirahoshi'yi takip etmek ve ona zarar vermek için kullanıyor. Vander Decken IX'un görünüşü, aslında toplumun sapık ve stalkerlerine bir eleştiri niteliğinde. Oda, Vander Decken IX'u tasarlarken "Hem itici hem de tehlikeli olsun" demiş herhalde. Ve başarmış da. Vander Decken IX'u izlerken hem tiksiniyor hem de korkuyorsun. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir duygu, farklı bir anlam var.
One Piece'te karakterlerin dış görünüşü genellikle kişilikleriyle bağlantılıdır. Vander Decken IX'da da bu durum çok açık. Ama bu adamın tipi o kadar abartılı ki, bazen "Bu kadar da olmaz" diyorum. Sanki Oda, "Çirkin bir karakter yaratacağım ve sınırları zorlayacağım" diye düşünmüş. Ve ortaya Vander Decken IX gibi bir sapık balık adam çıkmış. Ama ne yalan söyleyeyim, Vander Decken IX'un sahneleri her zaman gerilim dolu oluyor. Çünkü bu adamın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Bir yandan itici, bir yandan da tehlikeli. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir renk, farklı bir tat var.
Seyir Defteri Notu: Vander Decken IX'un Shirahoshi'ye fırlattığı silahlar, tam bir psikopatlık göstergesi.
Rota Önerisi: Vander Decken IX'dan sonra Moria'yı incelemeye almanı öneririm. O da tip olarak Vander Decken IX'dan aşağı kalır değil.
6. Gekko Moria: Gölge Oyunu Ustası, Estetik Katili
Yolcu, Gekko Moria... Bu zombi manyağı, Thriller Bark'ın sahibi olarak karşımıza çıkmıştı. O tuhaf gülüşü, devasa boyutu ve Frankenstein'ı andıran tipiyle tam bir korku figürü. Moria'yı gördüğümde hep şunu düşünürüm: "Bu adam nasıl korsan olmuş?" Ama sonra aklıma geliyor ki, One Piece dünyasında her türlü insan korsan olabiliyor. Moria'nın tipi, aslında onun karakterinin bir yansıması. Yalnız, karanlık ve intikamcı. Görünüşü de bu özellikleri destekliyor.
Moria'nın tipi, aslında onun kötü karakterini vurguluyor. O kadar büyük ve hantal ki, hareket etmekte bile zorlanıyor. Ama bu onu durdurmuyor. Çünkü Moria, gücünü Şeytan Meyvesi'nden alıyor ve bu gücü zombiler yaratmak ve insanları kontrol etmek için kullanıyor. Moria'nın görünüşü, aslında toplumun yalnız ve dışlanmış insanlarına bir eleştiri niteliğinde. Oda, Moria'yı tasarlarken "Hem korkutucu hem de acınası olsun" demiş herhalde. Ve başarmış da. Moria'yı izlerken hem korkuyor hem de acıyorsun. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir duygu, farklı bir anlam var.
One Piece'te karakterlerin dış görünüşü genellikle kişilikleriyle bağlantılıdır. Moria'da da bu durum çok açık. Ama bu adamın tipi o kadar abartılı ki, bazen "Bu kadar da olmaz" diyorum. Sanki Oda, "Çirkin bir karakter yaratacağım ve sınırları zorlayacağım" diye düşünmüş. Ve ortaya Moria gibi bir zombi manyağı çıkmış. Ama ne yalan söyleyeyim, Moria'nın sahneleri her zaman gerilim dolu oluyor. Çünkü bu adamın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Bir yandan korkutucu, bir yandan da acınası. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir renk, farklı bir tat var.
Seyir Defteri Notu: Moria'nın gölgesini kullanarak yaptığı hareketler, tam bir kabus senaryosu.
Rota Önerisi: Moria'dan sonra Dr. Hogback'i incelemeye almanı öneririm. O da tip olarak Moria'dan aşağı kalır değil.
7. Dr. Hogback: Estetik Cerrahların Yüz Karası
Yolcu, Dr. Hogback... Bu deli doktor, Moria'nın en sadık hizmetkarı olarak karşımıza çıkmıştı. O garip kamburu, dikişli yüzü ve çılgın bakışlarıyla tam bir Frankenstein karakteri. Hogback'i gördüğümde hep şunu düşünürüm: "Bu adam nasıl doktor olmuş?" Ama sonra aklıma geliyor ki, One Piece dünyasında bilimin sınırları yok. Hogback'in tipi, aslında onun karakterinin bir yansıması. Çılgın, obsesif ve ahlaksız. Görünüşü de bu özellikleri destekliyor.
Hogback'in tipi, aslında onun kötü karakterini vurguluyor. O kadar garip ve ürkütücü ki, yanına yaklaşmak bile istemezsin. Ama bu onu durdurmuyor. Çünkü Hogback, gücünü bilimden alıyor ve bu gücü zombiler yaratmak ve insanları manipüle etmek için kullanıyor. Hogback'in görünüşü, aslında toplumun ahlaksız bilim adamlarına bir eleştiri niteliğinde. Oda, Hogback'i tasarlarken "Hem çılgın hem de iğrenç olsun" demiş herhalde. Ve başarmış da. Hogback'i izlerken hem tiksiniyor hem de korkuyorsun. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir duygu, farklı bir anlam var.
One Piece'te karakterlerin dış görünüşü genellikle kişilikleriyle bağlantılıdır. Hogback'te de bu durum çok açık. Ama bu adamın tipi o kadar abartılı ki, bazen "Bu kadar da olmaz" diyorum. Sanki Oda, "Çirkin bir karakter yaratacağım ve sınırları zorlayacağım" diye düşünmüş. Ve ortaya Hogback gibi bir deli doktor çıkmış. Ama ne yalan söyleyeyim, Hogback'in sahneleri her zaman gerilim dolu oluyor. Çünkü bu adamın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Bir yandan çılgın, bir yandan da iğrenç. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir renk, farklı bir tat var.
Seyir Defteri Notu: Hogback'in zombiler üzerinde yaptığı deneyler, tam bir insanlık suçu.
Rota Önerisi: Hogback'ten sonra Absalom'u incelemeye almanı öneririm. O da tip olarak Hogback'ten aşağı kalır değil.
8. Absalom: Görünmez Sapık, Göz Zevkinin Düşmanı
Yolcu, Absalom... Bu görünmez adam, Moria'nın en güçlü zombilerinden biri olarak karşımıza çıkmıştı. O aslan kafası, dikişli vücudu ve sapık bakışlarıyla tam bir kabus figürü. Absalom'u gördüğümde hep şunu düşünürüm: "Bu adam nasıl bu kadar itici olabilir?" Ama sonra aklıma geliyor ki, One Piece dünyasında her şey mümkün. Absalom'un tipi, aslında onun karakterinin bir yansıması. Sapık, kaba ve ahlaksız. Görünüşü de bu özellikleri destekliyor.
Absalom'un tipi, aslında onun kötü karakterini vurguluyor. O kadar garip ve ürkütücü ki, yanına yaklaşmak bile istemezsin. Ama bu onu durdurmuyor. Çünkü Absalom, gücünü Şeytan Meyvesi'nden alıyor ve bu gücü görünmez olmak ve insanlara saldırmak için kullanıyor. Absalom'un görünüşü, aslında toplumun sapık ve tacizcilerine bir eleştiri niteliğinde. Oda, Absalom'u tasarlarken "Hem itici hem de tehlikeli olsun" demiş herhalde. Ve başarmış da. Absalom'u izlerken hem tiksiniyor hem de korkuyorsun. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir duygu, farklı bir anlam var.
One Piece'te karakterlerin dış görünüşü genellikle kişilikleriyle bağlantılıdır. Absalom'da da bu durum çok açık. Ama bu adamın tipi o kadar abartılı ki, bazen "Bu kadar da olmaz" diyorum. Sanki Oda, "Çirkin bir karakter yaratacağım ve sınırları zorlayacağım" diye düşünmüş. Ve ortaya Absalom gibi bir görünmez sapık çıkmış. Ama ne yalan söyleyeyim, Absalom'un sahneleri her zaman gerilim dolu oluyor. Çünkü bu adamın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Bir yandan itici, bir yandan da tehlikeli. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir renk, farklı bir tat var.
Seyir Defteri Notu: Absalom'un Nami'ye olan saplantısı, tam bir mide bulantısı.
Rota Önerisi: Absalom'dan sonra Buggy'i incelemeye almanı öneririm. O da tip olarak Absalom'dan aşağı kalır değil.
9. Buggy: Palyaço Korkusunu Tetikleyen Korsan
Yolcu, Buggy... Bu palyaço korsan, East Blue'nun en meşhur korsanlarından biri olarak karşımıza çıkmıştı. O kırmızı burnu, makyajlı yüzü ve tuhaf kıyafetleriyle tam bir komedi figürü. Ama Buggy'nin tipi aynı zamanda korkutucu da olabiliyor. Özellikle de palyaço fobisi olanlar için. Buggy'i gördüğümde hep şunu düşünürüm: "Bu adam nasıl bu kadar ünlü olmuş?" Ama sonra aklıma geliyor ki, One Piece dünyasında şans ve karizma her şeyi mümkün kılıyor. Buggy'nin tipi, aslında onun karakterinin bir yansıması. Gösterişçi, komik ve tehlikeli. Görünüşü de bu özellikleri destekliyor.
Buggy'nin tipi, aslında onun kötü karakterini vurguluyor. O kadar abartılı ve renkli ki, dikkat çekmemesi imkansız. Ama bu onu durdurmuyor. Çünkü Buggy, gücünü Şeytan Meyvesi'nden alıyor ve bu gücü vücudunu parçalara ayırmak ve insanlara saldırmak için kullanıyor. Buggy'nin görünüşü, aslında toplumun gösterişçi ve dikkat çekmeyi seven insanlarına bir eleştiri niteliğinde. Oda, Buggy'i tasarlarken "Hem komik hem de korkutucu olsun" demiş herhalde. Ve başarmış da. Buggy'i izlerken hem gülüyor hem de geriliyorsun. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir duygu, farklı bir anlam var.
One Piece'te karakterlerin dış görünüşü genellikle kişilikleriyle bağlantılıdır. Buggy'de de bu durum çok açık. Ama bu adamın tipi o kadar abartılı ki, bazen "Bu kadar da olmaz" diyorum. Sanki Oda, "Çirkin bir karakter yaratacağım ve sınırları zorlayacağım" diye düşünmüş. Ve ortaya Buggy gibi bir palyaço korsan çıkmış. Ama ne yalan söyleyeyim, Buggy'nin sahneleri her zaman eğlenceli oluyor. Çünkü bu adamın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Bir yandan komik, bir yandan da tehlikeli. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir renk, farklı bir tat var.
Seyir Defteri Notu: Buggy'nin kırmızı burnu, onun en belirgin özelliği ve aynı zamanda en zayıf noktası.
Rota Önerisi: Buggy'den sonra Kuro'yu incelemeye almanı öneririm. O da tip olarak Buggy'den aşağı kalır değil.
10. Kuro: Bin Planlı Kedi, Göz Zevkine Komplo
Yolcu, Kuro... Bu kurnaz korsan, Syrup Köyü'nün sakin hayatını cehenneme çevirmeye çalışmıştı. O itici gözlükleri, uzun tırnakları ve sessiz tavırlarıyla tam bir tehlike figürü. Kuro'yu gördüğümde hep şunu düşünürüm: "Bu adam nasıl bu kadar zeki olabilir?" Ama sonra aklıma geliyor ki, One Piece dünyasında zeka ve strateji her şeyin üstesinden gelebiliyor. Kuro'nun tipi, aslında onun karakterinin bir yansıması. Soğuk, hesapçı ve acımasız. Görünüşü de bu özellikleri destekliyor.
Kuro'nun tipi, aslında onun kötü karakterini vurguluyor. O kadar sessiz ve gizemli ki, ne yapacağını kestirmek zor. Ama bu onu durdurmuyor. Çünkü Kuro, gücünü zekasından alıyor ve bu zekayı insanları manipüle etmek ve öldürmek için kullanıyor. Kuro'nun görünüşü, aslında toplumun kurnaz ve manipülatif insanlarına bir eleştiri niteliğinde. Oda, Kuro'yu tasarlarken "Hem zeki hem de korkutucu olsun" demiş herhalde. Ve başarmış da. Kuro'yu izlerken hem geriliyor hem de hayran kalıyorsun. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir duygu, farklı bir anlam var.
One Piece'te karakterlerin dış görünüşü genellikle kişilikleriyle bağlantılıdır. Kuro'da da bu durum çok açık. Ama bu adamın tipi o kadar abartılı ki, bazen "Bu kadar da olmaz" diyorum. Sanki Oda, "Çirkin bir karakter yaratacağım ve sınırları zorlayacağım" diye düşünmüş. Ve ortaya Kuro gibi bir zeki kötü adam çıkmış. Ama ne yalan söyleyeyim, Kuro'nun sahneleri her zaman gerilim dolu oluyor. Çünkü bu adamın ne yapacağı hiç belli olmuyor. Bir yandan zeki, bir yandan da korkutucu. İşte One Piece'in büyüsü de burada yatıyor: Her karakterde farklı bir renk, farklı bir tat var.
Seyir Defteri Notu: Kuro'nun o meşhur "Şakip" saldırısı, tam bir sürpriz yumurtası.
Rota Önerisi: Kuro'dan sonra Arlong'u incelemeye almanı öneririm. O da tip olarak Kuro'dan aşağı kalır değil.
Tepkiniz Nedir?