Tek Taraflı Aşkı Anlatan 10 Hüzünlü Anime: Kalbi Kırık Gezginler Rehberi

Tek taraflı aşkın en dokunaklı anime örnekleriyle duygusal bir yolculuğa çıkmaya hazır ol, Gezgin! Kalpleri paramparça eden, gözyaşlarına boğan 20 anime önerisiyle hüzün denizinde kulaç atıyoruz.

Şubat 21, 2026 - 16:19
Şubat 21, 2026 - 16:19
 0  1
Tek Taraflı Aşkı Anlatan 10 Hüzünlü Anime: Kalbi Kırık Gezginler Rehberi

1. Clannad: After Story – Gözyaşı Vadisine Hoş Geldin

Yolcu, Clannad'ı duymayan kaldı mı ya? Duymadıysan bile, adını kazı hafızana. Clannad, özellikle de After Story kısmı, tek taraflı aşkın acısını iliklerine kadar hissettiren bir şaheser. Nagisa'ya olan aşkın meyvesini veren Ushio'nun hikayesi... Abi, spoiler vermek istemiyorum ama hazırlıklı ol, mendilleri hazırla. Hikaye öyle bir işleniyor ki, karakterlerin iç dünyasına girip onların yaşadığı acıyı birebir hissediyorsun. Tomoya'nın Nagisa'ya olan bağlılığı, Ushio'ya olan sevgisi... Her şey o kadar gerçek ki, animeden çıkıp senin hayatının bir parçası oluyor sanki. Özellikle Ushio'nun hastalığı ve Tomoya'nın çaresizliği... İşte o anlar var ya, tam klavye kırdıran cinsten.

Clannad sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda aile bağlarını, kayıpları ve hayata tutunma çabasını anlatıyor. Her karakterin kendine özgü bir hikayesi var ve bu hikayeler birbirleriyle öyle güzel harmanlanmış ki, ortaya unutulmaz bir yapım çıkmış. Görsel olarak da Clannad, zamanının ötesinde bir yapım. Karakter tasarımları, arka planlar, animasyon kalitesi... Her şey o kadar özenli ki, izlerken adeta büyülü bir dünyaya dalıyorsun. Müzikleri de cabası. Özellikle "Dango Daikazoku" şarkısı, hem neşeli hem de hüzünlü bir melodiye sahip. Dinlerken hem gülüyorsun hem de ağlıyorsun.

Clannad, tek taraflı aşkın acısını en derinden hissettiren animelerden biri. Eğer duygusal bir anime arıyorsan, Clannad'ı kesinlikle izlemelisin. Ama uyarayım, mendillerini hazırla. Çünkü bu anime seni ağlatacak, güldürecek ve düşündürecek. Kısacası, hayatına dokunacak bir anime deneyimi yaşayacaksın.

Seyir Defteri Notu: Clannad'ın başındaki "dango" sembolü, aslında aile bağlarını temsil ediyor. Dikkatli izlersen, dango motifinin hikaye boyunca farklı şekillerde karşımıza çıktığını göreceksin.

Rota Önerisi: Clannad'dan sonra Angel Beats! izleyerek duygusal anime dozunu artırabilirsin. İkisi de Key stüdyolarının yapımı olduğu için benzer bir atmosfere sahip.


2. Your Lie in April – Piyano Tuşları ve Kırık Kalpler

Your Lie in April... Ah be Yolcu, bu animeyi anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Müzik, aşk, kayıp... Her şey bir arada. Keman virtüözü Kaori ve piyanist Arima'nın hikayesi. Ama bu bildiğimiz romantik komedi değil. Kaori'nin Arima'ya olan tek taraflı aşkı, Arima'nın travmalarıyla birleşince ortaya tam bir duygusal bomba çıkıyor. Kaori'nin enerjisi, Arima'yı karanlıktan çekip çıkarıyor ama bu mutluluk uzun sürmüyor. Kaori'nin hastalığı, hikayeye öyle bir drama katıyor ki, izlerken gözyaşlarına boğulmamak elde değil. Özellikle son bölüm... Abi, o son bölüm neydi öyle ya? Hala aklıma geldikçe içim burkuluyor.

Your Lie in April sadece duygusal bir anime değil, aynı zamanda müzikle iç içe geçmiş bir yapım. Klasik müzik sevenler için adeta bir şölen. Beethoven, Chopin, Debussy... Tüm bu bestecilerin eserleri, hikayeye öyle güzel yedirilmiş ki, izlerken hem müzikten keyif alıyorsun hem de karakterlerin duygularını daha iyi anlıyorsun. Animasyon kalitesi de Your Lie in April'ın en güçlü yanlarından biri. Renkler, ışıklandırmalar, karakter tasarımları... Her şey o kadar özenli ki, izlerken adeta bir tabloya bakıyormuşsun gibi hissediyorsun. Özellikle müzik performansları sırasında kullanılan animasyon teknikleri, izleyiciyi büyülüyor.

Your Lie in April, tek taraflı aşkın acısını, kaybın derinliğini ve müziğin iyileştirici gücünü anlatan unutulmaz bir anime. Eğer duygusal bir anime arıyorsan, Your Lie in April'ı kesinlikle izlemelisin. Ama uyarayım, mendillerini hazırla. Çünkü bu anime seni ağlatacak, güldürecek ve düşündürecek. Kısacası, hayatına dokunacak bir anime deneyimi yaşayacaksın.

Seyir Defteri Notu: Kaori'nin keman çalarken kullandığı stil, aslında onun hayata olan tutkusunu yansıtıyor. O, kurallara uymayan, özgür ruhlu bir müzisyen.

Rota Önerisi: Your Lie in April'dan sonra White Album 2 izleyerek müzik temalı dram anime keyfine devam edebilirsin. İkisi de aşk, kayıp ve müzik temalarını işliyor.


3. I Want to Eat Your Pancreas – İsmine Aldanma, Kalbine Dokunacak

Yolcu, bu animenin ismini ilk duyduğumda ben de şaşırmıştım. "Pankreas yemek mi? Bu ne biçim isim?" diye düşünmüştüm. Ama sonra izledim ve anladım ki, isim sadece dikkat çekmek içinmiş. Hikaye, pankreas hastalığı olan Sakura ve onun sırrını öğrenen isimsiz bir öğrencinin etrafında dönüyor. Sakura'nın tek taraflı aşkı, ölümle yüzleşirken daha da anlam kazanıyor. İkisinin arasındaki ilişki, zamanla derinleşiyor ve birbirlerine destek oluyorlar. Ama bu mutluluk uzun sürmüyor. Sakura'nın ölümü, hikayeye öyle bir trajedi katıyor ki, izlerken gözyaşlarına boğulmamak elde değil. Özellikle Sakura'nın son mektubu... Abi, o mektubu okurken içim paramparça oldu.

I Want to Eat Your Pancreas sadece duygusal bir anime değil, aynı zamanda hayatın anlamını sorgulayan bir yapım. Ölümle yüzleşen Sakura, hayattan zevk almaya çalışıyor ve etrafındakilere ilham veriyor. İsimsiz öğrenci de Sakura sayesinde hayata daha farklı bir gözle bakmaya başlıyor. Animasyon kalitesi de I Want to Eat Your Pancreas'ın en güçlü yanlarından biri. Karakter tasarımları, arka planlar, renkler... Her şey o kadar özenli ki, izlerken adeta bir tabloya bakıyormuşsun gibi hissediyorsun. Müzikleri de cabası. Özellikle filmin tema şarkısı, hem hüzünlü hem de umut dolu bir melodiye sahip.

I Want to Eat Your Pancreas, tek taraflı aşkın acısını, ölümün kaçınılmazlığını ve hayatın değerini anlatan dokunaklı bir anime. Eğer duygusal bir anime arıyorsan, I Want to Eat Your Pancreas'ı kesinlikle izlemelisin. Ama uyarayım, mendillerini hazırla. Çünkü bu anime seni ağlatacak, güldürecek ve düşündürecek. Kısacası, hayatına dokunacak bir anime deneyimi yaşayacaksın.

Seyir Defteri Notu: Sakura'nın hastalığı, aslında onun hayatın kıymetini bilmesini sağlıyor. O, her anın tadını çıkarmaya çalışıyor ve etrafındakilere ilham veriyor.

Rota Önerisi: I Want to Eat Your Pancreas'dan sonra A Silent Voice izleyerek duygusal anime yolculuğuna devam edebilirsin. İkisi de toplumsal sorunlara değinen ve karakterlerin iç dünyasını derinlemesine işleyen yapımlar.


4. 5 Centimeters Per Second – Mesafeler Aşkı Öldürür Mü?

Yolcu, 5 Centimeters Per Second, aşkın zamana ve mekana yenik düşüşünü anlatan bir anime. Takaki ve Akari'nin çocukluk aşkı, mesafeler yüzünden yavaş yavaş sönüyor. İkisinin de birbirine olan sevgisi hala devam ediyor ama hayat onları farklı yönlere sürüklüyor. Takaki'nin tek taraflı aşkı, yıllar geçse de bitmiyor. O, Akari'yi unutamıyor ve sürekli onu düşünüyor. Ama Akari, hayatına devam ediyor ve başka birisiyle evleniyor. Takaki'nin çaresizliği, izleyiciyi derinden etkiliyor. Özellikle son sahne... Abi, o son sahnede içim acıdı ya. Takaki'nin Akari'yi tren raylarında görmesi ve sonra onun kaybolması... İşte o an, aşkın ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor.

5 Centimeters Per Second sadece duygusal bir anime değil, aynı zamanda görsel bir şölen. Arka planlar, animasyon kalitesi, renkler... Her şey o kadar özenli ki, izlerken adeta bir tabloya bakıyormuşsun gibi hissediyorsun. Özellikle mevsim geçişleri, doğa manzaraları ve şehir görüntüleri, izleyiciyi büyülüyor. Müzikleri de cabası. Özellikle filmin tema şarkısı, hem hüzünlü hem de melankolik bir havaya sahip. Dinlerken içini bir hüzün kaplıyor.

5 Centimeters Per Second, tek taraflı aşkın acısını, mesafelerin zorluğunu ve zamanın geçişini anlatan etkileyici bir anime. Eğer duygusal bir anime arıyorsan, 5 Centimeters Per Second'ı kesinlikle izlemelisin. Ama uyarayım, mendillerini hazırla. Çünkü bu anime seni ağlatacak, güldürecek ve düşündürecek. Kısacası, hayatına dokunacak bir anime deneyimi yaşayacaksın.

Seyir Defteri Notu: Animenin adı, kiraz çiçeklerinin düşme hızını temsil ediyor. Bu, aşkın yavaş yavaş sönüşünü ve zamanın geçişini simgeliyor.

Rota Önerisi: 5 Centimeters Per Second'dan sonra Garden of Words izleyerek Shinkai Makoto'nun diğer yapımlarını keşfedebilirsin. İkisi de görsel olarak etkileyici ve duygusal derinliği olan animeler.


5. White Album 2 – Üç Kişilik Aşk Üçgeni

Yolcu, White Album 2... Ah be, bu anime tam bir aşk üçgeni faciası. Kitahara, Setsuna ve Kazusa arasındaki karmaşık ilişki. Kitahara'nın iki kıza da olan ilgisi, Setsuna'nın Kitahara'ya olan aşkı ve Kazusa'nın gizli duyguları... Her şey birbirine giriyor ve ortaya tam bir drama çıkıyor. Setsuna'nın Kitahara'yı mutlu etmek için yaptığı fedakarlıklar, Kazusa'nın Kitahara'dan uzak durmaya çalışması... Her şey o kadar karmaşık ki, izlerken kimin haklı olduğuna karar veremiyorsun. Özellikle son bölümler... Abi, o son bölümlerde içim acıdı ya. Kiminle birlikte olursa olsun, bir taraf mutlaka mutsuz olacak.

White Album 2 sadece duygusal bir anime değil, aynı zamanda müzikle iç içe geçmiş bir yapım. Kitahara, Setsuna ve Kazusa'nın müzik performansları, hikayeye ayrı bir hava katıyor. Özellikle "White Album" şarkısı, hem hüzünlü hem de romantik bir melodiye sahip. Müzikler, karakterlerin duygularını daha iyi anlamamızı sağlıyor. Animasyon kalitesi de White Album 2'nin güçlü yanlarından biri. Karakter tasarımları, arka planlar, renkler... Her şey o kadar özenli ki, izlerken adeta bir tabloya bakıyormuşsun gibi hissediyorsun.

White Album 2, tek taraflı aşkın acısını, aşk üçgeninin karmaşıklığını ve fedakarlığın anlamını anlatan etkileyici bir anime. Eğer duygusal bir anime arıyorsan, White Album 2'yi kesinlikle izlemelisin. Ama uyarayım, mendillerini hazırla. Çünkü bu anime seni ağlatacak, güldürecek ve düşündürecek. Kısacası, hayatına dokunacak bir anime deneyimi yaşayacaksın.

Seyir Defteri Notu: Animenin adı, aslında bir şarkının adı. Bu şarkı, karakterlerin duygularını ve ilişkilerini yansıtıyor.

Rota Önerisi: White Album 2'den sonra Scum's Wish izleyerek aşkın karanlık ve karmaşık yönlerini keşfedebilirsin. İkisi de aşk, arzu ve kıskançlık temalarını işliyor.


6. Nana – Punk Rock ve Kırık Kalpler

Yolcu, Nana... Bu anime, iki farklı Nana'nın hayatlarının kesişmesini ve birbirlerine destek olmalarını anlatıyor. Nana Komatsu, aşk hayatında sürekli hayal kırıklığı yaşayan saf ve romantik bir kız. Nana Osaki ise, punk rock müzisyeni olan güçlü ve bağımsız bir kadın. İkisinin de hayalleri var ve bu hayallere ulaşmak için çabalıyorlar. Nana Komatsu'nun tek taraflı aşkları, onu sürekli mutsuz ediyor. Takumi'ye olan aşkı, onu hem mutlu ediyor hem de üzüyor. Nana Osaki ise, Ren'e olan aşkıyla mücadele ediyor. İkisinin de aşk hayatı karmaşık ve acı dolu. Ama birbirlerine destek olarak hayata tutunmaya çalışıyorlar.

Nana sadece duygusal bir anime değil, aynı zamanda müzikle iç içe geçmiş bir yapım. Nana Osaki'nin punk rock müzikleri, hikayeye ayrı bir hava katıyor. Müzikler, karakterlerin duygularını ve isyanlarını yansıtıyor. Animasyon kalitesi de Nana'nın güçlü yanlarından biri. Karakter tasarımları, moda, şehir görüntüleri... Her şey o kadar özenli ki, izlerken adeta bir moda dergisine bakıyormuşsun gibi hissediyorsun.

Nana, tek taraflı aşkın acısını, hayata tutunma çabasını ve kadın dayanışmasını anlatan etkileyici bir anime. Eğer duygusal bir anime arıyorsan, Nana'yı kesinlikle izlemelisin. Ama uyarayım, mendillerini hazırla. Çünkü bu anime seni ağlatacak, güldürecek ve düşündürecek. Kısacası, hayatına dokunacak bir anime deneyimi yaşayacaksın.

Seyir Defteri Notu: Animenin moda tasarımları, Vivienne Westwood'dan ilham alınmış. Nana Osaki'nin tarzı, punk rock kültürünü yansıtıyor.

Rota Önerisi: Nana'dan sonra Paradise Kiss izleyerek moda temalı bir anime keyfi yapabilirsin. İkisi de Ai Yazawa'nın mangalarından uyarlanmış ve karakterlerin hayallerini takip etmelerini anlatıyor.


7. Orange – Geleceği Değiştirmek Mümkün Mü?

Yolcu, Orange... Bu anime, Naho'nun gelecekteki kendisinden gelen mektupları almasıyla başlıyor. Mektuplarda, Kakeru'nun intihar edeceğini ve Naho'nun onu kurtarması gerektiği yazıyor. Naho ve arkadaşları, Kakeru'nun tek taraflı aşkı yüzünden yaşadığı acıları görüyorlar ve onu kurtarmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama geçmişi değiştirmek o kadar kolay değil. Naho'nun Kakeru'ya olan aşkı, onu kurtarmak için en büyük motivasyonu oluyor. Ama Kakeru'nun travmaları o kadar derin ki, Naho'nun çabaları yeterli olmayabiliyor. İzlerken, "Acaba değiştirebilecekler mi?" diye merak ediyorsun.

Orange sadece duygusal bir anime değil, aynı zamanda zaman yolculuğu temasını işleyen bir yapım. Naho'nun gelecekteki kendisinden gelen mektuplar, hikayeye ayrı bir gizem katıyor. Animasyon kalitesi de Orange'ın güçlü yanlarından biri. Karakter tasarımları, arka planlar, renkler... Her şey o kadar özenli ki, izlerken adeta bir tabloya bakıyormuşsun gibi hissediyorsun. Özellikle lise sahneleri, nostaljik bir hava yaratıyor.

Orange, tek taraflı aşkın acısını, intiharın sonuçlarını ve arkadaşlığın önemini anlatan etkileyici bir anime. Eğer duygusal bir anime arıyorsan, Orange'ı kesinlikle izlemelisin. Ama uyarayım, mendillerini hazırla. Çünkü bu anime seni ağlatacak, güldürecek ve düşündürecek. Kısacası, hayatına dokunacak bir anime deneyimi yaşayacaksın.

Seyir Defteri Notu: Animenin geçtiği şehir, Matsumoto şehri. Şehirdeki manzaralar, animede birebir yansıtılmış.

Rota Önerisi: Orange'dan sonra Erased izleyerek zaman yolculuğu temalı bir anime keyfi yapabilirsin. İkisi de geçmişi değiştirmek ve insanları kurtarmak için mücadele eden karakterleri anlatıyor.


8. Hotarubi no Mori e – Yasak Aşkın Dokunaklı Hikayesi

Yolcu, Hotarubi no Mori e... Bu anime, Hotaru ve Gin'in arasındaki yasak aşkı anlatıyor. Hotaru, ormanda kaybolan ve Gin tarafından kurtarılan bir kız. Gin, insanlara dokunmaması gereken bir ruh. Hotaru ve Gin, her yaz ormanda buluşuyorlar ve birbirlerine aşık oluyorlar. Ama Gin'in insanlara dokunma yasağı, aşklarını imkansız kılıyor. Hotaru'nun Gin'e olan aşkı, yıllar geçse de değişmiyor. İkisinin arasındaki ilişki, zamanla daha da derinleşiyor. Ama Gin'in sonu, aşklarını trajik bir hale getiriyor. Özellikle son sahne... Abi, o son sahnede içim burkuldu ya. Hotaru'nun Gin'e sarılması ve Gin'in kaybolması... İşte o an, aşkın ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor.

Hotarubi no Mori e sadece duygusal bir anime değil, aynı zamanda görsel bir şölen. Orman manzaraları, karakter tasarımları, renkler... Her şey o kadar özenli ki, izlerken adeta bir tabloya bakıyormuşsun gibi hissediyorsun. Özellikle yaz mevsiminin canlılığı, animede çok güzel yansıtılmış. Müzikleri de cabası. Özellikle filmin tema şarkısı, hem hüzünlü hem de romantik bir melodiye sahip.

Hotarubi no Mori e, tek taraflı aşkın acısını, yasak aşkın zorluğunu ve aşkın ölümsüzlüğünü anlatan dokunaklı bir anime. Eğer duygusal bir anime arıyorsan, Hotarubi no Mori e'yi kesinlikle izlemelisin. Ama uyarayım, mendillerini hazırla. Çünkü bu anime seni ağlatacak, güldürecek ve düşündürecek. Kısacası, hayatına dokunacak bir anime deneyimi yaşayacaksın.

Seyir Defteri Notu: Animenin geçtiği orman, aslında Kumamoto prefektörlüğünde bulunan Kamishikimi Kumanoimasu Tapınağı'nın ormanı.

Rota Önerisi: Hotarubi no Mori e'den sonra Wolf Children izleyerek doğa ve insan arasındaki ilişkiyi anlatan bir anime keyfi yapabilirsin. İkisi de anne sevgisi ve kayıp temalarını işliyor.


9. Plastic Memories – Androidler ve Son Hatıralar

Yolcu, Plastic Memories... Bu anime, androidlerin insanlarla birlikte yaşadığı bir gelecekte geçiyor. Tsukasa, SAI Corp'ta çalışmaya başlayan bir genç. SAI Corp, Giftia adı verilen androidleri üreten bir şirket. Giftia'ların ömrü 9 yıl ve ömürleri dolduğunda hafızaları siliniyor. Tsukasa'nın görevi, ömrü dolan Giftia'ları geri almak. Tsukasa, Isla adında bir Giftia ile partner oluyor ve ikisi arasında bir aşk başlıyor. Ama Isla'nın ömrü giderek azalıyor ve Tsukasa, onu kaybetme korkusuyla yüzleşiyor. Isla'nın Tsukasa'ya olan aşkı, onun son hatıralarını daha da değerli kılıyor. Özellikle son bölümler... Abi, o son bölümlerde içim paramparça oldu ya. Isla'nın Tsukasa'ya veda etmesi ve hafızasının silinmesi... İşte o an, aşkın ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor.

Plastic Memories sadece duygusal bir anime değil, aynı zamanda bilim kurgu temasını işleyen bir yapım. Androidlerin insanlarla olan ilişkileri, hikayeye ayrı bir derinlik katıyor. Animasyon kalitesi de Plastic Memories'in güçlü yanlarından biri. Karakter tasarımları, şehir görüntüleri, teknolojik detaylar... Her şey o kadar özenli ki, izlerken adeta bir geleceğe gitmişsin gibi hissediyorsun.

Plastic Memories, tek taraflı aşkın acısını, ayrılığın zorluğunu ve hatıraların değerini anlatan etkileyici bir anime. Eğer duygusal bir anime arıyorsan, Plastic Memories'i kesinlikle izlemelisin. Ama uyarayım, mendillerini hazırla. Çünkü bu anime seni ağlatacak, güldürecek ve düşündürecek. Kısacası, hayatına dokunacak bir anime deneyimi yaşayacaksın.

Seyir Defteri Notu: Giftia'ların tasarımı, anime karakter tasarımcısı Chiaki Nakajima tarafından yapılmış.

Rota Önerisi: Plastic Memories'den sonra Chobits izleyerek androidler ve insanlar arasındaki ilişkiyi anlatan bir anime keyfi yapabilirsin. İkisi de duygusal ve düşündürücü yapımlar.


10. Kuzu no Honkai (Scum's Wish) – Aşkın Karanlık Yüzü

Yolcu, Kuzu no Honkai... Bu anime, aşkın karanlık ve çarpık yüzünü gösteriyor. Hanabi ve Mugi, başkalarına aşık olan iki genç. Hanabi, çocukluk arkadaşı olan öğretmen Kanai'ye aşık. Mugi ise, eski özel öğretmeni Akane'ye aşık. İkisi de aşklarına karşılık bulamıyor ve birbirleriyle bir anlaşma yapıyorlar. Birbirlerini sevdikleri kişilerin yerine koyarak teselli buluyorlar. Ama bu ilişki, zamanla daha da karmaşıklaşıyor ve duygusal bir çıkmaza dönüşüyor. Hanabi ve Mugi'nin tek taraflı aşkları, onları sürekli mutsuz ediyor ve acı çekmelerine neden oluyor. Özellikle son bölümler... Abi, o son bölümlerde içim sıkıldı ya. Aşkın ne kadar acımasız ve yıkıcı olabileceğini gösteriyor.

Kuzu no Honkai sadece duygusal bir anime değil, aynı zamanda psikolojik bir yapım. Karakterlerin iç dünyaları, travmaları ve arzuları, hikayeye ayrı bir derinlik katıyor. Animasyon kalitesi de Kuzu no Honkai'nin güçlü yanlarından biri. Karakter tasarımları, atmosfer, renkler... Her şey o kadar özenli ki, izlerken karakterlerin duygularını daha iyi hissediyorsun. Özellikle cinsellik temasının işlenişi, animenin tartışma yaratmasına neden oldu.

Kuzu no Honkai, tek taraflı aşkın acısını, arzunun karanlık yüzünü ve insan ilişkilerinin karmaşıklığını anlatan rahatsız edici bir anime. Eğer sıra dışı ve düşündürücü bir anime arıyorsan, Kuzu no Honkai'yi izleyebilirsin. Ama uyarayım, bu anime seni rahatsız edebilir ve bazı sahneler seni rahatsız edebilir. Kısacası, bu anime herkesin seveceği türden değil.

Seyir Defteri Notu: Animenin adı, "Scum's Wish" İngilizce bir ifade. Bu ifade, aşkın karanlık ve çarpık yüzünü temsil ediyor.

Rota Önerisi: Kuzu no Honkai'den sonra Yosuga no Sora izleyerek aşkın tabu ve yasak yönlerini keşfedebilirsin. İkisi de tartışma yaratan ve rahatsız edici yapımlar.


Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Galaksi Yolcusu Galaksiler arası seyahat eden bir blog yazarı.